Seni unutursam ey Kudüs...

Aysel Yaşa
00:0012/08/2012, Pazar
G: 11/08/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Seni unutursam ey Kudüs...
Seni unutursam ey Kudüs...

'Sağ elim hünerini unutsun' cümlesi Tevrat'tan. Öyle güzel bir şehir Kudüs, öyle mukaddes. İnsanları da o oranda değerli. Coğrafyada devam eden savaşa rağmen topraklarını terk etmeyen Filistinliler, son dönemde artan Türk turist sayısının kendilerine bir umut doğurduğunu söylüyorlar

"Eğer seni unutursam, ey Kudüs! "Sağ elim hünerini unutsun. Dilim damağıma yapışsın, Eğer seni anmazsam, Eğer Kudüs'ü en yüksek sevincimin üstünde tutmazsam..." deniliyor Tevrat'ta. Üzerine yeminler edilen, tüm semavi dinler için kutsal sayılan Kudüs'teyiz, Müslümanların ilk kıblesinde, insanlığın kadim şehirlerinden birinde. Bahçesinde zeytin ağaçlarıyla, çeşmeleriyle, çocuklarıyla, kadınları ve erkekleriyle Kubbet-üs Sahra'sıyla, El Aksa'yı görmek niyetimiz. Kılabildiğimiz kadar namaz kılmak, dua etmek, niyazda bulunmak, orada yaşayan kardeşlerimizle hemhal olmak derdimiz. Kudüs, bütün peygamberlerin toprağı... Allah'ın mübarek kıldığı bu topraklarda ibadet etmenin hazzı bir başka. Gece yarısı varıyoruz İsrail'in başkenti Tel Aviv'e. Yaklaşık bir saat süren otobüs yolculuğundan sonra Kudüs'teyiz. Kudüs'e son dönemde Türkiye'den çok fazla turist gidiyor. Umre öncesi ilk kıbleyi görmek ve Mescid-i Aksa'da namaz kılmak isteyen Müslümanlar, Ürdün üzerinden ülkeye giriş yapıp, birkaç gün kaldıktan sonra Umre için Suudi Arabistan'a hareket ediyorlar. Yolculuk boyunca bize refakat edecek olan rehberimiz Muhammed Abusbitan da son dönemde özellikle Türklerin Kudüs'e gelmelerinden oldukça memnun. 'Bu topraklar sizin, gelin ve sahip çıkın' diyerek başlıyor sözlerine. Dünyanın birçok ülkesinden ve özellikle Amerika'dan çok fazla turistin geldiğine değinen rehberimiz, Kudüs'ü terk etmeyi asla düşünmemiş. "Kudüs'ü hep dışarıdan gelenler kurtardı. Bize bir Selahaddin Eyyübi gelecek, bekliyoruz. O vakte kadar Kudüs'ü asla terk edemem, Burası bize Allah'ın emaneti. Eğer buradan gidersek Allah'ın rahmetinden yoksun kalırız" diyor. Hz. Muhammed (sav)'in Miraç'a yükseldiği, insanlığın kadim şehirlerinden biri olan Kudüs'ün beyaz kesme taş binaları, Mescid-i Aksa'yı sarıp sarmalayan surları merakımızı arttırıyor. İlk sabah namazı için yola revan oluyoruz. Dar sokaklar, sağlı sollu evlerle Kudüs çarşısının içerisinden geçiyoruz. Adımlar sıklaşıyor, El Aksa'ya yaklaştık demektir. Fakat önce aşmamız gereken bir engel var; kapıdaki İsrail askerleri. Mescid-i Aksa'ya Müslümanlar haricinde hiç kimse alınmadığı için kapıda kontrolü askerler sağlıyor. Başörtülü bizlere Müslüman mısınız diye soruyorlar, cevaplarını alınca da geçişi sağlıyorlar.

GÖKYÜZÜNE EN YAKIN YER

O kapıdan geçtikten sonra bambaşka bir dünya karşılıyor insanı. Her yerde zeytin ağaçları, üzerine yemin edilen zeytinler hem de... Kubbet- üs Sahra'ya ulaşana kadar yol kenarında eşlik ediyorlar bize. Derken o devasa, etkileyiciliğiyle Kubbet-üs Sahra. Altın kaplama kubbesiyle parıl parıl parlayan mabed. İçerisinde Peygamber Efendimiz (sav)'in Miraç'a yükseldiği Muallak Kayası var. Kayanın üzerine Emevi Halifesi Abdülmelik devrinde 687-691 yılları arasında Kubbet-üs Sahra inşa ediliyor. Heybetiyle kendisine hayran bırakan bu mabedin yanında ne kadar küçük olduğunu görüyor insan. Rehberimizin de söylediği gibi gökyüzüne en yakın yerdeyiz, bunu Kudüs'te gerçekten hissediyorsunuz. Gökyüzünün altında birer zerreyiz.


BİR VAKTİ DAHA EL AKSA'DA KILMAK İÇİN...

Cuma namazı için 144 dönümlük arazi üzerine kurulu Mescid-i Aksa'dayız. Bahçesi öylesine kalabalık ki. Batı Şeria'dan, Ramallah'tan, Beytülahm'dan gelen Filistinli kadınlarla Kubbet-üs Sahra'da saf tutuyoruz. Kudüs'e nasıl girdiklerini sorduğumuzda ise bize bir kart gösteriyorlar. 45 yaşını aşan kadınlar senede 6 kez Kudüs'e girebiliyorlar. Ellerindeki kartlarda kaç kez girdikleri yazılı. Cuma namazı biter bitmez yerlerimizden kalkıyoruz fakat Filistinliler namaza devam ediyorlar. Kıldıkları ikindi namazı. Namazı cem ettiklerini söylüyorlar, bir vakti daha Mescid-i Aksa'da kılmış olabilmek için hem de. Namaz bitimince Ağlama Duvarı'na gidiyoruz. Burada gözleri ağlamaktan şişmiş Yahudilerle karşılaşıyoruz.


YERİN DİBİNDEYİZ!

Kudüs'ten yola çıktıktan 2 saat sonra deniz seviyesinin 400 metre altına iniyoruz. Ve coğrafya bir anda değişiyor. Çöl, kum, deve ve sıcak hava artık başka bir yerde olduğumuzu söylüyor bize. Eriha'dan geçerken bir tepenin başına inşa edilen Hz. Musa'nın kabrini ziyaret ediyoruz. Burada ilginç bir durum var. Kabre götüren yoldaki merdivenler İsrail, kabrin içerisi ise Filistin yönetiminde. Yani iki adımla bir devletten başka bir devlete geçiyoruz.


ÇİLE YOLUNDA YOLCULUK

Ağlama Duvarı'ndan sonra ertesi sabah Hıristiyanlık inancına göre Hz. İsa'nın yürüdüğü varsayılan Çile Yolu'ndan yürüyoruz. Yolda sırtında büyük ahşap haçları taşıyan ve ilahiler okuyan Hıristiyanlarla karşılaşıyoruz. Bu yolculuk, Kıyamet Kilisesi'nde son buluyor. Burada Hz. İsa'nın çarmıhtan indirildikten sonra üzerine konulduğuna inanılan bir mermer var. Tüm Hıristiyanlar, o mermerde tespihlerini ve eşyalarını kutsuyorlar. Kilise içerisinde değişik mezhepler bulunuyor. Eski tarihlerde mezhepler arasında tartışma çıkınca kilisenin anahtarı Müslüman bir aileye verilmiş. Şu an Kıyamet Kilisesi'nin anahtarı halen bu ailenin elinde.