Zaman hız zamanı. Herşeyi hızlı yaşıyoruz. Hayatımızı ve işimizi hızlıca sürdürüyoruz. Bunun yanında hep hızlı beslenmeden yanayız. Öyle eskilerdeki gibi 'Sütü kaynatacağım', 'Kaynattığım sütü yoğurt yapacağım' cümleleri yerine 'Aman aç bir konserve gitsin', 'Marketten salça al da yemeğimiz lezzetlensin', 'Tatlıyı bir litre kutu sütle yapmalısın' cümleleri geldi. Dahası, eşimiz 'Akşama ne yemek var?' diye sorduğunda cevabımız hazır: 'Bugün çok yoğundu, işten erken çıkamadım. Yaparız bir nugget olur biter.' Sofralarımız lezzetlendi belki ama sağlığımız elden gidiyor, farkında mısınız?
İşte tam bu noktada doğal döngülerle ve insanın doğasıyla uyumlu olmayan, 'bozulmayı bile beceremeyen' endüstriyel gıda ürünlerini mercek altına alan Radyasyon Onkologu Dr. Yavuz Dizdar kitabında; 'Batı biliminin kâğıttan kuleleri için Yemezler!' diyor.
Dr. Dizdar'la röportajımızı İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü'nde yaptım. Onkoloji Enstitüsü'nde Dr. Dizdar'ın bulunduğu odayı ararken birçok kanser hastasını gördüm. Dr. Dizdar hastalarıyla ilgilenirken, diğer hastalarla konuştum. 30 yaşlarında bir hasta, 'Artık daha sağlıklı besleniyorum' diyor. 'Sağlıklı beslenme derken, neyi kastediyorsunuz?' diye sorduğumda, 'Yani hazır gıdaları hayatımdan çıkardım. En basiti hamburger, pizza yemiyorum. Daha doğrusu dışarıda yemek yemiyorum' diye yanıtladı. Dr. Yavuz Dizdar'la konuşmamızda da bu konuya değindi ve 'Tiroid çıkıyor, meme kanseri çıkıyor. Safra yolları tümörleri arttı. Hazır gıdayla yaşamınızı sürdüreceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz' diye ekledi. Ve başlıyoruz Dr. Dizdar'ın yazmış olduğu 'Yemezler' isimli kitapla ilgili sohbetimize.
Bu işin arka planı yaklaşık 4 sene öncesine dayanıyor. Bir gazeteci arkadaşımız yoğurtların ekşimediğine dair bir makale yazdı. Makale benim önüme kondu. O yoğurtları ben de alıyorum.
Birşeyin bozulma yolunu değiştirmek çok zordur. Daha doğrusu mümkün değil. Mutlaka doğal bozulma seyrini izler. Mesela yoğurt için bu ekşimedir. Et için kokuşmadır. Hamburger etlerinde kokuşma olmuyor. Bir adam 14 yıl cebinde hamburgeri saklamış, sadece kurumuş. Ben o zaman olayın ayırdına vakıf değildim. İlk denememde sonuç 'Pes' demek oldu. Bu kez de yoğurt için ne yapıyorlar diye baktım.
Bizim yoğurt dediğimiz şey sütten olur. Sütü kaynatırsın, mayalarsın olur size yoğurt. Bunlar öyle birşey yapıyorlar ki yoğurt hiç ekşimiyor.
Evet. Vatandaşlar artık açık süt almaya başladı, gerçek tavuk bulma arayışına girdi. Endüstrinin yapacağı birşey kalmadı. Onlar da değişecek. Vatandaşlarımız da açık süt alacak. Yıllarca beynimizi kemirmişler, 'Biz hijyenik süt üretiyoruz', 'Hayvanlarda hastalık var' demişler. Bunlar kullandıkları cihazların bayilikleriyle mi geçiniyorlar bilmem ama sistemin değişmesini istemiyorlar. Biz açık süt almaya devam edip, yoğurdumuzu kendimiz yaparsak tebliğ değişecek, kanun değişecek. Yoğurt belli birşeydir. Yıllardır da mutfağımda gözlüyorum. Sineklerin neyin içinde üreyip üremediklerini net izleyebiliyorsunuz.
Ekşi yoğurt üstünde üreyebiliyorlar. En çok üredikleri şey, ıslatılıp bekletilen kuru fasulye. Demek ki bizim bakliyattan alabileceğimiz çok şey var. Öyle bir noktaya gelmiş ki sanki milletin sağlığını bilerek bozmaya çalışıyorlar. GDO'lu ürünler piyasaya sokulmaya çalışılıyor. Bir dernek üzerinden Lenfoma Kampanyası yapmaya çalışıldı. 'Yunanistan'da lenfoma çok, Türkiye'de neden yok? Hastalar nerede?' diye soruluyormuş. Bu demektir ki, bir ilaç şirketi Türkiye'de hastalık çıksın diye beklenti içinde. Tarım ilaçlarına bakmalı.
Nuggetın yenecek tarafı yok. Çalışan kadın olmak ayrı bir durum ama beslenemiyorlarsa çalıştıkları parayı da yiyemeyeceklerini bilsinler. Vücudun da bir sınırı vardır. Tiroid çıkıyor, meme kanseri çıkıyor, safra kesesi sorunu tavan yapmış durumda. Safra yolları tümörleri arttı. Hazır gıdayla yaşamınızı sürdüreceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Biz insanların kolundan tutup da 'Bu böyle yapılmaz' demiyoruz. Uyarıyoruz. Çocuğunuza da yedirin. Çocuğunuz hastalandığında, bize 'Sıra bulamıyoruz, yer yok yatıracak' gibi şikayetlerle gelmesinler.
Önce bir tiroid sorunu çıkıyor. Sonra kalp problemi oluşuyor. En sonunda da tümör çıkıyor. Kişiler de eğer şansları varsa doktor tedavisiyle yaşamlarını idame ettirebiliyorlar ama yoksa tedavi komplikasyonları da işin içine giriyor.
Gelenekte ne varsa ona dönmelisiniz. Yoğurt çok önemli. Türkiye'nin esas fermente ürünü yoğurt. Bakliyat ve hububatta da geleneksel pişirme yöntemleri kullanılmalı. Yoğurt ne kadar ekşiyorsa o kadar kalitelidir. Piliçte de vatandaşlar pişme süresine bakacaklar. Gerçek tavuk 1 saat 30 dakikada pişiyor. Çatalı saplıyorsunuz ve dokunmadan butundan bir parça kopuyor mu ona bakıyorsunuz. İngiltere'de tavukların üzerinde '1 saat 40 dakikada pişer' yazıyor...
Toplantıda bunu da sordum. Çünkü homojenize yoğurt kaymak tutmaz. 'Haklısınız Yavuz Bey, biz onu zaten margarinden yapıyoruz' diyorlar. Bu kanunda 'tağşiş' olarak geçen durum, yani içine hile hurda bir şey karıştırılmasını mümkün kılar. Dolayısıyla endüstri bunu kullanıyor. Ama yağı kırılmış olan yoğurdun kaymak tutmayacağından bazı akademisyen arkadaşlarımızın haberi yok! Oysa endüstri bunun farkında.
Yoğurda yapılan işlemlerin aynı zamanda ketçaplara, domates pürelerine, salçalara, konservelere, aklınıza hangi ambalajlı ürün geliyorsa; başta UHT süt olmak üzere yapıldığını gördüm.
Süt, 130 dereceye çıkarılıyor. Normalde süt 130 dereceye çıkamaz. Bunun için kapalı bir sistemde basınç uyguluyorlar. Basınç uygulanınca da sütün termodinamik yapısı değişiyor. Daha doğrusu bu artık süt olmaktan çıkıyor. Bunu da bize 'Hijyenik, sağlıklı süt' olarak sunuyorlar.
Türkiye'de UHT sütün geçmişine baktığınızda, bir firma başlatıyor bunu. Diğerleri de zaman içinde onu takip ediyor. Bu bir fiyat ve dağıtım avantajı sağladığını görüyorlar.
Firmalara göre dağıtım masrafı aza iniyor. Mesela her gün gazete çıkarıyoruz ve bayilere dağıtıyoruz. Bunlar ayda bir kere dağıtsalar yeterli. Kutunun üzerinde 4 aylık ömrü olduğu yazıyor ama pratik olarak ömrü sonsuz. Yani bir yıl da saklasanız birşey olmaz. 'Hijyenik paketleme' diyorlar, bu da doğru. Ama asıl mesele süt açıldıktan sonra da bozulmaması. UHT sütü aldım, yarısını döktüm. Açık olarak beklettim. Sonra düşmesi gereken kısımlarını döktüm, altı yine taze hali. Siz bunu ne kadar steril ederseniz edin dayanamaz. Bakterilerin oluşmasındaki zaman 35 dakikayı geçmez. Açıklama, hijyen ya da sterilite üzerinden yapılamıyor. Yöntem tüm hazır gıdaları kapsıyor. Hepsine bir şekilde bu işlemler yapılıyor.
Kızım bir hafta sonu elindeki tavuk butunu kemiryordu. 'Yavrum onda bir şey kalmamış, kemiği de mi yiyeceksin?' dedim. 'Baba ekleminden et fışkırıyor' deyince araştırdım. Adamlar 45 günde tavuğu yetiştiriyor. Normalde hayvan 45 günde ancak yumruk büyüklüğünde olabilir. Antibiyotiğin büyütme amaçlı kullanıldığını piliç endüstrisinden öğrendim.
Bodrum'da bir çiftlikte bu yöntem denendi. Onlar da doğruladı, 'Hayvanlar ölüyor. İçlerinden birkaç tanesini kestik, içinden irinler aktı' dediler.
Onun hiçbir önemi yok. Firmaların süte çok fiziksel işlem yaptıklarını gördüm. Yaklaşık 140 bar su basıncı 85 derecede incecik birşeyden püskürtüp bunun yağını içine kırıyoruz diyorlar. Yoğurt ve sütlerin üzerinde 'Homojenize süt- yoğurt' yazar. Bu işlemle ekşime olayı da duruyor.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.