Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
27

Bildirimler

Türkiye"de kamuoyları alabildiğine siyâsallaşmış durumda. Bu durum aslında yoğun ve harâretli siyâsallaşmalar ile siyâsetten soğumayı belirleyen koşulları gözden geçirmek için iyi bir fırsat doğuruyor.

Bu konudaki genel ve yaygın bakış, siyâsetten soğumanın ileri refah toplumlarında; sıcak siyâsallaşmanın ise genellikle daha az müreffeh toplumlardan başlayarak yoksul dünyâya doğru arttığına işâret etmektedir. Bu noktadan bakıldığında Batı toplumlarında siyâsetten soğumayı temellendiren gerekçeleri de yakalayabiliyoruz. Daha avâmî bir dille ifade edecek olursak, "tuzu kuru" yerlerde, siyâsetin harâretinin azalması için gerçekten de çok sayıda fırsat oluşmuş olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu nihâyetinde yüzeysel bir değerlendirmedir. Sâdece durumu gösterir, ama anlatmış olmaz. Daha derinde, süreç ve olgu, siyâsetin, yaygın oydaşmalar üzerinden kurumsallaşmış olmasıyla alâkalıdır. Meselâ 19. Yüzyıl Avrupa"sında siyâset kurumsallaşmıştı kurumsallaşmasına; ama söz konusu kurumsallaşmalar yaygın bir mutabakata dayanmıyordu. 20. Yüzyıl''da, Batı, farklı sınıflar, ya da zümrelerin mutabakatı ile kurumsallaşmasını bir üst seviyeye taşıdı. Keynesyen siyâsal ekonomi, siyâsetin kurumsallaşmasını, kaynakların ya da değerlerin tahsisatı ve dağıtımı konusunda, âdetâ saat titizliğinde işleyen bir rejime dayandırdı. Bu rutinleştirme içinde siyâset heyecanını büyük ölçüde kaybetti. 1970"lerde insanlar için siyâsetle "gereğinden fazla" ilgilenmek bir "takıntı" olarak algılanmaya başladı. Siyâsal figürlerin karizmatik etkileri azaldı. Siyâsal vaadler somut verilere dayandırılmadıktan sonra büyülü çekiciliğini kaybetti; siyâsal karikatür muamelesi görmeye başladı. Siyâsetin boşalttığı alanı, turizmden sayısız ilgi ve hobiye kadar çok başka şeyler doldurdu. Bu, özellikle toplumsal hacmi büyüyen orta sınıf hayâtlar için geçerliydi.

Siyâsete ilgisizlik özellikle siyâsal katılım konusunda çok çarpıcı sonuçlar ortaya koymaya başladı. Özellikle siyâsal entelektüeller, siyâsetten soğumayı Batı uygarlığının temel değerlerinde bir aşınma olarak görmeye başladı. Siyâsetin harâretinin azalması elbette ki yatıştırıcı etkiler sağlıyordu. Ama, siyâsetten soğumak, erdemli ve sorumlu yurttaş idealini de ortadan kaldırıyordu. Bu orta ve uzun vadede ağır sorunların doğmasına yol açabilecek bir tehlike olarak algılandı ve yeniden insanların siyâset ile ilgilenmesini teşvik etmek için neler yapılması gerektiği konusunda entelektüel bir ilgi doğurdu. Ama yapılanların başarılı olduğunu söyleyemeyiz.

Diğer taraftan siyâsetten soğuma, muhalif ve idealist hareketleri sona erdirmedi. Ama, toplumsal idealler ile siyâsetin bağının kopukluğunu burada daha berrak görebiliriz. 1968 hareketleri, burada ifade edilenlerin sağlamasını veriyor. 68"li idealist kuşakların bir kısmı, meselâ "Çiçek Çocukları" hareketi, ya da "beat" ve "underground" kültüründe olduğu üzere ideallerini siyâset dışı alanlarda, yeni hayât alanları kurmaya çalışarak bir şeyler yapmaya çalıştı. Bunlar kısa ömürlü oldu. Dünyâyı değiştirme gücü elde edemedi. Bir başka yöneliş ise, siyâsal görünümlü olmakla birlikte, aslında siyâsetten soğumanın ve siyâsal umutların tükenişine misâl vermekte zorlanmayacağım aşırılıkçı hareketlerdir. Bu konuda ilk akla gelen Kızıl Tugaylar hareketidir. İçerdiği siyâsal yoğunlaşmaya inat, aslında bu hareket siyâsetten umudun kesilmesini ifade eder ve tepki ve nefret yüklü underground kültürün siyâsal makyajlı, daha keskin halidir; siyâset takıp takıştırır, ama içeriğinin siyâsal olduğu tartışmalıdır.

Siyâsal umutların söndüğü, bakiye umutların ise siyâsal karşılıklarını bulmadığı bu çelişkili dünyâda, 68"lilerin neden Üçüncü Dünyâcı ya da Maocu olduklarını daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü onların gözünde, meselâ bir Che imgeleyip, simgelediği Üçüncü Dünyâ hareketlerinde bir umut vardı. Bunun da siyâsal bir umut olduğunu düşünmüyorum. Zâten Che imge ve simgesinin yorumları bunu düşündürüyor. Eğer Che Küba"da kalsaydı, ahir ömrünü bir bakan olarak geçirseydi, Che"yi bugün çok başka anıyor, ya da anmaz olurduk. O, sâdece Küba"dan değil, siyâsetten de kaçtı ve eylemin mutlaklığında hayâtını kaybetti. Bu yüzden siyâsetten soğumanın ideal tipini oluşturdu.

Merkez dünyâ toplumlarında siyâsete dönük ilginin sönmesi elyevm devam ediyor. Artık siyâset ile romantizm biraraya getirilebilen iki yaka olmaktan çıktı. Siyâset modern dünyâda kaçınılmaz olarak bürokrasinin soğuk duvarlarında sonlanan bir tecrübe olmaktan öteye gitmiyor. Eğer bu konuda bir tarihsel boşluk varsa, siyâsete ilgiler artıyor. Pek çok yarı-merkez toplumlarda görülen siyâsete dönük ilgi bürokratik boşluğu dolduran enformel ilişkiler üzerinden yürüyor. Yâni ilgi aktüel ve oportunist olmaktan öteye gitmiyor. Yeni kapitalizm bürokrasilerin küçüleceği umudunu verdi. Bu umut artık söndü. Tüm dünyâda devletler toparlanıyor. (Maoculuğun bürükratik-otoriter sonuçlarına dikkât edelim). Yâni devlete bir geri dönüş var. Bu bürokratik pekişmenin estetizasyonu ise kadim geçmişlerden devşirilen ve fantazmagorik olarak işlenen imge ve simgelerle yapılıyor. Hasılı; siyâset ile romantizm değil, fantazmalar eşleniyor. Bunlara dikkât etmek lazım...

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...