İnsanlığa hayat veren ibadet: Hac

Yeni Şafak
Haber Merkezi
04:0013/09/2016, Salı
G: 12/09/2016, Pazartesi
Yeni Şafak
Gündem
Gündem

Prof. Dr. Adnan Demircan - İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


"Allah; Kâbe'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.” (Mâide5/97)



Hac ibadeti, binlerce yıldır ifa edilen, meşakkatli olan,fedakârlık gerektiren Allah›a itaatin zirvelerinden biridir. Hz. İbrahim›in Kâbe›nin duvarlarını yükselttiği günlerdenberi devam ettiği bilinen hac ibadeti, İslâm›dan önce Müşrik Arapların da her yıl ifa ettikleri bir ibadet olarak Arapların dinî ve ekonomik hayatlarında önemli bir yere sahiptir.



Hac, Zilhicce ayında gerçekleştirilen bir ibadettir. Hz. İbrahim döneminden günümüze kadar temel ritüellerindebir değişiklik yapılmış değildir. Bununla birlikte ibadetin temeli olan Allah›a itaat, İslâm'dan önce Müşrikler tarafından Kâbe'nin içine ve çevresine koyulan putlarla gerçek mahiyetini yitirmişse de şeklî olarak Hz. İbrahim döneminde başladığı gibi yerine getirilmekteydi.



Kâbe'nin etrafında yedi defa dönerek gerçekleştirilen tavaf, Safa ile Merve tepecikleri arasında arasında yedi defa gidip gelmeşeklinde gerçekleştirilen sa'y, Arafat'ta kısa bir süre de olsa durmak suretiyle gerçekleştirilen vakfe ve cemeratdenen şeytan taşlama ritüellerinden oluşuyordu. Müşrikler de Hz. Peygamber (sas) döneminden önce -bazı değişikliklere rağmen- bu temel ritüelleri yerine getiriyorlardı.



İSLAM ÖNCESİ DÖNEM



İslâm'dan önce müşrik Araplar hac ibadetinin temel ritüellerini yerine getirmekle birlikte ibadette geleneklerine ve inançlarına dayanan bazı değişiklikler de yapmışlardır. Böylece ibadetin temel hedefine zarar verecek şekilde bazı sapmalar meydana gelmiştir. Safa ve Merve tepeciklerine dikilen iki put ve bu putlara ellerini sürmeleri, Kâbe'nin çevresine ve içine yerleştirilen ve kabileleri temsil eden putlar, tevhidin zirve ibadetlerinden biri olan haccı bir müşrik ibadetine dönüştürmüştü. Hicretin 8. yılında Mekke'nin savaşmadan fethedilmesi üzerine Kâbe'nin içinde ve çevresinde bulunan şirk inancına ait unsurlar temizlenmiştir.



Öte yandan Mekkeliler kendilerini ve müttefiklerinidiğer insanlardan üstün addettikleri için normal zamanlarda giydikleri elbiseleriyle Kâbe'yi tavaf edebiliyorlardı. Müttefikleri olmayıp harem dışından gelenler ise ya yeni bir elbise satın alıp onunla tavaf yaptıktan sonra elbiseyi bir taşın altına koyup orada bırakacaklar, ya da bir Mekkeliden ödünç bir elbise alarakonunla tavafını gerçekleştirecekti. Buna imkân bulamayanlar ise çırılçıplak tavaf yapmak zorundaydılar. Müşrik de olsalar hayâ duyguları, çıplak tavaf ettiğinde rahatsız olmalarına sebep olduğu için gece karanlıkta hızlıca tavaf yapıp kaçışıyorlardı. Bu âdet, Mekke müşriklerinin, kendilerini diğer müşriklerden üstün göstermeye çalıştıkları bir sapmaydı. Çıplak tavaf, Hz. Peygamber'in veda haccından bir yıl önce hicretin 9. yılında Hz. Ebû Bekir'in hac emiri olarak ifa ettiği hac sırasında yasaklanmıştır. Ayrıca aynı yıl, müşriklerin bir daha hac yapmalarına izin verilmeyeceği de ilan edilmiştir.



Müşrik Arapların hac ibadetinde bir sapmaları da Mekkelilerle müttefiklerinin Arafat vakfesinin Arafat'ta değil de Nemire vadisinde yapmalarıydı. Bu uygulama da Mekke'nin fethinden sonra kaldırılmıştır. Hz. Peygamber, “Hac Arafat'tır.” buyurur (Tirmizî, “Tefsîr”, 3).



Cahiliye dönemi Arapları kamerî takvimin şemsîtakvime uyarlanması anlamındaki “nesî” uygulamasını yapmak suretiyle her yıl Hac ibadetinin yolculuğa uygun bir zamanında gerçekleştirilmesini, böylece hac ve umrenin her zaman aynı döneme denk getirilmesini sağlıyorlardı. Bu işe karar verme ve kararı duyurma görevi Kinâne kabilesinin elindeydi. Nesî ilan edileceği zaman hacılar dağılmadan duyuru yapılır, böylece haber bütün Arabistan›a duyurulmuş olurdu. Böylece insanlar bir sonraki yıl haccın ne zaman yapılacağını öğrenmiş olurlardı. Nesî uygulaması, müşriklerin ticaretle iç içe girmiş olan hac ibadetinden bazı ticarî avantajlar sağlamalarına vesile oluyordu. Çünkü hac ibadeti ile ticaret arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ticaretin yapıldığı panayırlara gidebilmek için hava koşullarınınuygun olduğu bir zamanda yolculuk yapılması gerekir. Arapların zaman ölçüsü olarak kullandıkları kamerî takvim, şemsi takvimden 11 gün kadar kısadır. Bu da 33 yılda bir yıllık süreye tekabül eder. Bu farkı giderebilmek için birkaç yılda bir takvime müdahale ediliyordu.



HAC'IN VAKTİ



İlginçtir ki modern dönemde de binlerce yıldır değişmeyen hac ibadetinin vaktini değiştirme ve yıl içine yayma önerileri yapılmıştır. Oysa Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Haram ayları ertelemek, ancak inkârdadaha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılmak için Haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah inkârcı toplumu doğru yola iletmez.” (Tevbe 9/37)



Bazı farklılıklarla birlikte haram aylarda savaş yasağı Araplar tarafından kabul ediliyordu. Genellikle dört haram ay kabil kabul edilmekteydi. Bunlar, -Arapların genellikle umre için tercih ettikleri dönem olan- yılın yedinci ayı olan Receb, diğerleri ise peş peşe gelen ve hac için yolcuğun gerçekleştirildiği ve ibadetin ifa edildiği on birinci ay olan Zilkâde, on ikinci ay olan Zilhicce ve birinci ay olan Muharrem ayıdır. Araplar bu dört ayda savaşmazlardı. Haram aylar, hem hac ibadetinin güvenlibir şekilde yapılması için hem de Araplar açısından çok büyük öneme sahip olan ticarî faaliyetleri açısından önemlidir.



Zilkâde ayının başından yirmisine kadar devam eden Ukâz panayırında alışveriş yapılırdı. Beğenilip Kâbe'ye asılan şiirler de bu panayır sırasında gerçekleştirilen etkinliklerde belirlenirdi. Yirmi gün devam eden bu panayırdan ayrılan hacılar, buradan Mecenne ve Zülmecâzpanayırlarına giderlerdi. Mecenne panayırı Zilkâde ayının son on günü faal olurdu. Zülmecâz panayırı ise Zilhicce ayının ilk günü kurulur ve hac ritüellerinin başladığı bu ayın sekizinci günü olan terviye gününe kadar sürerdi. Hacibadeti tamamlandıktan sonra hacıların memleketlerine güven içinde dönebilmeleri için Muharrem ayında da saldırmazlık devam eder.



HZ. PEYGAMBER'İN UYGULAMASI



Hac ibadeti, Medine döneminin sonunda farz kılınmıştır.Hz. Peygamber hayatı boyunca sadece bir farz haccı yerine getirmiştir. Bunun dışında onun üç umre ziyareti yaptığı da bilinmektedir.



Hz. Peygamber'in tek haccı olan veda haccı Müslümanların hac ibadetinin mahiyetine ve uygulanmasına ilişkin bilgi sahibi oldukları önemli bir örnektir. Hz. Peygamber bu ibadeti ifa ederken aynı zamanda Müslümanlara tarih boyunca ışık tutacak temeldinî ilkeleri ifade ettiği konuşmalar yapmıştır Bunlar bugün elimizde Veda Hutbesi diye bilinen meşhur hutbede okuduğumuz önemli emir ve tavsiyelerdir.



Hz. İbrahim döneminden önceki zamanlar hakkında açık malumat sahibi olmamakla birlikte en az 4500 yıldır temel ritüelleri değişmeden ifa edilen hac ibadeti, kulluğun sadece Allah'a tahsis edildiği, kişinin manevi açıdan zirveye ulaştığı, bol bol tövbe ve istiğfar ile geçirilen bir zaman dilimi olarak âdeta kıyametin provasının yapıldığı bir ibadettir.



Hac günlerinde insanların dillerinden düşürmedikleri telbiye bunun en güzel ifadesidir. Bu sözler, binlerce yıldır Mekke semalarıında yankılanmaktadır.



“Lebbeyk Allahümme lebbeyk lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk inne'l-hamde ve'n-nimete leke vel mülk lâ şerîkelek.”



“Buyur Allah'ım, buyur! Çağrına icabet edip geldim. Senin ortağın yok, buyur Allah'ım! Hamd ve nimet senindir, mülk de…


Senin ortağın yoktur.”



#Hac
#Kabe
#Arafat
#Zilhicce