Hayat Harmancınıngülümseten öyküleri

Harmancı’nın gülümseten  öyküleri

Abdullah Harmancı’nın öykülerinin nirengi noktasını asıl “Hayat üzerime olmuyor.”, “Eski tadı yok hayatın.” diyenler oluşturur. Kim bunlar derseniz, hayattan beklentilerini bir türlü gerçekleştirememiş, hep engellere takılmış ama mücadeleden de hiç vazgeçmemiş insanlardır: Emekli öğretmen Suphiler, roman yazarı İrfanlar, şair Abdullahlar…

Haber Merkezi Yeni Şafak
Fotoğraf: Ara Güler
Fotoğraf: Ara Güler

ARİF AY

Behçet Bey’in neden gülümsediğini bilemem ama Abdullah Harmancı’nın öykülerini yüzümden hiç eksik olmayan bir gülümsemeyle okuduğumu söyleyebilirim.

En acıklı durumları anlatırken bile araya tebessüm ettirici bir ayrıntı, bir gözlem koyması, Abdullah Harmancı’nın öykücülüğünün en ayırt edici özelliklerinden biri budur bence. Bu ayırt edici özellik, onun ustalığının da kanıtıdır bir bakıma.

Aslında, hayatın işleyişi de öyle değil midir? Keder ve mutluluk, sevinç ve hüzün hep iç içedir. Ağlarken güldüğümüz hallerimiz olmaz mı hiç? Sözgelimi, bir evin yıkımı hüzün verici bir durumdur. O evde yaşanmış hayatları bilenler için ev yıkılırken sadece duvarları yıkılmaz, duvarlarla birlikte o evdeki yaşanmışlıklar da, o yaşanmışlıklardan kalan anılar da yıkılır. Hiç kuşkusuz bu da hüzünlendirir insanı.

Bir yıkımın anlatıldığı “Otopsi” adlı öyküde, yıkılan evin bütün geçmişini bilen Aslan’nın, yıkım işini alan Kemal ustaya: “Ne oldu biliyor musun?” (…) “Tam şu anda ne oldu biliyor musun?” (…) “Hamit abiyle karısı Züleyha’nın gerdeğe girdikleri oda yıkıldı. Ben okey oynamaya gittiğimde namazlarımı o odada kılardım.” Demesine tebessüm edilmez mi?

Yine “Kalander” adlı öyküde şehirlerarası bir yolcu otobüsünün muavini olan gariban bir adamın, kızının telefonla istediği parayı tedarik etmek için otobüsün kaptanından avans istemesi, kaptanın bu isteği geri çevirmesi ve adamın çırpınışları insanı hüzünlendirirken, yolculara “Ne içersin guzum?”, “Ne içersin gülüm?” diye hitap etmesi, garibanın maduriyet halinde bile ne kadar mutmain oluşunu yansıtan ve aynı zamanda saflık içeren, tebessüm ettiren hitaplardır.

REKLAM

Abdullah Harmancı’nın öykülerinin nirengi noktasını asıl “Hayat üzerime olmuyor.”, “Eski tadı yok hayatın.” diyenler oluşturur. Kim bunlar derseniz, hayattan beklentilerini bir türlü gerçekleştirememiş, hep engellere takılmış ama mücadeleden de hiç vazgeçmemiş insanlardır: Emekli öğretmen Suphiler, roman yazarı İrfanlar, şair Abdullahlar…

HAYATLARA DAHİL OLMAK

Abdullah Harmancı, bu insanları öyle doğal, öyle içten bir dille anlatır ki biz o insanlarla arkadaş oluveririz adeta. Onları tanımakla kalmayız, hayatlarına dahil oluruz. Onların sıkıntılarında, onların hayatla mücadelesinde kendimizi görürüz. Sıkıntıları birlikte aşmanın çabasına gireriz birden. Birden kendimizi İzmir’den Ankara’ya bir yolcu otobüsünün içinde gece yolculuğu yaparken buluruz. Gariban muavinle kırk yıllık arkadaş oluveririz. Ya da Aslan’nın çocukluk arkadaşı Remzilerin evinin yıkımını seyrederiz tüm mahalleliler arasında. Muhtarın karısı Kebiz Aba, bizim de Kebiz Aba’mız olur. Dahası,

“Derbent Yeşili”nde Şeker’de bir düğüne misafir oluruz. Herkes suspus otururken yanı başımızda iki kişi sohbete başlar ve biz şu konuşmayı dinleriz:

“Ümmü’nün oğlu emekli olmuş mu?”

“Öyle mi? İşidmedim.”

“Olmuş olmuş. Sekiz Köşe’nin orda gördüm Cuma ikindin…”

“Hey gidinin dünyası len… Belediyeye başladığını bilirim keratanın…”

“Vay anam vay…”

“Gaç anam gaç…”

“Nasıl dünyaymış…”

REKLAM

“Hacca başvurduydu Kerim… ne oldu?”

“Sorma bizim oğlan, çıkmadı gene…”

“Dime len… Beş senedir girer durur… Bu ne gidinin gurrasıymış bacanak…”

Üçüncü bir ses araya girer:

“Çağrılmayınca… Çağrılmak gerek…”

“O da doğru Haydar emmi… O da doğru…”

İşte bu yüzden demiştim “Abdullah Harmancı’nın öyküleri insanı yalnızlıktan kurtarır.” diye.

“Behçet Bey Neden Gülümsedi?” son günlerde hep yanımda oldu. Cebimden çıkarıp çıkarıp okudum: Kah bir alışveriş merkezinde alışveriş yapan eşimi beklerken, kah bir parkta oğlumu salıncakta sallarken… Bu vesileyle İz Yayınlarını kutluyorum kitaplarının cebe sığacak boyutta oluşundan dolayı.

İnsan parkta, durakta, metroda, trende, otobüste, uçakta, gemide cebinden çıkarıp okuyabilmeli bir kitabı. Artık modern hayat, şöyle masaya kurulup saatlerce kitap okumaya izin vermiyor. Çağımız insanını un ufak eden olumsuzluklardan biri de modern hayatın hız ve koşturmacasıdır.

Bu olumsuzluklara direnmenin yolu Behçet Bey’i ve bizi gülümseten öyküler okumaktır.

Abdullah Harmancı’nın öykülerinin tek bir kusuru var; o da tiryakilik yapmasıdır! Yeni öyküler için umarım çok bekletmez bizi.

  • Behçet Bey Neden Gülümsedi?
  • Abdullah Harmancı
  • İz Yayıncılık
  • 2019
  • 136 sayfa

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.