Hayat Dünyanın şifası Anadolu bitkilerinde

Dünyanın şifası Anadolu bitkilerinde

Türkiye’de ilk kez fitoterapi alanını akademik zemine taşıyan Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adem Akçakaya da bu alanda uzun zamandır çalışan ve araştırmalarını sürdüren bir isim. Prof. Dr. Akçakaya ile hem fitote-rapiyi hem de geleneksel ve modern tıbbın entegrasyonunu konuştuk...

Merve Akbaş Yeni Şafak
Adem Akçakaya
Adem Akçakaya

Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliğiyle birlikte bir süreden bu yana eğitim ve araştırma hastanelerinde bu yöntemlerden yararlanmak mümkün. Artık bitkisel yöntemleri içeren fitoterapi, sülük, hacamat gibi yöntemler bu alanda uzmanlaşan hekimler tarafından uygulanabiliyor. Bu alanda eğitim alan çoğu hekim de hastalarına farklı alanlarda geleneksel yöntemleri tamamlayıcı bir unsur olarak sunuyor. Bu yıl Emine Erdoğan’in himayesinde ikincisi düzenlenen Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Kongresin’de de modern tıp ve geleneksel yöntemlerin entegrasyonu üzerine konuşuldu.

Türkiye’de ilk kez fitoterapi alanını akademik zemine taşıyan Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adem Akçakaya da bu alanda uzun zamandır çalışan ve araştırmalarını sürdüren bir isim. Prof. Dr. Akçakaya ile hem fitote-rapiyi hem de geleneksel ve modern tıbbın entegrasyonunu konuştuk...

Geleneksel tıp ve modern tıp ayrımı ne zaman ortaya çıktı?

Mikrobun keşfinin bu noktada bir eşik olduğunu söyleyebiliriz. Bizim çok eski çağlardan Osmanlı’ya kadar uzanan tıp anlayışımıza bugün geleneksel tıp diyoruz. Ama 19. yüzyılda bir devinim oldu ve modern tıp eğitimi geldi. Bundan sonra da kimyasallara yöneldik. 18. ve 19. yüzyıllarda başlayan bu sürecin oturması ise 20. yüzyılda oldu. Bu tarihlerin ardından tıp iki ayrı koldan devam etti. Doktora ulaşamayan halk kendi yöntemlerini uyguladı. Diğer tarafta ise modern üniversiteler kuruldu, akademik eğitimle güncel tıp gelişti. Anatomi bilgisinden fizyolojiye kadar araştırılıp kendine özgü sistemini geliştirdi. Ama bir noktandan sonra bu iki kolun yeniden yolları kesişmeye başladı.

İLAÇLAR DA BİTKİ KÖKENLİ

Bu nasıl gerçekleşti?

Bazı insanlar otların faydasını yeniden keşfetti. Bu konuda yapılan araştırmalar oldu. Tabi bu çalışmalar modern tıbba aktarılmaya başlandı. İbn-i Sina diyor ki, hiçbir hastalık yoktur ki şifası olmasın, hiçbir bitki de yoktur ki faydası olmasın. Sadece etkisi bilinmeyen bitkiler olabilir. Bugün kullandığımız modern ilaçların çoğu da bitkisel kaynaklıdır. Örneğin aspirin söğüt kabuğundan yapılır. Orijinal moleküler yapısı bitkiye dayanır.

Tıpla beraber eczacılık da bir dönüşüm yaşadı sanıyorum...

Evet, çünkü ilaçlar hazır değildi, onlar yapıp verirdi. Hatta Türkiye’de 1960’lı yıllara kadar da eczacıların bu fonksiyonu sürdü. Müstahzarlar bu kadar yaygın değildi. Şimdi ise bir ilaç sanayisi var. Tabi bir sanayiden söz edilince onların yönlendirmesi de söz konusu olmaya başladı. Bu durum geleneksel tıp ve modern tıp arasındaki ayrımı daha da keskinleştirdi. Çünkü ortada bir sektör vardı ve o da üretiminin kapitale dönmesini bekliyordu.

BATI HIZLI FARK ETTİ

Biz geleneksel tıptan da yararlanmamız gerektiğini ne zaman fark ettik?

Ülkemizdeki ve batıdaki durumu ikiye ayırmak gerek. Batıda ilaç sektörünün yönlendirici etkisi hızla fark edildi. Bu nedenle 80’li yıllardan sonra doğal çözümlere dönmeye başladılar. Ama bizde 10-15 yıldır bu farkındalık söz konusu. Benim 90’lı yılların başında yaptığım asistanlığım dönemimde geleneksel yöntemlere ‘çer-çöp’ gözüyle bakılırdı. Hatta ‘koca karı ilaçları’ olarak tanımlayıp, yok sayma eğilimi vardı.

ANADOLU BİTKİ CENNETİ

Batıda 80’lerde farkındalık başladı diyorsunuz. Onlar neler yapmışlar?

Bizde geleneksel tedavi yöntemleri aile içindeki uygulamalarla devam ederken dünya Anadolu’nun bir bitki cenneti olduğunu fark etti. Dünyada bugün tıp alanında 12 bin civarında bitki kullanılıyor. Bunun 4 bin 500’ü Anadolu bitkileri. Biz bunların kıymetini henüz bilmiyorken özellikle Almanya ve Japonya bu alana eğildi. Bu bitkileri araştırıp, nasıl kullanacaklarını tespit etmişler. Bizim geleneksel yöntemlerimiz de buna dahil. Buradan soğanları kaçırılan bazı bitkilerin, oralarda kültürünün yapıldığını biliyoruz. Dağlarımızdan topladıkları bu bitkilerin etkileri üzerine kitaplar yazmışlar. Mesela sarı kantaronu biz yara- yanık tedavisinde kullanıyoruz. Ancak yurtdışında yapılan bu araştırmalarda depresyon tedavisinde de işe yaradığı görülmüş. Bugün Almanya’da depresyon için ilaçtan çok sarı kantaron kullanılıyor. Çayını, kapsülünü yapıyorlar. Her bitkinin etkileri var. Bunları keşfetmemiz lazım.

YUKARIDAN GELEN İRADE ÖNEMLİ

Bugün ülkemizde yapılanlar yeterli mi?

Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Kongresi, Sağlık Bakanlığı’nın yeni uygulamaları, yönergeleri bu uygulamaların hastanelerimize gelmesi çok önemli aşamalar. Bugün artık bir eğitim ve araştırma hastanesinde tamamlayıcı tıptan vatandaş yararlanabiliyor. Ancak hala yeterli değil. Ülkemizde geleneksel tıbbı istismar eden hekim dışı çok insan var. Maalesef hekimler de var. Maalesef biz bu konuyla ilgilenmeyince geçtiğimiz yıllarda bazı ‘şarlatan’ olarak adlandırabileceğimiz kimseler çıktı. Reklamlarını herkes gördü ve insanları yanlış yönlendirdiler. Hatta belki de fitoterapiye karşı insanların güvenini de kırdılar. Çünkü düzgün bir şekilde uygulamalar yapılmadı. Sağlık Bakanlığı bu durumu önlemek için adımlar attı. Ben de yukardan gelen bu iradeyi çok önemsiyorum.

Sağlık çalışanları yani hekimlerimiz nasıl bakıyor konuya?

Maalesef bazıları hala konuya mesafeli. Ama bu konuda çok çabalayan hekimlerimiz de var. Biliyorsunuz ki 2015 yılında geleneksel yöntemlerle sıtma tedavisi üzerine çalışan ekip Nobel tıp ödülünü almıştı. Modern tıp ve geleneksel tıp birbiriyle çelişmez, bir araya getirilebilir ve hastaya fayda sağlayabilir.

TIBBIN ALTERNATİFİ YOKTUR

Bugün geleneksel tıp hastanelerde kullanılıyor. Peki bu entegrasyonun sonuçları nedir? Nasıl uygulanıyor?

Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’ndeki konuşmamda da bunun üzerinde durdum. Ben bir cerrahım. Hastamı iyileştirmek için önce cerrahi yöntemleri kullanırım. Sonrasında örneğin eğer kanser hastasıysa, kemoterapisini, radyoterapisini yaparım. Ardından da tamamlayıcı tıp geliyor. Hastamın hem beslenmesini düzenlerim, hem de fitoteapiden yararlanmasını sağlarım. “Modern tıp kötü, onu kaldıralım, yerine geleneksel tamamlayıcı tıbbı getirelim” demek değil bu. Böyle bir anlayış söz konusu olamaz. Hekim hastasına tanıyı koyduğu andan itibaren fitoterapi uygulanmaya başlanabilir. Örneğin ben kemoterapi uyguladığım hastalarıma bulantı ve kusma önleyici olarak zencefil veriyorum. Birbirleriyle iç içe geçmiş iki kol var burada. Biri önce, biri sonra veya biri iyi biri kötü değil. Tıbbın alternatifi yoktur. Tamamlayıcı kelimesini bu noktada ben oldukça önemsiyorum. Fitoterapi, güncel tıptan üstün değildir, karşı da değildir. Fitoterapinin etkilerini küçük görmemek ve büyütmemek gerekir. Her iki yöntemde yerli yerinde kullanılmalıdır.

Merve Akbaş ve Adem Akçakaya

Modern tıp eğitimi almış hekimler yakın zamana kadar geleneksel tıp noktasında oldukça mesafeliydi. Peki sizin şahsi dönüşümünüz nasıl başladı?

Benim için de 10-15 yıl önce bir farkındalık başladı. Balıkesir’den bir hastam geldi. Muayene esnasında midede ileri seviyede bir tümör olduğunu anladım. 15 yıl önce mide kanserinde kemoterapi gibi yöntemler de çok etkili değildi. Ameliyat esnasında tümörün karnına yayılmış olduğunu anladım. “Amca, senin için yapabileceğimiz maalesef çok bir şey yok” diyerek, ona destek olacak bazı ilaçlarla yollamak zorunda kaldım. İki sene sonra yeniden geldi. Çok şaşırdım çünkü vefat etmesini beklediğim bir hastamdı. “Ne oldu, neler kullandın” diye sorunca bana birtakım otlardan bahsetti. Ben o gün, bu konuda bir eksiliğimiz olduğunu fark ettim. Sonra baktım ki, batıda bu konu zaten keşfedilmiş, araştırmalar yapılmış.

Bitkiler Anadolu’dan gitmiş, ilaçlar bile yapılmış.

Sarımsağı döverek tüketin

Fitoterapi daha ziyade koruyucu hekimlikte öne çıkıyor. Bitkinin içindeki etkin maddenin açığa çıkabilmesi için yeterince alınması gerekiyor. Oturup tek seferde bir kilo yemek mümkün değil. Bu nedenle zamana yayılan bir süre içinde tüketmek gerekiyor. Bir alışkanlık haline getirmek gerekiyor. Araştırmalara göre bol sarımsak tüketen insanlarda kansere daha az rastlandığını biliyoruz. Akdeniz mutfağına sahip bölgelerde de yine kanser oranı daha az. Çünkü sarımsak ve zeytinyağı gibi daha birçok ürün kendi koruyucu özelliklerini sık ve devamlı kullanımda gösterebilir. Ama bir püf nokta vereyim bu nokta. Eskiden sarımsaklar dövülürdü, bilirsiniz. Doğru tüketim şekli budur. İçindeki etken madde ortaya çıktıktan sonra tüketilmesi yararlı olandır.

Yoğurt mayalayın,turşu kurun

Hastalarınıza bitkisel yöntemler önerdiğinizde şaşırıyor mu?

Ben tercihi hastaya sunuyorum. “İlaçların bunlar, yanında bitkisel destek de ister misin?” diye soruyorum. Anahtarım budur. Modern tıptan ayrılmadan, geleneksel tıptan yararlanarak oldukça etkin tedaviler üretebiliriz. Birbirlerine çarpıştırarak, yarıştırarak değil, birbirlerine destek olarak, tamamlayarak kullanmalıyız.

Fitoterapi hastaya ne kazandırıyor?

Hastanın durumuna göre takviyeler, bitkisel ilaçlarla oldukça yüksek fayda sağlanabilir. Önce beslenmeden başlıyoruz. Sağlıklı beslenme işin başında geliyor. Hastaya ve hastanın durumuna göre değişiyor. Bunlar bitkisel ilaçları da kapsıyor. Ancak genel olarak paketli gıdaların hayatın dışına çıkarılmasını, evde yoğurt mayalamaya başlamalarını, turşu kurmalarını ve bunları tüketmelerini tavsiye ediyorum. Ev yoğurdundaki ve turşudaki yararlı bakterilere bağırsağımızın ihtiyacı var.

Müfredata eklenmeli

Şu anda bu alanda hekimlere eğitimler veriliyor. Peki normalde tıp fakültesinin müfredatına da eklenmesi gerekmiyor mu?

Tıp fakültelerinde geleneksel tamamlayıcı tıp hakkında sadece seçmeli dersler var. Eczacılıkta benzer bölümler var ama onlar bitki ve maddeleri araştırıyor. Tedaviye katkıları ise tıp fakülteleri öğrencilerine öğretilebilir. Bu nedenle acilen müfredata eklenmesi gerekiyor. Çekirdek eğitim programında bunları da öğrencilerimize göstermeliyiz. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi bu konuda öncü oldu. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi bu eğitimleri üniversite kapsamına aldı. Bezmialem Vakıf Üniversitesi olarak biz de Türkiye ve İstanbul’daki ilk fitoterapi eğitim merkezini kurduk.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.