Medyanın siyaseti biçimlendirme sürecindeki etkileyici performansına verilebilecek yüzlerce örnekten birisi iki haftadır “Deniz Baykal, Kaset, Kemal Kılıçdaroğlu” üçgeninde ülkemizde yaşanıyor. Kılıçdaroğlu rüzgarının arkasında parti gücünden çok medya var
Ridley Scott'un kült filmi Gladyatör'deki unutulmaz repliklerden birinde, patronu, zorlu bir mücadele için arenaya çıkmaya hazırlanan İspanyola (Russel Crow) “halkı kazan” cümlesiyle tarihi nasihatini yapar. Filmin bütünlüğü içinde özgürlüğe giden yolu işaret eden “halkı kazan” ifadesi çağdaş dünyaya uyarlandığında “kamuoyu”na dönüşüyor.
Buradan bakıldığında kamuoyu, var eden ve yok eden gücüyle modern dünyanın tanrısı konumundadır. Bertrand Russel tanrı merkezli yaşamdan kamuoyu merkezli yaşama geçişi 'iktidar' kavramı üzerinden açıklarken “Klasik siyaset algısında siyasetçi tanrıya yakındır, modern dünyadaysa kamuoyu siyasetçi için tanrının yerini almıştır” değerlendirmeni yaparak bütünsel bir yaklaşımı sunuyor bize. Tarihi gelişimine bakıldığında Aydınlanma düşüncesi ve Fransız Devrimi sonrası Batı'da; sömürgecilik ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla küre ölçeğinde egemenliğini ilan eden “kamuoyu” Walter Lipmann'ın vurgusuyla söylersek “rızanın imalatı”nda propagandanın amacını oluşturuyor.
Dilbilimci ve medya eleştirmeni Noam Chomsky de 'Medya halka nasıl evet dedirtir' isimli kitabında medya stratejilerini propaganda modelleri aracılığıyla deşifre ederek objektif habercilikten uzaklaşılan yapılardaki süzgeçlere ışık tutuyor. Kamuoyunun üretilmesinde medyanın üstlendiği rolü ortaya koyan çalışma aynı zamanda etki mekanizmasını biçimlendiren çok boyutlu faktörleri de bir bir sayıyor. Özellikle siyasetle medya arasındaki havuç-sopa ilişkisini çözümleyen benzer çalışmalar da medyanın modern dünyadaki hakim pozisyonuna işaret ediyor.
Medyanın siyaseti biçimlendirme sürecindeki etkileyici performansına verilebilecek yüzlerce örnekten birisi iki haftadır “Deniz Baykal, Kaset, Kemal Kılıçdaroğlu” üçgeninde ülkemizde yaşanıyor. Deniz Baykal'ın öznesi olduğu komplodan Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçildiği CHP 33. Olağan Kongresine uzanan süreçte egemen medya belirleyici bir aktör oldu. Aynı zamanda CHP ve medya arasındaki duygusal yakınlığı bütün çıplaklığıyla günyüzüne çıkartan simbiotik ilişkide “sakin, soğukkanlı, mütevazi, hazır cevap, dürüst, inandırıcı, yolsuzluğa karşı” vb. nitelemelerle yeniden üretilen bir Kılıçdaroğlu portresi ekranları ve sayfaları doldurdu. 'Sakin' imajıyla yetinmeyen medya zaman zaman “Sakin Kılıçdaroğlu'ndan şahin çıkış” başlıklarını kullanarak yönelmesi gereken hedefi de işaret etti.
Kılıçdaroğlu da medyanın yoğun teveccühünü karşılıksız bırakmayarak ilk icraatlarından birisi olarak Cumhuriyet ve Hürriyet Gazeteleri'nin Ankara bürolarını ziyaret etti. Bazı akşamlar üç televizyonun haber programına aynı anda katılarak kendine özgü bir rekor kırdı. Deniz Baykal merkezli skandalın siyasal ve toplumsal zeminde yarattığı anlam krizini ve ahlaki erozyonu ikinci plana itecek ölçüde büyütülen Kılıçdaroğlu rüzgarı, kuşkusuz, AK Parti iktidarını istemeyen çevrelere umut vermeye devam edebildiği sürece varlığını koruyacak. Sadece CHP'yi yuvarlandığı kriz derinliğinden kurtarmayı hedeflemeyen medya destekli yapılanma, şimdiden, ilk seçimlerde iktidarı ele geçirmek için kolları sıvamış durumda.
Özellikle Doğan Grubu'nun köşe yazarlarına ve Grubun organlarında yayınlanan anket sonuçlarına bakıldığında Kılıçdaroğlu'nu toplumsal bir dalgaya dönüştürme çabası ayan beyan görülebiliyor. Haberciliğin ya da gazeteciliğin sınırlarını zorlayarak politik bir ikon yaratma ümidiyle harcanan enerji CHP ile merkez medya arasındaki sınırları sıfırlasa da; medyanın kılavuzluğunda yola çıkarak eskiyen siyasetçilerin akıbeti tarihin tozlu sayfasında birer nişane olarak yerini almış durumda. Toplumsal gerçekliğe yüz çevirmesiyle birlikte “bekçi köpeği” ve “düzenin yeni bekçisi” nitelemeleriyle anılmaya başlayan merkez medyanın ürettiği mitolojik bir iktidar yürüyüşü(!) yakın tarihin tanıklığında beyhude bir hevesi hatırlatıyor. Bugünlerde Kılıçdaroğlu için atılan manşetler, yazılan köşe yazıları, detaylandırılan haberler, kotarılan röportajlar, yakın sayılabilecek tarihlerde Mehmet Ali Bayar, Kemal Derviş, İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan için üretilmişti. Medyanın gerçeğin aynası benim diyerek masa başında ürettiği kamuoyu kandırmacası, herseferinde, toplumsalı temsil ettiğini dayatmayı sürdüredursun tutunamayanların öyküsü gerçeğin yalın yüzünü dışa vuruyor.
Merkez medyanın kendi çıkarı uğrunda giriştiği gazetecilik dışı arayış kamuoyu imiş gibi görünse dahi, yaşanan gerçek, halkı kazanmanın yolunun medyanın ürettiği kamuoyundan geçmediğini ispatlıyor. Dolayısıyla millet eşittir kamuoyu denilemeyecek bir ülke burası.






