Dişinin kovuğu

00:0030/12/2006, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Mehmet Şeker

Masaya yiyecek bir şeyler getirdiler. Arkadaşlardan biri, getirilenleri az bulmuş olmalı ki “Bu ne yahu!” diye çıkıştı, “Bu benim dişimin kovuğuna bile gitmez.”Duyan da iri kıyım biri sanacak.Ufak tefek denebilecek yapıda hâlbuki.* * *Adını unuttum, bir Yörük oğlu okumuş, üniversiteyi bitirmiş, yüksek statüde mevkiler edinmiş.Günlerden bir gün köydeki babasını İstanbul''a getirmiş.Lokantaya gitmişler. Koca Yörük, garsonun getirdiği haşlamaya bakmış, tabak içinde ufak bir et parçası. Yarısı da kemik...Tabağı

Masaya yiyecek bir şeyler getirdiler. Arkadaşlardan biri, getirilenleri az bulmuş olmalı ki “Bu ne yahu!” diye çıkıştı, “Bu benim dişimin kovuğuna bile gitmez.”

Duyan da iri kıyım biri sanacak.

Ufak tefek denebilecek yapıda hâlbuki.

* * *

Adını unuttum, bir Yörük oğlu okumuş, üniversiteyi bitirmiş, yüksek statüde mevkiler edinmiş.

Günlerden bir gün köydeki babasını İstanbul''a getirmiş.

Lokantaya gitmişler. Koca Yörük, garsonun getirdiği haşlamaya bakmış, tabak içinde ufak bir et parçası. Yarısı da kemik...

Tabağı tuttuğu gibi içindeki et parçasını pencerenin dış tarafında gezinen köpeğe fırlatmış.

Garsonun şaşkın bakışları devam ederken, ihtiyar “Sen” demiş “bize şöyle doğru dürüst bir parça getir. Büyük tabakta olsun.”

Tencere olduğu gibi gelmiş, ortaya konmuş.

Heybetli Yörük ağası, tek başına bir kuzuyu kemik çıkarmadan bitirebilen biri.

Köyündeyken köpeğe verdikleri miktardaki etin, lokantada önüne konmasını, hakaret kabul etmesi normal.

* * *

Fakat bizim sincaptan az büyük arkadaşın sofraya konanları Koca Yörük gibi görmesi kolay anlaşılır cinsten değil.

Onu önceden beri tanıyanlar ise söylediklerinin ne kadar gerçek olduğunu bilir.

Hani geçen sene miydi bir Avrupa ülkesinde sosisli sandviç yeme yarışması yapılmıştı da cüsseli adamlar dururken minicik bir Japon kızı birinci olmuştu ya.

İşte öyle bir şey.

Görenler hayret eder; “Herhalde bunun gövdesinin içi, bütünüyle mideden ibaret” düşüncesine kapılır.

* * *

O sebepten “Dişimin kovuğuna bile gitmez” demesi boşuna değil.

Dişlerine bakılınca da durum anlaşılabilir.

Dişlerini hayatı boyunca hiç fırçalamadığı ilk nazarda belli oluyor.

Lorel ile Hardi filminde geçen bir sahne vardır. Lorel ayakkabılarını boyamak için Hardi''nin diş fırçasını kullanır. O sırada dişlerini fırçalamaya hazırlanan ve fırçanın nerede kullanıldığına dikkat etmeyen Hardi, arkadaşından fırçayı ister.

Öteki de uzatır.

Az sonra ağzı simsiyah olmuştur.

İşte bizimki de aynen öyle bir ağız yapısına sahiptir.

Ayakkabı boyasını yanlışlıkla dişlerine sürmüş de yıkamayı unutmuş gibi.

* * *

Arz ettiğim bu kısa açıklama, dişlerin rengiyle ilgili kısmıydı.

Bir de kovuk meselesi var ki, dediğinin hiç abartılı olmadığını, onu esnerken görenler bilir ancak.

Kahraman bir diş hekimi bulunsa ve o arkadaşın ağzının içine bir müdahale yapmaya ikna edilse, neler neler bulunur...

Kıbrıs çıkarması sırasında yediği lahmacunun bir parçası...

Muhammed Ali''nin boks maçlarını seyrederken atıştırdığı kaşar ekmeğin bir kısmı...

12 Eylül darbesinden sonra bir ahbabının Kayseri''den gönderdiği pastırmanın, artık arkeolojik sayılabilecek kalıntıları...

Ve daha neler!

Doğu ve Batı Almanya arasındaki utanç duvarı yıkılınca, taş parçalarını alıp saklayanlardan çoğu, o hatıralara sahip çıkamamış, kaybetmiş, sağda solda unutmuş olabilirler.

Fakat bizim arkadaşın, o duvarın yıkıldığı tarihte yediklerinin parçaları dişlerinin kovuğunda durmaktadır.

* * *

Orucu bozan şeyler arasında sayılan maddelerden biri de çok iyi hatırlayacaksınız, diş arasında kalan parçaların, nohut tanesinden büyük olması durumudur.

İşte o madde, bizim bu arkadaş için konmuş sanki.

Neyse uzatmayalım, garsonlar çalıştı ve masayı donattılar.

Bizimki önce dişlerinin kovuğunu doldurdu, sonra midesini.

Hepinize iyi bayramlar, iyi seneler dilerim. Dişlerinize iyi bakın.