Bir kanun teklifinin komisyonlardan başlayan serüveni boyunca şekil değiştirmesinin şaşılacak bir yönü olmadığı muhakkak. Nitekim kısaca “4+4+4” olarak ifade edilen kanun teklifi de bu süreci yaşamakta. Kanun teklifinin bu süreç içinde geçirdiği ilk değişiklik, bildiğiniz gibi, kendisinden “açık öğretim” ya da “evde öğretim” olarak söz edilen yöntemin hangi kademeden itibaren imkan dahilinde olduğuna ilişkindi. Teklifin ilk halinde bu yöntemin seçimi 4 yıllık kademenin ardından mümkün kılınmışken, değişiklik sonucu sınır “4+4”ten sonraki döneme çekildi.
Kanun teklifinin alt komisyonda geçirdiği son değişiklik de çok önemli. Bu değişikliği konuya ilişkin bir haber başlığı aracığıyla şöyle özetleyebiliriz: “Çıraklık yaşı 11''e indirilmeyecek”. Bu değişikliğin çok önemli olduğu muhakkak. Ancak bu önemli-gerekli değişikliğin yapılmış olması kanun teklifini hazırlayanlara şu soruyu yöneltmemizi unutturmamalı: Kanun teklifinin 13. Maddesini “5/6/1986 tarihli 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan ''İlköğretim okulunu'' ibaresi ''İlköğretim birinci kademeyi'' şeklinde değiştirilmiştir” şeklinde hazırlayanlar “çocuk işçiliğe”ne ilişkin ne derece büyük bir yanlış yaptıklarının farkında değiller miydi? Farkında olmaları gerekir, çünkü kanun teklifinin “Madde Gerekçeleri” faslında 13.maddenin gerekçesi şöyle kaleme alınmıştı: “3308 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki değişiklik ile mesleki eğitimin geliştirilmesi amacıyla çıraklık eğitimi alabilmek için gerekli yaş ve mezuniyet şartı değiştirilmektedir.”
Peki bunun anlamı ne? Bu apaçık anlamı sendikal hareket-çalışma hayatı alanına ilişkin farklı ve önemli açıklama ve yorumlarıyla tanıdığımız Aziz Çelik, söyle anlatıyordu: “Teklif ile, Meslek Eğitimi Kanunu''nun ''aday çırak'' başlıklı 9. Maddesinin ''İlköğretim okulunu bitirmiş olanlar, bir mesleğe hazırlık amacı ile çıraklık dönemine kadar işyerinde çırak olarak eğitilebilirler'' hükmünde yer alan ''ilköğretim'' ifadesi ''ilköğretim birinci kademe'' olarak değiştirilmektedir. Aynı yasanın 10. maddesinde düzenlenen ve çırak olmak için zorunlu olan ''14 yaşını doldurmak ve en az ilköğretim okulu mezunu olmak'' koşulları ise ''11 yaşını'' ve ''ilköğretim birinci kademe'' şeklinde değiştirilmektedir. Böylece çocukların 4 yıllık eğitimden sonra aday çırak ve çırak olmasının önü açılmaktadır. Bunun anlamı istihdama giriş yaşının, çalışma yaşının 11''e düşürülmesidir.”
Tekrar ediyorum: Kanun teklifinin bu 13. Maddesi (“Gerekçesi” ile birlikte) nasıl kaleme alınabildi, nasıl Meclis''e sevk edilebildi?
Aziz Çelik, bu münasebetsiz teklifin Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen 138 Sayılı Sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu da hatırlatıyor. Türkiye''nin 138 Sayılı Sözleşmeyi onaylayarak anayasal bir hüküm haline getirmiş bir ülke olduğunu belirtmeyi de unutmayarak.
Dolayısıyla, Çelik''in bu değerlendirmelerinin yer aldığı yazısına uygun gördüğü başlık çok yerindedir doğrusu: “Çırak nesiller yetiştirmek”.
Demek ki, ülkenin mutlaka değiştirilmesi gereken eğitim-öğretim sistemini “aceleye getirmek”ten sakınmak gerekiyor. Okullarımızı Atatürk''ün büyük boy fotoğrafları ve büstleri, büyük boy “Gençliğe Hitabe”, “İstiklal Marşı” ve Osmanlı Padişahlarının temsili resimleri gibi “militarist” donanımlardan kurtarmak yerinde bir seçim olmasına rağmen, “Okul”un gerçek anlamda reforme edilmesi çok daha ciddi bir iştir.
“4+4+4” reformu her şeyden önce, “4”ler arasındaki geçişin nasıl sağlanacağı hususunda suskundur. Bu reform için atıf yapılan Batılı ülkelerin eğitim-öğretim sistemlerinin bu geçişi nasıl yaptıklarına ilişkin bahis unutulmuş gibidir. Tamam, doğru, “4+4+4” adları sıralanan birçok ülkede kabul görmüş bir sistemdir. Ancak ilk “4”ten sonra kimin hangi “4+4”e yöneleceği-yöneltileceği-yönelmek zorunda bırakıldığı (büyük) meseleye hiç girilmemiştir. “Fırsat eşitliği”nden söz etmenin bu meseleyi açıklayamadığını unutmayalım. (Bu önemli konuyu bir sonraki yazımda gözden geçirmek istiyorum.)
Bugün için son olarak kanun teklifinin üzerinde durulmayan bir maddesine, 20. maddesine ilişkin birkaç soru yönelteceğim.
Kanun teklifinin 20. maddesi doğrudan, mali portesi 7 milyar liraya ulaşabileceği söylenen “Fatih Projesi”ni ilgilendirmektedir. Şu madde yani:
“Eğitimde FATİH Projesi kapsamında okullara ve öğrencilere sağlanacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin gerçekleştirilmesi, belirlenen sürede tamamlanabilmesi, proje hizmetlerinin kesintisiz olarak öğrencilere eş zamanlı olarak sunulabilmesi, ülkemizde bulunmayan teknolojilerin transferinin sağlanması ve proje konusu ürün ve hizmetlerin azami düzeyde katma değerle yurtiçi üretiminin temini amacıyla projenin Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutulması gerekmektedir.”
Siz ne düşünüyorsunuz bilemem. Ancak ben, söz konusu projenin gerçekleştirilmesinin “Kamu İhale Kanunu” kapsamı dışında tutulmasını gerçekten –belki de “ihale” meselelerine yabancı olmamdan dolayı- anlayabilmiş değilim. Yoksa “Kamu İhale Kanunu” adnı taşıyan kanun projenin gerçekleştirilmesi yönünde 20. maddede sıralanan olumlu gelişmelerin önünü kapatabilecek nitelikte kötü-zararlı bir kanun mudur?
Sorunun cevabını 20. maddenin “Gerekçesi”nden çıkartabilmek de imkansız çünkü gerekçe olarak önümüze sürülen metin 20. Maddenin harfi harfine tekrarıdır. Bu “Gerekçe” de “Niçin” sorusunun cevabını vermemektedir.
Keşke bu madde de layıkıyla tartışılsa da meseleyi benim gibiler de anlasa...
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.