Dönüp bakınca

04:0027/02/2016, السبت
G: 13/09/2019, الجمعة
İbrahim Tenekeci

Perşembe günü, Hasan Aycın'ı yazıhanesinde ziyaret ettik. Sohbetimiz esnasında, Mehmet Zahit Kotku Hazretleri'nin şu sözünü hatırlattı bize:
'Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.'
Hemen not aldım. Bu kıymetli tavsiye, birçok başka şeyi de beraberinde getirdi. Mesela: Sonrasında pişman olacağımız, mahcubiyet duyacağımız sözlerden ve davranışlardan kaçınmalıyız.
Kurduğumuz son cümle neyse, göründüğümüz son insan kimse, onunla anılabiliriz.
Gerçek hayat veya sanal dünya, fark etmez.


Sahhafiye olmuş, unutulmaya yüz tutmuş kitapları bulup okumayı seviyorum. Her şeyden evvel, dönemlerini oldukça iyi yansıtıyorlar. İşte onlardan biri: Ünsal Özmen'in Fetih Destanım isimli şiir kitabı. Güzel İstanbul Matbaası, 1953. Dinî ve millî yönü kuvvetli bir kitapla karşı karşıyayız. Şair, İstanbul'un fethinin beş yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, eserini Fatih Sultan Mehmet ve askerlerine ithaf ediyor. Fakat kitabı okuyup bitirdikten sonra aklımda tek kalan, arka kapak içindeki resimli reklâm. Şöyle: “Nefis likörlerimizle hem yurt içinde ve hem de yurt dışında övünebiliriz.” Gördüğünüz gibi, bir anda iklim değişti. Konu ilginç bir yere vardı. Neydi, ne oldu?

Niyet güzel, akıbet çirkin.


Sahhafiye demişken, elimize bir kitap daha alalım. Erol Tekin'ın Yanlış Kapı'sı. Kitabı başlatan ilk iki dize: “Yanlış bir kapı çalmışım dostlarım / Yanlış bir kapı açılmış sonuna kadar.” Sade ve etkili. Özetle:

Yanlış kapıyı kullanarak doğru binaya giremeyiz.


***


Bu şiirlerin yazıldığı, kitapların yayınlandığı yıllarda meydan açmak için camiler yıkılıyor, nice tarihi eser yol genişletme çalışmalarına kurban gidiyordu. Oyun parkı yapılmak için yok edilen mezarlıkları da analım. Şimdi ise kayıp camiler tekrar hayata döndürülüyor. Sayısız emanet ihya edildi, ediliyor. Bu farkı hem görmek, hem göstermek mecburiyetindeyiz. Ahlakî bir zorunluluk. Öte yandan, şehitlik olarak bilinen bir yer, Bizanslılara verilmek isteniyor. Duruma itiraz ettiğimiz vakit, mevcut iktidara düşmanlık yapmış olmayız. Ne yazık ki işte böyle bir noktaya geldik, gelindi. Bu sıkıntılı hâl, hayatımızın birçok alanına yayılmış vaziyette. Yanlışa yanlış dediğimizde, bazı biçimsizliklerle, rencide edici ithamlarla karşılaşabiliyoruz. İş şahsiyata kadar varabiliyor. Daima aklımızda bulunsun, hiç unutulmasın:

“Amellerin en hayırlısı, bir müminin gönlüne sevinç olmaktır.”


Manevi büyüklerimiz hep aynı nasihatte bulunur:

“İslâm tenkit değil, tebliğ dinidir.”


Tebliğ nedir? İnsanları yanlış olandan korumaya ve doğru olana yönlendirmeye çalışmak. Yani kötünün, çirkinin ve haksızlığın yerine iyiyi, güzeli ve hakkı tavsiye etmek. Üslupla, incelikle, kırmadan. Böyle yapıldığında, zaten başka bir şeye ihtiyaç kalmaz.



Ölçü olarak, bir de ilave:

Yazdıklarımızın tamamı, hane halkının içinde yüksek sesle okunabilmelidir.


***


Bugün eski kitaplardan bahsettik. Bu şekilde bitirmek isterim. Abdâl Musa Sultan Velâyetnamesi'nden birkaç cümle. Anadolu Matbaası, 1978. Hepimizin anlayacağı biçimde, tane tane: “Az söyle. Sadık ol, mümin ol. Bilmediğin kişiye yar olma. Önceleri düşmanlık yapmış kişiyle dost olma. Kimsenin musibetine gülme.

Kendinden ulu kimseyle mücadele etme.

Doğru ol. Dünya için gönlünü mahzun etme. Hilâf söyleme. Düşmanına yüz verme. Her bulunduğun hâle şükreyle. Ahde vefa et.” (Sayfa 35.)



Son olsun:

Kötülükten her şey beklenir. Ona uymamak duasıyla, umuduyla.

#Hasan Aycın
#Mehmet Zahit Kotku Hazretleri
#İslâm
#tenkit
#tebliğ
#Fetih Destanım