
Yasin Aktay son kitabı “İslam ve Solun Soy Kütüğü”nde İslam ve sosyalizm tartışmalarının dünden bugüne nasıl bir süreçten geçtiğini anlatıyor. Aktay, sol, İslam ve İslamcılığın hangi bağlamda buluştuğuna cevap ararken aynı zamanda Kürt milliyetçiği kimliği üzerinden yeniden var olmaya çalışan solculuğu ve gezide yaşadığı hüsranı da mercek altına alıyor.
İslâm ve sol tartışmaları gerek Türkiye özelinde gerekse sol ve İslâmî literatürde dönem dönem yoğunlaşmakla beraber uzunca bir süredir vardır. Faruk Bercâvî'nin 1945 yılında yayınlanan İslâm Sosyalizmi kitabı literatürde bu bağlamdaki ilk eser olsa da tartışmanın Türkiye'de görülmesi 1960'lara rastlar. Yön Yayınları tarafından 1965 yılında yayınlanan Roger Garaudy'nin Sosyalizm ve İslamiyet kitabı tartışmanın Türkiye'deki fitilini ateşlemiştir. 1960'lardan itibaren Türkiye'deki İslâmî hareketleri çokça etkileyen Seyyid Kutup'un eserleri İslâm ve Sosyalizm bağlamında da değerlendirilmiştir. Benzer şekilde Ali Şeriati'nin çalışmaları ve eserlerinin Marksist literatürden hayli yararlanması ve İran Devrimi'ne giden süreçte kitleleri fazlasıyla etkilemesi bu tartışma bağlamında ele alınmaktadır.
Türkiye özelinde ise, Nurettin Topçu'nun eserleri ve daha yakın dönemdeki İhsan Eliaçık'ın çalışmaları İslâmî sol literatürde öne çıkmaktadır. Gezi olaylarıyla beraber ortaya çıkan anti-kapitalistler oluşumu ise İslâm ve Sol tartışmalarındaki son yılların aktivist hareketlerden biridir. Ancak bu noktada bir soru daha doğrusu bir sorun ciddiyetle gündeme getirilmemiştir: Tek başına bir evren, insan ve toplum tasavvuruna sahip mütekamil bir din olan İslâm'ın sol ya da sağ varyantlarının olduğunu/olması gerektiğini söyleyebilir miyiz? Şayet, isim olan İslâm kelimesinin başına kapitalist ya da anti-kapitalist, sol ya da sağ gibi bir niteleme/sıfat eklenirse İslâm'ın tüm zamanlara ve mekânlara şamil olma iddiası ne kadar/nasıl sürdürülebilir? Yasin Aktay'ın kitabı bu ve benzeri sorulara ve tartışmalara yeni bir soluk ve eleştiri getirme iddiasıyla kaleme alınmış bir yapıt.
Kitabın 'Şecere' isimli birinci bölümünde Aktay tartışmanın taraflarındaki sol, İslâm, İslâmcılık gibi kavramların birbirleriyle hangi tarihsel bağlamlarda ilişkiye girdiğini incelemektedir. İslâmî Sol söyleminin hem Türkiye'deki hem de Arap-İslâm dünyasındaki tarihsel şartları ve gelişimi ile tematik ve pratik boyutlardaki örneklerin karşılaştırmalı incelenmesi birinci bölümde yapılmış. Seyyid Kutup, Mustafa Sıbai, Ali Şeriati, Hasan Hanefi gibi isimler özellikle teorik düzeyde görüşleri incelenen isimlerdir. Ancak bu görüş ve örnekler sunulurken öznel bir konum alınmaktan ziyade olgusal düzlemde bir anlama çabasının olduğu görülmektedir. Türkiye solunda ise bu tartışmanın, zikzaklı bir şekilde ilerlediği görülmektedir. 1960'lı yıllarda Türkiye sosyalistleri bu meseleyi hayli hararetli tartışmışken, Ömer Laçiner gibi isimler bu meseleyi sadece İslâmcıların gündeme getirdiğini iddia etmektedir. Buradan çıkan doğal sonuç da Sol ya da Sosyalizm peşinde koşan ya da Sola yaranmaya çalışan bir İslâmî oluşum profilidir. Aktay hoca da, Solun bu tür tartışmalara memleket adına pek hayırhah bir şey üretemediğini, Solun eleştiri girdabına tutulmuş gibi İslâmî kesimin yapıp ettikleriyle uğraşmaktan öteye gidemediğini iddia etmektedir.
Tezkire, İslâmiyât gibi dergilerde geliştirilen sol ve İslâm ilişkisine dair külliyat ve 2006 yılında teşekkül eden Müslüman sol hareketi çalışma kapsamında analiz edilmektedir. Her iki dergideki konuya dair yazıların tahlilini ve dökümünü sunan Aktay, Müslüman Sol hareket üzerinde daha eleştirel durmakta ve hareketi oluşturan isimlerin savruldukları konumlarını okuyucuya hatırlatmaktadır. İlerleyen sayfalarda ise, Solun Gezi Olayları sırasındaki tutumu mercek altına alınmış. Solun Gezi'den bir devrim çıkarma gayretine düştüğünü ve Marks, Lenin, Mao, Deniz Gezmiş gibi Gezi Parkı'nın da kutsî bir fenomen yapılmaya çalışıldığı iddia edilmiştir. Ancak bu gayretler boşa çıkmış ve bunun sonucunda siyaset üretme kapasitesini son derece daraltan ve nerdeyse Taksim'den Tahrir'e hülyalarına kapılan Sol neticede Harbiye'ye çıkabilmiştir.
Kürt milliyetçiliği ve sol ilişkisine de odaklanan Aktay, Solun bu siyasî sıkışmışlık halinden Kürt milliyetçiliğinin ayartıcı cazibesiyle kurtulmaya çalıştığını iddia etmektedir. Ya da, Gramsci'den mülhem, Sol yeni Prens'ini Kürtlerin tek siyasal temsilcisi olma iddiasındaki HDP'de aramaktadır. Ancak özellikle, son dönemlerde Gezi gibi Sol'un HDP hülyasının da hüsranla sonuçlanmakta olduğu söylenebilir.
Sol'un kendine olan aşırı güveni ve her başarıyı, olumlu hasleti kendinde görme durumunun da etkisiyle son dönemde tekrar ateşlenmeye başlayan İslâmî Sol tartışmalarına, İslâmî/İslâmcı bir dimağdan çıkan değerlendirmeleri bulmak mümkün bu kitapta. Zira Solun kendi bir ütopyası ya da büyük stratejisi vardır ve diğer meseleler ona göre daha tali unsurlardır. Ancak Solun kendi başına ve Sol olarak ne yaptığı, ortaya ne koyduğu ise son derece tartışmalıdır. Dolayısıyla İslâm ve Sol meselesini tartışırken aslî öznenin Sol mu yoksa İslâm mı olduğu sorusu önemlidir. Bu eser de bu soruya net bir şekilde İslâm cevabını vermektedir, Solun tüm merkezîlik ve öncellik tutumuna karşı çıkarak.
• • •
İslam ve Solun Soy Kütüğü
Yasin Aktay
Tezkire Yayınları
Mayıs 2016
358 sayfa







