Nereden okuyalım?

04:002/04/2026, Perşembe
G: 2/04/2026, Perşembe
Gökhan Özcan

Her şey hızla değişirken kitap okuma alışkanlıklarımızda da bazı değişiklikler olması kaçınılmazdı. Hâlâ kitapları kitaplardan okuyanların sayısı daha fazla, en azından benim gözlemim bu. Ancak metinleri çeşitli büyüklükte dijital ekranlardan okuyanların ve şimdilerde dijital okuma kayıtlarından dinleyenlerin sayısı da hiç az değil! “Kitap bu, yeter ki okunsun, nereden okunduğunun ne önemi var?” diyenler olabilir. Elbette söylediklerinin haklı tarafları var. Dijital okuma/dinleme seanslarının pratik

Her şey hızla değişirken kitap okuma alışkanlıklarımızda da bazı değişiklikler olması kaçınılmazdı. Hâlâ kitapları kitaplardan okuyanların sayısı daha fazla, en azından benim gözlemim bu. Ancak metinleri çeşitli büyüklükte dijital ekranlardan okuyanların ve şimdilerde dijital okuma kayıtlarından dinleyenlerin sayısı da hiç az değil! “Kitap bu, yeter ki okunsun, nereden okunduğunun ne önemi var?” diyenler olabilir. Elbette söylediklerinin haklı tarafları var. Dijital okuma/dinleme seanslarının pratik avantajları olduğu bir gerçek; iş güç sırasında, temizlik ya da yemek yaparken, uzun yolda ya da ağır ilerleyen şehir içi trafikte araba kullanırken vaktin içini iyi bir şeylerle doldurmak isteyenler için bu dijital kitaplar ve metinler adeta bir kurtarıcı. Hem de satın alarak elde edemeyeceğiniz büyüklükte bir arşive, bir devasa kütüphaneye ulaşabiliyorsunuz dijital bağlantılarla. Bunun akıl çelici, iştah kabartıcı bir yanı yok mu? Maalesef var!

Ancak işin bilir kişileri, yani o meşhur uzmanlar sözü edilen o iştahı kaçırabilecek şeyler söylüyor; ki bunların arasında hâlâ kitapları kitaplardan okumayı, o sayfaları teker teker çevirmeyi, cümlelerin altını çizmeyi, sütun kenarlarına notlar düşmeyi tercih eden sizin ve benim gibi sıradan okurlar da var. Ne söylüyor peki dijitalize okuma tecrübelerine mesafeli duranlar? Mesela dijital okumalarda dikkati metnin üstünde istikrarlı biçimde tutmanın mümkün olamayacağını, araya giren ve saldırgan karakterli olduklarını artık hepimizin bildiği reklamlar, kısa mesajlar, bilgi edinme uyarı ve çağrıları, antivirüs müdahaleleri o dikkatin zihninizin elinde kalmasını engelleyeceğini söylüyorlar. Haksız olduklarını söyleyebilir miyiz? Ben söyleyemem!

Bir başka nokta… Dijital ekranlar dokunmatiktir ama dokunma hissi vermez. Okuduğunuz satırlarla aranıza buz gibi soğuk ekran yüzeyleri girer. Kitaplar öyle değildir, dokunulmaya can atan bir dokusu vardır onların; kaçıncı hamur kâğıt olursa olsun bu böyledir. Dokunduğunuz yerde elbette bir miktar selüloz hissi vardır ama ötesinde ağacı ve ormanı da fısıldar parmağınızın ucuna. Okuma işini sadece gözlerinizle değil, ellerinizle, parmaklarınızla, başınızla, bedeninizle, mekanla kurduğunuz irtibatlarla (koltuk, sedir, gün ışığı ya da aydınlatma gibi tamamlayıcı unsurlarla beraber) gerçekleştirirsiniz. Sayfaları çevirirken merakınız da zihninizde sayfaları çevirir, notlar alırken, satır altlarını çizerken metnin içine tamamen girmiş olursunuz. Bir de kitapların kokusu vardır, bunu severiz. Dijital ekranların kokusu yoktur bunun aksine! Kitapların canı olduğuna inananlar için (ki ben de onlardan biriyim) bu durum araya aşılmaz bir mesafe sokar. Bir kitabı, bir metni sevdiyseniz onunla aranızda böyle bir mesafe olmasını kabullenmek istemezsiniz. Ve bilenler bilir, bu his çok da iyi bir histir.

Ekranlar sistematik bir akış, bir kaydırma ve ilerletme kodu yükler zihnimize. Kitaplarsa daha dingin ve daha az mekanik imkanlarla gelir. Dijital araçlar için kullanıcılara (bu ‘kullanıcı’ kavramına da dikkat edelim!) pratik okuma imkânı sunmak bir yan hedef ve fonksiyondur. Kitapsa sadece kitaptır. Kitabı elinize alırken, onun dünyasına girmeye hazır hale gelirsiniz. Kitabın sizin okuma çabanızı pratikleştirmek gibi bir amacı yoktur, sizin konfor takıntınıza, hızlandırma ve kolaylaştırma gibi beklentilerinize ram olmaz, sizi kendi dünyasına bekler, kendi içsel dürtülerinizi bir yana bırakıp kitabın dünyasına, ritmine, kokusuna dahil olursunuz.

Kimileri dijital okumaların birer tüketim faaliyeti olduğunu, okuyanlara orta ve uzun vadede anlamdan taviz veren bir hız ve performans arzusu kodladığını söylüyor. Aynı kimileri, kitabı kitaptan, metinleri kâğıttan okumanın, hayatın doğal akışı ve ritmi içinde bir ‘inşa’ faaliyeti olarak düşünülmesi gerektiğini ve bunun dijital ekranlardan okumakla kitaplardan okumak arasındaki en esaslı, en temel fark olduğunu ifade ediyorlar. Belki çok orta yerde değil ama kıyıda köşede bu tartışma sürüyor. Henüz çok ateşli bir ayrışma yaşanmıyor çok şükür, ancak bu ikilem en azından bir süre daha kıyı köşe gündeminde kendine yer bulacak gibi görünüyor.

Bendeniz kitaplardan yanayım elbette; ancak ne yalan söyleyeyim, gözüm zaman zaman milyonlarca seçenek sunan dijital arşivlere kaymıyor da değil!

#aktüel
#hayat
#Gökhan Özcan