İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucularından İbrahim Temo'nun anıları Alfa Yayınları tarafından basıldı. 2. Abdülhamit'i devirmek için kurulan cemiyetin çalışmalarını anlatan kitap, bir dönemi anlamak ve o dönemin izlerini sürerek bugünü doğru okumak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle ilgili bugüne kadar yüzlerce kitap yazılmıştır ve yüzlerce kitap yazılmaya da devam edecektir. Çünkü Yahya Kemal'in tespitiyle İttihat ve Terakki çok dağınık bir cemiyettir. Her şeyden önce derli toplu bir düşünce yapısı yoktur. O kadar çok zıt fikirler bir araya gelmiştir ki İttihat ve Terakki'nin ortak bir amacından, kimliğinden, idealinden, hareket tarzından söz etmek bile mümkün değildir. Ayrıca İttihat ve Terakki'nin geçirdiği evreler, yaşadığı dönüşümler hesaba katıldığı zaman, bir tek İttihat ve Terakki'den değil, onlarca İttihat ve Terakki'den söz etmek gerekir. İttihat ve Terakki'nin özellikle yurtdışında açtığı şubeler diğerlerinden neredeyse bağımsız bir şekilde hareket etmiştir. Şerif Mardin'in Jön Türklerin Siyasi Fikirleri kitabında, İttihat ve Terakki bünyesinde çıkarılan gazete ve dergilerin farklılıkları, ortak-zıt yönleri ve dağınıklığının sebepleri araştırılır ve sorgulanır.
Peki İttihat ve Terakki'yi ortaya çıkaran ve bir arada tutan unsur neydi? Bu unsuru açık bir şekilde ele veren bir kitap İbrahim Temo'nun İttihat ve Terakki Anılarım. Kitap boyunca II. Abdülhamit muhalefetiyle karşılaşıyoruz. Neredeyse bütün cemiyeti bir arada tutan motivasyon II. Abdülhamit düşmanlığıdır. Bu düşmanlık o kadar kuvvetlidir ki diğer meseleler bunun yanında hep ikinci, üçüncü planda kalır. İttihat ve Terakki'nin kendi içinde düştüğü tezatlar, anlaşmazlıklar, düşmanlıklar, fikir ayrılıkları; Arnavut, Trablusgarp, Mısır, Yunanistan, Bulgaristan veya Balkanlar sorunu bile Abdülhamit Han denildiğinde unutulur. Ve ilginç olan şey, II. Abdülhamit'in hangi icraatına karşı böyle bir yapılanmaya gidildiği pek açıklanmaz, anlatılmaz. İbrahim Temo'nın anılarında da aynı şeylerle karşılaşırız: 'istibdat dönemi' eğrisiyle doğrusuyla anlatılmaz ve eleştirilmez. II. Abdülhamit'e dönük bütün eleştiriler sloganiktir. Örneğin 'Yaşasın hürriyet!' Herkesin dilinde aynı nakarat: 'Zalim bir yönetim' vardır, bu ortadan kaldırılmalıdır.
'Yaşasın Hürriyet!' ilginç bir slogan. İttihat ve Terakki'ciler bu sloganı II. Abdülhamit yönetimine karşı haykırırlar. Onların akıllarında İmparatorluğu bölmek yoktur. Hatta cemiyetin kuruluşunda vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği gibi fikirler esas alınır. Oysa Paris'te çıkarılan Intransigent gazetesi böyle söylemez. Intransigent günlerce, Müslüman Türkler tarafından katledilmiş Hıristiyan Bulgarların fotoğraflarını manşetten büyük büyük yayımlar. Hem de Türkler kestikleri Bulgarların kellelerini değneklerin ucuna geçirip, sokak sokak dolaştırmışlardır. Tam bir infial! Tam bir Türk barbarlığı ve tam bir Bulgar mazlumluğu. Oysa hakikat öyle değil. İbrahim Temo bunu fark eder: 'Bu kafalar, o tarihten beş on yıl sene evvel Manastır Valisi tarafından hükümetin gücünü halka göstermek ve eşkıyalığın önünü almak için, bir Arnavut hırsız çetesinin kelleleriydi.' Bunu tespit ve ispat eder ve makale halinde yazar. Fakat makaleyi hiçbir gazete yayımlamaz. Intransigent'in makaleye cevabı: 'Sultan ile zalim idaresi aleyhine, öbür Hıristiyanlar gibi yazarsanız yayınlarız.' olur. Devamında ise 'Hürriyet isteyiniz efendiler, hürriyet!' diye belirtirler. Çok açık: İttihat ve Terakki'nin elinde ve zamanında 'Yaşasın Hürriyet!' tam da I. Dünya Savaşı sonrasında yaşananlar için üretilmiş, ortaya atılmış ve tekrar edilmiş bir slogana dönüşür.
Abdülhamit Han'ın yönetimi ortadan kaldırılmalı ve devlet yönetiminde ıslahatlara gidilmelidir. Bu ıslahatların hangi alanlarda ve nasıl yapılacağı ise düşünülmez, konuşulmaz ve yazılmaz. Örneğin İbrahim Temo'dan bu alanda tek satır okuyamayız. Oysa Temo Askeri Tıbbiye mezunudur, yüzbaşılığa kadar çıkmış bir doktordur. Ondan tıp alanında yapılacak ıslahat ve çalışmalar beklenir. Oysa kendisi bir doktordan ziyade bir asker ve siyasetçi olarak hareket eder. Bir yerde bu açığı kendisi de fark eder ve sorar: 'Ya bir gün Abdülhamit insafa gelir, tuttuğu yolun bir çıkmaz sokak olduğunu anlar ve etrafındaki muzır mikropları temizleyerek, buyurun efendiler, bu idare arabasının dizginlerini elinize vereyim, geliniz ıslahata, başlayınız, vatanı kurtarınız derse? (…) ne yapabiliriz?' Bunun üzerine Paris'te Ahmet Rıza Bey, Dr. Nazım, Yusuf Akçura… gibi cemiyet üyeleriyle her hafta toplanmayı ve bu tür şeyleri konuşup planlamayı teklif eder. Temo'ya göre en büyük sıkıntı eğitimdedir. Yeni bir eğitim anlayışına ve programına ihtiyaç vardır. Temo bu yüzden eğitim konusunu kendisine vazife edinir ve on maddelik bir program hazırlar. Fakat programı cemiyet üyelerine anlattığında Ahmet Rıza Bey'den 'Doktor, bu senin yazdıkların zaten Abdülhamit idaresinde fazlasıyla tatbik olunuyor.' cevabıyla karşılaşır. Bir daha da bu minval üzere bir toplantı gerçekleşmez.
İbrahim Temo'nun yazdıklarından günümüze ne kadarı kalmıştır, bilemiyoruz. Kitaba Şerif Mardin'in yazdığı önsözde bundan hiç söz edilmiyor. İttihat ve Terakki Anılarım İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi kapalı bir kutu. Bu yüzden diyebiliriz ki İbrahim Temo'nun anlattıklarından çok anlatmadıkları; öne çıkardıklarından çok geri planda bıraktıkları; üzerinde sık sık durduğu konulardan ziyade durmadığı konular; ismini andığı kişilerden başka anmadığı kişiler daha önemlidir. Bu haliyle yoksa Temo'nun anlattıkları İttihat ve Terakki hakkında çok cılız ve yüzeysel kalır.
İbrahim Temo
İttihat ve Terakki Anılarım
Eylül 2013
287 sayfa
Alfa Yayınları






