Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
27

Bildirimler

Sıkıntı insanoğlunun acziyetinden vücut bulan olgulardan biri. Kimsenin bir eli yağda bir eli balda değil. Böyle imkânlara sahip olanların da sıkıntıları var. Her ferdin kendi konumuna göre sıkıntısı olabilir. Bunlar çok çeşitlidir. Ama eskiler "büyük sıkıntı"yı üçe indirmişlerdir. "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm". İnanç sıkıntının panzehiri. Sabır ve şükür yani. Mesela yukarıdaki üç unsura ben hastalığı da katarım. Gerek kendin, gerekse bir yakının hasta ise sana huzur haram olur. Böyle durumlardan etkilenmeyen duygusuz adamlar da var. Sıkıntıyı defetmenin en iyi ilacı çalışmak ve üretmektir. İş insanı güzelleştirir. "İnsanların en hayırlısı diğer insanlara iyiliği dokunandır". Boş gezenin boş kalfası elbette sıkılır. Ama işsizlik de büyük sıkıntı. Gerçi bazıları iş beğenmez, daha fazla para daha fazla konfor ister. Azla yetinmeyi bilmez. Böylelerini tatmin etmek zordur.

Günümüzde ferdin önemli bir sıkıntısı "geçim derdi"dir. Gelişmiş ülkeler dahi artık halkı memnun edemiyor, gelir-gideri karşılamıyor. Maaşlar artmıyor, insanlar sıkıntıya giriyor. Grevler, gösteriler oluyor. Ama bunların da sebebi var. En göze görüneni tüm dünyanın kapitalizmin pençesinde "tüketim toplumu" olmasıdır. Bakınız Yunanistan zor durumda. Uzmanlar ülke ekonomisini analiz ederken şu sonuca ulaşmış. Yunan halkı ayağını yorganından bir metre dışarı çıkarmış ve buna fena halde alışmış. Borçla yaşayan aileler de böyledir. Ödeyemeyecekleri harcamaların altına girer, sonra sıkıntıdan kıvranırlar. Tüketim toplumunun arzu katsayısını yükseltecek çok unsur var. Reklamlar ve kredi kartları. Kapitalizm bize hiç de ihtiyacımız olmayan malları kakalıyor. Bile bile lades yani. Biz çocukken tandır ekmeği yiyerek büyüdük. Bizim oranın ekmekleri hayli uzun ve geniştir. Kenarları biraz kalın olur. Pişen ekmek en az on beş günlüktür. Kilerde tavana asılı bir tahta üstüne istiflenir (fare ulaşamaz) üzerine bir bez örtülür. Zamanla kuruyan ekmek sofraya getirilmeden üzerine biraz su çiselenerek yumuşatılır. Biz çocuklar ekmeğin ince ve yumuşak olan kısmına saldırır, kenarlarını yemezdik. Kıtlık ve seferberlik görmüş olan ninem bu ekmek kenarlarını biriktirir. Geniş ve yayvan bir bakır kaba yığar, üzerine tereyağı, domates salçası, soğan ve biberden oluşan çok lezzetli bir su gezdirerek bize "tirit" yapardı. Bu lezzetli suda yumuşayan ekmeği yoğurt eşliğinde severek yerdik. "Tirit"in başka türlü yapılışları da vardır, ama aslı tasarruftur. İsrafın önüne geçmektir.

Bakınız dünyanın sömürü yüzünden fakir kalmış ülkeleri (Msl. Afrika) açlıktan kıvranırken, bu gün ekonomik krize girdiklerini dehşetle fark eden Avrupa ülkeleri hangi şartlarda yaşıyor.

Fransa''nın bir yıl içinde "Kozmetik ürünlerine" harcadığı para ile tüm Afrika ülkelerinin içme suyu ihtiyacı karşılanabiliyor.

Bu ne büyük bir zulümdür.

Türkiye de maalesef lüks tüketim yapabilecek ülkeler arasında sayılıyor. Bu ne büyük bir aymazlıktır. Lüks bizim neyimize. Gelir farkı yüzünden nüfusun yarısı yoksulluk sınırında bulunurken lüksten bahsetmek, hatta bununla övünmek utanç vericidir.

Evet ülkemiz son on yıl içinde makro planda daha rahat bir ekonomik duruma yükselmiştir. Şirket ve banka kârları katlanarak büyüyor. Yukarıdaki bu refah aşağıya ne kadar yansıyor.

Önemli olan bu.

Sıkıntı derken kriz-entelektüel içinde olanları değil, geçim sıkıntısı çeken geniş kitleleri göz önünde bulunduruyorum.

Ülkede bir ara iki güzel slogan (hedef) vardı. Biri "Önce ahlâk ve maneviyat"ı öteki "âdil düzen" idi. Ne yazık ki bunlar rafa kalktı. Ama önümüzde hem demokrasiyi, hem hukuku yani adaleti gerçekleştirecek bir fırsat var. O da yapılacak "Yeni ve sivil anayasa"dır.

Bu anayasa hak arama yollarını açmalı, ülkeyi "gemisini yürüten kaptandır", "köşeyi dön de nasıl dönersen dön", "bir koy bin kazan" gibi psikolojik-sosyolojik hastalıklardan kurtaracak, alın terine öncelik verecek, haksız kazancın önüne geçecek bir anayasa olmalıdır.

Kanun kağıt üzerinde kalırsa hükmü yok olur. Bu sebeple "önce ahlak ve maneviyat" diyoruz. Ahlakın kaynağı ilahidir. Allah korkusu olmayan adamı hiçbir şey kötülükten alıkoyamaz. Buna itiraz edenler olur. Onlar "menfaat", öne çıkarır, düzeni "menfaat" hakkına dayandırırlar. Oysa menfaat çok su götüren bir kavramdır. Ahlaksızların, kötü niyetlilerin elinde bir silah gibi kullanılabilir. "Kitabına uydurmak" bunların en üstün yetenekleridir. Siz bunları ne kanun, ne polis, ne hapis ile durduramazsınız.

Şunu unutmayalım: Kötülerin gölgesi olmaz. İyilik karşılıksız kalmaz (Ha bu dünyada, ha öbür dünyada). Sıkıntının temelinde çokluk maneviyat eksikliği bulunur. Siz düzeni sadece maddiyat üzerine kurarsanız ülke topal kalır.

Kurduğunuz kule bir üfürükle yıkılır. Hepimiz altında kalırız. Denetleyenin, denetleyeninin denetliyeni zinciri boş bir hayaldir. Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...