'2008 krizi'ni saçlarının her teliyle hissedenler
Özgün adını (Margin Call) 'para piyasasında tehlike çanları çalması' anlamındaki teknik bir deyimden alan 'Oyunun Sonu', daha önce benzer konuları işlemiş 'Borsa-2” gibi önemli seleflerine ve genç yönetmeni J. C. Chandor'un henüz ilk uzun metrajlı sinema deneyimi olmasına rağmen, tam bir yıldızlar geçidi görünümündeki oyuncu kadrosunun ortaya koyduğu usta işi performanslar, yanı sıra da kalıpları reddeden özgün senaryosuyla kendisini başından sonuna kadar bir solukta izletmesini biliyor.
alimuratg@yahoo.com
OYUNUN SONU (Margin Call)
Yapım Yılı ve Ülkesi:
2011, ABD yapımı
Türü ve Süresi:
Borsa ve ekonomik kriz odaklı drama, 107 dakika
Yapım Bütçesi:
3 milyon 400 bin Amerikan Doları
Gösterim Formatı:
35 mm standart sinema filmi
Perdedeki Resim Formatı:
1.85:1
Ülkemizde Gösterime Sunulan Kopya Sayısı:
24
Yönetmen:
J. C. Chandor
Senarist:
J. C. Chandor
Görüntü Yönetmeni:
Frank G. DeMarco
Özgün Müzik Bestecisi:
Nathan Larson
Kurgucu:
Peter Beaudreau
Yapım Tasarımcısı:
John Paino
Sanat Yönetmeni:
Marissa Kotsilimbas
Set Dekoratörü:
Robert Covelman
Kostüm Tasarımcısı:
Caroline Duncan
Makyaj Tasarım Ekibi Şefi:
Cassandra Keating
Saç Tasarım Ekibi Şefi:
Chris Clark
Oyuncuları:
Kevin Spacey (Sam Rogers), Jeremy Irons (John Tuld), Demi Moore (Sarah Robertson), Stanley Tucci (Eric Dale), Paul Bettany (Will Emerson), Simon Baker (Jared Cohen), Mary McDonnell (Mary Rogers), Pen Badgley (Seth Bregman), Zachary Quinto (Peter Sullivan), Ashley Williams (Heather Burke), Aasif Mandvi (Ramesh Shah)
İthalatçı Şirket:
D Productions
Dağıtıcı Şirket:
UIP
İçerik Uyarıları:
Filmde, çok kısa ve yüzeysel bir “striptiz bar” sahnesi haricinde cinsellik/çıplaklık ve şiddet bulunmuyor. Buna karşılık, yoğun olarak argo diyaloglar ve içki-sigara kullanımı içerdiğinden dolayı, 13 yaşından küçük izleyiciler için uygun bir yapım değildir.
Ailece izlenebilir mi?
/ ŞARTLI EVET
(Ailenin küçük üyelerinin 13 yaşından daha büyük olması şartıyla)
Yeni Şafak-Sinema Puanı:
* * * 1/2
::::::::::::::::::::::::::
FİLMİN KONUSU:
2008
finansal krizinin hemen öncesinde, felaketin kendisini henüz hissettirmediği
"iyi"
günlerden biri… Kariyerinin başlarındaki genç analist
Peter Sullivan
, çalıştığı yatırım bankasının batma riski altında olduğunu gösteren bir bilgiyi gün ışığına çıkartır. Hayatî değere sahip bu bilgiyi kullanarak şirketi batıştan kurtarmak ve hattâ yaklaşan zorlu süreçte yükselişe geçmesini sağlamak mümkündür.
Fakat, kaostan kurtuluşa doğru somut adımlar atmak göründüğü kadar kolay olmayacaktır.
Sullivan
'ın şok edici bulgularını kendileriyle de paylaştığı şirket yöneticilerinin durumu erkenden görüp bir dizi finans ve ahlâkî karar almaları gerekmektedir. Ancak, pek çoğu bu öngörü yeteneğinden yoksundur. Onların yaklaşan ekonomik felaketin boyutlarını lâyıkıyla sezememeleri de kendileriyle birlikte yüz binlerce insanın 24 saat içinde işini ve geleceğini yitirmesine yol açacaktır.
::::::::::::::::::::::::::
Mâlûm, bankacılık ve borsa işleriyle profesyonelce ilgilenenlerin yakından tanıdıkları bir kurum vardır:
“Takasbank”
… Sermaye piyasasının dizginlerini elinde tutan, yatırım oyununun kurallarına göre oynanmasını sağlayan bir hakemdir
Takasbank
… İşte,
“Margin Call”
da o kurumun yetkililerinin, sermaye açısından tehlikeli sınıra, kritik eşiğe ulaşan diğer aracı kurumları arayıp,
“Bize yatırdığınız teminatlar -piyasada yaşanan yoğun değer dalgalanmaları nedeniyle- artık yetersiz. Batıyorsunuz, vâdesi içinde derhal teminatlarınızın miktarını artırın”
uyarısını yapmalarını kasteden bir finansal deyim… Ki aynı günlerde üst üste piyasanın bir kaç önemli aktörüne gönderilen bu türden uyarı mesajları, dünyanın bütün bankacılık sistemlerinde yaklaşan ciddi bir ekonomik krizin habercisi anlamına geliyor.
Yönetmen
J. C. Chandor
, henüz
ilk uzun metrajlı sinema filmi
olmasına rağmen, yaklaşık
3 buçuk milyon Dolar
gibi, Hollywood Krallığı için leblebi çekirdek parası sayılabilecek inanılmaz düşük bir bütçeye yaslanarak yazıp yönettiği bu müthiş filmden sonra kendisine
(
“marjı tamamlama çağrısı”
da dahil)
pek çok
Wall Street
sırrını nasıl bildiğini, daha da önemlisi böylesine çarpıcı bir gerçeklik duygusunu nasıl yakalamayı başardığını soranlara,
“Babam sermaye piyasasının içindeydi. 40 yıl süreyle efsanevî Merrill Lynch şirketi için çalıştı. Onun stresle kaplı hayatına ilişkin kişisel gözlemlerim ve senaryo yazım sürecinde anlattıkları, benim için en sahici danışman konumundaydı”
demiş.
Finansal haberleri yakından takip edenlerin hemen hatırlayacağı üzere, küresel ölçekte manevralar yapan
New York
merkezli bir yatırım bankası olarak
Merrill Lynch
de onca köklülüğü
(
1914
'de
Charles E. Merrill
tarafından kurulmuştu)
ve yatırımcılara güven aşılayan sağlam geçmişine rağmen, en olmaz sanılanların bile ardı ardına gerçekleştiği o büyük
“2008 Krizi”
nde topu dikmiş ve
14 Eylül 2008
tarihinde -devlet müdahalesi sonucu- imzaladığı bir devir anlaşmasıyla, ertesi yılın başından itibaren
Bank of America
bünyesine katılmıştı.
AVRUPA'DA DA BÜYÜK SAYGI GÖRDÜ
İlk olarak bu yılın ocak ayında bağımsız sinemanın önde gelen vitrinlerinden
Sundance Film Festivali
'nde görücüye çıkan
“Oyunun Sonu”
, ilkbaharda ise
Cannes Film Festivali
'nde
“Altın Palmiye”
için yarıştı. Her ne kadar,
Robert De Niro
başkanlığındaki büyük jüriden
“en iyi film”
ödülünü alamadıysa da
Wall Street entrikaları
gibi
Atlantik
'in öte yakasına özgü konulara fazlaca âşina olmayan
Cannes
ortamında özellikle izleyiciyi kendisine hayran bırakan sert gerçekçiliği ve muhteşem oyuncu kadrosuyla son derece olumlu izlenimler elde etmeyi başardı.
Daha önce çektiği bir kaç kısa film dışında CV dosyası bir kâğıt peçetenin üzeri kadar boş görünen
J. C. Chandor
'un, böylesine çekici bir yıldızlar topluluğunu iknâ etmesi de bütünüyle senaryonun sahip olduğu o benzersiz tılsımdan kaynaklanıyor. Konusu gereği sıklıkla
Oliver Stone
'un
“Borsa”
(Wall Street, 1987)
ve özellikle 2010 yapımı “Borsa-2: Para Asla Uyumaz”
(Wall Street: Money Never Sleeps)
adlı yapıtlarıyla kıyaslanan
“Oyunun Sonu”
, hiç çekinmeden belirtelim ki
Stone
'un fazla Amerikanvâri oyunculuklara dayalı o çalışmasından çok daha inandırıcı bir atmosfer kuruyor bizlere…
Chandor
, öyle bir senaryo yazmış, bu senaryoyu öylesine kanlı canlı kişiliklerle bezemiş ki bütünüyle
Hollywood
'a özgü klasik diyaloglar, beylik jest ve mimikler beklerken şaşırtıcı düzeyde
“Avrupalı duruş”
a sahip bir dramatik yapıyla karşılaşıyorsunuz.
Elinde bulunan çok sınırlı bir bütçeye rağmen
(tam olarak 3 milyon 400 bin Amerikan Doları)
filmini
Hollywood
'un pahalı yüzleriyle donatmak isteyen
Chandor
, işe ilk olarak
Kevin Spacey
gibi bir oyunculuk anıtının kapısını çalarak başlamış. Gayet akıllıca bir yaklaşım bu; çünkü
Spacey
'nin
“Sevdim bu projeyi, Sam Rogers rolünü üstleniyorum”
demesiyle birlikte, diğer bütün ünlü oyuncular da
“Spacey bu işe giriyorsa elbet bir bildiği vardır”
diyerek olaya dahil olmakta herhangi bir beis görmemişler. Üstelik, her biri standart tarifelerinde çok ciddi birer indirime gitmiş. Bütçe-kadro kıyaslaması yapıldığında,
Hollywood
'un en hatırlı yönetmeninin bile iddialı bir video klip bütçesinden azıcık daha hallice olan bu parayla böylesine gösterişli bir filmi kotarabilmesi mümkün değil.
“Oyunun Sonu”
,
2008
ekonomik krizi
Wall Street
gökdelenlerine yayılmış olan sektörel kafalarda henüz küçücük bir kuşkuyken, ilerleyen saatlerle birlikte kapsamı ve büyüklüğünün farkına varılma sürecinin anlatıldığı o
son 24 saatin
izini sürüyor. Hayâlî bir yatırım bankasında geçmesine rağmen bütünüyle gerçek olayları esas alarak ilerleyen film, piyasalar kan gölüne döndüğünde kişisel ve finansal olarak nasıl bir enkazın altında kalınacağını, en çömez asistandan piramidin en tepesindeki CEO'ya kadar bir şirketin yönetim hiyerarşisindeki her personelin en çok korktuğu şeyin başına gelme sürecini, bizlere uysal Amerikan sinemasında görmeye alışık olmadığımız kadar
“gaddar”
bir sinema diliyle anlatmakta… Para krizlerinde aşırı hırsın, vizyonsuzluk ve ahlâksızlığın rolünü büyük bir samimiyetle ortaya koyan hikâye, bundan bir adım daha öteye geçerek
“para”
nın bile tamamen illüzyonlara yaslanarak ilerleyen çağdaş finans sistemi içinde nasıl da
kocaman bir palavradan ibaret olduğunu
izleyicinin gözünün içine sokma cesaretini gösteriyor. Kapitalizmin kutsal topraklarından gelen tek bir filmde bu kadar cesaret ve ileri görüşlülük bana göre fazla bile! Hele de ilk filmini çeken ve önünde sabırla yürüteceği uzun bir kariyer mücadelesi olan genç bir
Amerikalı yönetmen
için…
“Oyunun Sonu”
, bu hafta sonunun bilet ücretini en fazla hak eden, en şık filmi… Ancak, bütün iyi filmler gibi o da çok az sayıda kopyayla
(24)
ve yalnızca büyük şehirlerde gösterime girdi. Çarpık film dağıtım sistemimizde her zaman için en şanslı kesimi oluşturan
İstanbullular, Ankaralılar ve İzmirliler
bu yaman gösteriyi kaçırmamalı… Özellikle de borsa kâğıtlarına fazlaca kafayı takmış olanlar!
* * *
YENİ ŞAFAK SİNEMA SAYFASI / YILDIZ PUANLAMA TABLOSU
* * * *
(4 Yıldız)
Sinemanın sanat kimliğini pekiştiren gerçek bir başyapıt… Kaçırmanız gerçekten de yazık olur.
* * * 1/2
(3,5 Yıldız)
Oldukça başarılı bir film. Şartlarınızı zorlamak pahasına mutlaka görmelisiniz.
(3 Yıldız)
Çoğu bölümüyle sanatsal bir derinlik ve lezzet yakalayabilen, kayıtsız kalınmayacak bir film. Ömrünüzden bir kaç saati vermeye değer…
* * 1/2
(2,5 Yıldız)
Bazı bölümlerinde iyi bir filmin kalite standartlarına erişmeyi başarabiliyor; fakat bir bütün olarak bakıldığında ise sorunlu ve tam olmamış.
* *
(2 Yıldız)
Hiç bir sanatsal değeri ve akılda kalıcılığı yok. Yalnızca zaman öldürmek için tüketilebilir. Ki zamanınıza önem verdiğimiz için bunu da pek önermiyoruz.
* 1/2
(1,5 Yıldız)
Kötü bir film ve neden çekildiğini anlamak zor… Görmemeniz yararınıza olacaktır.
*
(1 Yıldız)
Sinema sanatı adına utanç verici bir gösteri… Arkanıza bakmadan kaçın, sevdiklerinizi de uzak tutun!













