İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında siyasi platform üzerine kurduğu imajını tekrar sahneye koymaya çalıştı: ‘düşmanlarla çevrili’ İsrail’i bütün dünyaya meydan okuyarak koruyabilecek vazgeçilmez devlet adamı. Ancak konuşmasını yapar yapmaz ülkesine dönmek zorunda kalması hem İsrail içindeki hem de ABD’deki siyasi tablonun kendi adına hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.
Hakkında çıkan 7 Ekim saldırılarını önceden haber aldığı yönündeki haberler, İsrail’deki baskıyı had safhaya çıkarırken New York’u Trump’la görüşmeden terk etmesi siyasi kariyerinin kritik bir aşamasına yaklaştığını teyit ediyordu.
BM HİTABI MI SEÇİM KONUŞMASI MI?
Netanyahu BM Genel Kurulu’nda alıştığımız üzere sert bir konuşma yaptı ancak salonu protesto için terk edenler uluslararası toplumun izole edici tavrını gösteriyordu. İsrail’i eleştiren ülkeleri ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde Türkiye’yi hedef alan Netanyahu, seçim öncesinde yeni bir düşman arayışındaydı. Türkiye’yi Hamas ve Kudüs konularındaki politikası nedeniyle eleştiren Netanyahu, 27 Ekim seçimlerine doğru iç siyasete oynadığını saklayamadı.
Uluslararası toplumun kendisine karşı tavrının farkında olmasına rağmen BM platformunu kullanarak iç siyasete malzeme üretmeye çalıştı. İsrail kamuoyuna senelerdir kendini güvenliğin garantisi, Amerika’yla sıkı ilişkilerin teminatı ve küresel ilişkilerin en iyi yöneticisi olarak sunan Netanyahu, bu imajının zedelendiğinin farkındaydı. Bunu makul şekilde tamir etmek yerine agresifleşmeyi tercih eden Netanyahu’nun İsrail’in bölgesel ve küresel düşmanlarına karşı meydan okuyan ‘kahraman lider’ imajının ne kadar işe yarayacağını bir aya kadar göreceğiz.
TRUMP’LA GÖRÜŞ(E)MEDİ
Trump’ın Netanyahu’yla görüşmeyip onu New York’a sokmak istemeyen Belediye Başkanı Mamdani’yle görüşmeyi tercih etmesini görmezden gelmek mümkün değil. Netanyahu’nun Trump’la görüşmeden İsrail’e dönmesi Beyaz Saray’ın da kendisinden rahatsız olduğuna veya en azından seçim öncesi destek vermekten kaçındığına işaret ediyor. Seçim kampanyası yoğunluğunu ve Sukot tatilini sebep gösteren Netanyahu’nun bu bahaneleri öne sürmek zorunda kalması bile bu konudaki hassasiyetine işaret ediyor. Trump’ın Gazze planını tanımadığını açıklayıp sonra da onunla seçim öncesinde görüşmeyi ummasının gerçekçi olmadığı ortada.
Siyasi geçmişinin önemli bir bölümünde Washington ile ilişkilerini ve özellikle Trump’la yakınlığını iç politika malzemesi olarak sonuna kadar kullanan Netanyahu, kendisini adli soruşturmalardan kurtarmak için destek açıklamaları yapmış bir Amerikan Başkanı’yla o alışıldık fotoğraf karesini bu sefer veremedi. İsrail’e döner dönmez de kendini 7 Ekim öncesinde ne bildiği ve neden harekete geçmediği tartışmasının içinde buldu. İran’la savaşın ekonomiye etkisi yüzünden zor bir seçime hazırlanan Trump’ın şu aralar Netanyahu’yla görüşmekten elde edeceği siyasi bir kazanım olmadığı açık. Trump Mamdani’yle görüşmesinin kendine Kasım seçimlerinde daha fazla faydalı olacağını düşünmüş olmalı.
7 EKİM’DEN HABERİ VAR MIYDI?
Son haftalarda Amerikan basınında öne çıkan haber, Hamas’ın 7 Ekim saldırısından önce Netanyahu’ya bazı uyarıların ulaştığı ve bu uyarıları dikkate almadığı yönünde. Wall Street Journal, Mısır istihbarat şefi Abbas Kamil’in İsrail’i birden fazla kez uyardığını, Netanyahu’nun ofisine ulaştığını ve olaydan iki gün öncesine kadar bu uyarıları devam ettirdiğini yazdı. İsrail gazetesi Haaretz’e göre de BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed’in (MBZ) Netanyahu’yu doğrudan aradı ve Yahya Sinwar’ın büyük bir eylem hazırlığında olduğunu söyledi.
Bu haberler tartışılırken, Haaretz yakın zamanda BAE’ye gizlice giden Netanyahu’nun MBZ’den bu haberleri yalanlamasını istediğini yazdı. Bu haber sonrası bu tür bir yalanlama gelmemesi de dikkate değer zira anlaşılan şu aşamada Netanyahu’ya kimse yardım etmek istemiyor. Netanyahu’nun eski Şin Bet başkanı Ronen Bar’ı suçlaması ve onun da Başbakan’a dava açarak bütün kayıtları isteyeceği yönündeki haberler 7 Ekim’den haberi olup olmadığı meselesinin dallanıp budaklandığını gösteriyor.
7 Ekim saldırılarıyla ilgili olarak neyi ne zaman öğrendiği kritik bir mesele haline gelen Netanyahu’nun Türkiye’yi gündem yaparak hedef saptırması şaşırtıcı değil. BM kürsüsünden Türkiye’yi hiç de yeni olmayan temalar üzerinden düşman ilan etmeye çalışması, Netanyahu’nun dış tehdit, güvenlik ve ‘kuşatılmış İsrail’ söylemiyle prim yapmaya çalıştığını gösteriyor. Her ne kadar İsraillilerin ve dünya kamuoyunun gündemini İran, Türkiye ve dış düşmanlara odaklamaya çalışsa da 7 Ekim tartışması ve Trump’ın açık desteğini esirgemesi Netanyahu’nun siyasi kariyerinin sonuna yaklaştığının habercisi olabilir.

