Kurtlar Vadisi daha iyiydi yahu!

00:0016/06/2009, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

"İrticayla mücadele eylem planı" -belgesi hadi ben de Ertuğrul Özkök gibi yapayım- "eğer gerçekse" hakikaten akıl dışı bir olay.Örneklerinin bolluğu yüzünden "asla ve kat''a böyle bir andıç olmaz" diyemiyoruz.Peki neden "hakikaten akıl dışı bir olay" cümlesini kullandım?Bu tip uçuk senaryolar hazırlayanların TSK içinde barınabiliyor olmasını yadırgadım da ondan bu hayretimin nedeni.Çünkü kimle konuşsam TSK''nın itibarının fena halde zedelendiği görüşündeler."Kurmay" niteliğinin yanısıra akıl sağlığını

"İrticayla mücadele eylem planı" -belgesi hadi ben de Ertuğrul Özkök gibi yapayım- "eğer gerçekse" hakikaten akıl dışı bir olay.

Örneklerinin bolluğu yüzünden "asla ve kat''a böyle bir andıç olmaz" diyemiyoruz.

Peki neden "hakikaten akıl dışı bir olay" cümlesini kullandım?

Bu tip uçuk senaryolar hazırlayanların TSK içinde barınabiliyor olmasını yadırgadım da ondan bu hayretimin nedeni.

Çünkü kimle konuşsam TSK''nın itibarının fena halde zedelendiği görüşündeler.

"Kurmay" niteliğinin yanısıra akıl sağlığını da kaybettiği aşikar olan kişiler TSK''nin itibarıyla oynadıklarının bilincinde değiller galiba.

"Akıl dışı" derken kastettiğim şey tam da bu.

***

-O menfur belge gerçekse- "Kurtlar Vadisi" dizisinin imajını kirleteceklermiş akıllarınca.

Hay aksi şeytan! Bundan sonra erkeksen Kurtlar Vadisi''ni eleştir bakayım!

Dizi tatile girdi de eleştirememenin dayanılmaz ağrılarından bu seferlik paçayı yırttık.

Ya bu belge iddiası ortaya atılmadan önce eleştirseydim durumum ne olacaktı hiç düşündünüz mü?

"Hımm", "mıımm" mırıldanmaları kimbilir ne sorulara yol açacaktı.

Bu tip eleştiriler kaleme almadan önce istihareye yatsam fena olmaz herhalde.

Bu ülkede gazetecilik yapmanın o kadar da kolay olmadığını bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isterim.

***

Kurtlar Vadisi"nin imajını kirletmek isteyenler tam da bu diziye rahmet okutacak işler yapmayı düşünmüşler..

Lakin dizinin imajını kirletemedikleri ortada, tam tersine aklamış bile oldular..

Üstelik dizinin senaristlerine kullanabilecekleri bir yığın malzeme verdiler.

Biz de dizinin senaristlerine atıp tutuyorduk..

"Saçma sapan işler" deyip geçmemek lazımmış, bal gibi olabiliyormuş..

Tabii, o belge gerçekse…

Bir akıl dışılık, bir delilik akıyor her tarafından çünkü.

Ertuğrul Özkök''ün de kafasına takıldığı gibi benim de takıldı işte..

"İyi ki bu komutanlarla savaşa girmemişiz" derken Bülent Arınç haklı mıydı acaba?

Habertürk''ten Doğan Satmış, "Taraf Gazetesi bu belgeyi yayınlayarak gazetecilik görevini yerine getirmiştir. Ama belgenin yalan olması hepimizi rahatlatmıştır" dese bile bu iş bitmedi henüz.

Birilerinin ''yalan'', birilerinin ''gerçek'' demesiyle bitseydi keşke.

O zaman ben de Doğan Satmış gibi işin kolayına kaçıp rahatlamak isterdim.

Daha fazla çözülmeden!

İntihar vakalarının yanısıra tüyler ürperten cinayetlerin artması yüzünden toplumsal bir erozyona uğradığımızı düşünüyordum.

Peki sadece bu tür vakalar toplumumuzdaki çözülmeyi göstermeye yeter mi? Elbette yetmez, ama başka emareler de var. Toplumdaki dayanışmanın ve yardımlaşmanın da eskisine oranla azaldığına dair emareler bunlar.

Önceki gün e-postama gönderilen bir mesaj bu konuda ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Mesajda 20 yaşındaki bir lösemi hastasının dramına dikkat çekiliyordu. Bu kardeşimizin her gün iki ünite kana ihtiyacı varmış.

Hatırlıyorum da radyolardan yapılan bir ilanla yahut gazetelerde yayımlanan bir haberle yüzlerce kişi hastanelere koşardı kan vermek için. Şimdi hiçbir eser kalmamış o eski günlerden sevgili dostlar. Binlerce kişinin çalıştığı bir kurumda görev yapıyormuş hastanın babası. Ama "kan verme" çağrısına sadece "3" kişi icabet etmiş.

Böyle değerlerimiz eksile eksile nereye gidiyoruz? Yardımlaşmaya, paylaşmaya büyük kıymet atfeden geleneklerimiz, değerlerimiz, kültürümüz, insanlığımız bu denli mi yozlaştı diye korkmaya başladım açıkçası. Bir toplum, paylaşmayı kaybetmişse her şeyimizi kaybedeceğiz demektir bu.

Araştırdım, maalesef bu hasta kardeşimizi bir süre önce kaybetmişiz, o yüzden bu yazı gecikmiş bir yazı oldu. Başka kardeşlerimiz, başka ailelerimiz için de geç olmamasını umut ediyorum.

Muhsin Başkan ve Özal..

Daha önce de Turgut Özal''ın ölümüyle ilgili kuşkular tartışılmıştı. Şimdi de merhum Muhsin Yazıcıoğlu''yla ilgili olarak Meclis Araştırma Komisyonu''na bilgi veren tanıklar çeşitli kuşkuları dile getiriyorlar.

Muhsin Bey''in özel doktorluğunu da yapan bir yakını ''zehirlenme'' kuşkusuna değinmiş mesela. Merhum Özal''la ilgili de böyle bir iddia ortaya atılmıştı hatırlarsanız. "İHA" muhabiri İsmail Güneş''in telefonununun hem kazadan önce, hem kaza sonrasında NTV''den 113 kez aranmış olması da açıklığa kavuşturulması gereken bir husus. Komisyonda dile getirilen kuşkulardan sadece ikisi bu.

Özal''ın da vefatından önce yapmaya çalıştığı şeyler vardı. Mesela Kürt Sorunu''nun çözülmesine ilişkin bazı projeleri olduğu biliniyordu. Köşk''ten inip yeni bir parti kurmak istiyordu ama ömrü vefa etmedi.

Muhsin Beyin de "yeni açılımlar" için bazı düşünceleri varmış. Mesela Türkiye''nin güncel sorunlarını konuşmak için bazı aydınlarla bir araya gelmek istermiş. Değişen dünya koşulları çerçevesinde Türkiye''nin yeni bir sürece girdiği konusunda neredeyse herkes mutabık. Muhsin Bey''in kafasından neler geçiyordu bilmiyoruz ama bu süreçte alacağı pozisyonun önemli etkiler yaratacağını tahmin etmek zor değildi. "BBP yönetimi" Muhsin Başkanlarının çizgisini sürdürmekte kararlı olduklarını her vesileyle dile getiriyorlar, bu yüzden içimiz rahat.

Muhsin Başkan''ın helikopterinin düşmesi müessif bir kaza sonucu da olabilir ama açıklığa kavuşturulması gereken daha pek çok nokta var. Çünkü kuşku işin karanlık yanıyla uğraşır. Kararımızı o karanlık noktalar aydınlandıktan sonra vereceğiz.