
O yıllar, Erzurum''a çok sık gidip geldiğim bir dönemi teşkil ediyordu. Erzurum Radyosu, üniversite ve Palandöken dağlarının eteklerinde yer tutmuş bu şehrin eski zaman çarşıları. Her gidiş gelişte Nakkaş İsmail Efendi''ye uğruyoruz.
Nice dost sohbetleri arasında Naim Hoca''nın da adı geçiyordu. Biz diyoruz Naim Hoca!.. Erzurumlu dostlarsa, ondan sürekli "Berber Naim" diye söz ediyorlar. Aynı kişiye âit iki hâkim lakap ve sıfat. Bir adamda berberlik ve hocalık gibi iki sıfat, nasıl olur da bir arada bulunabilir diye düşünürken mesele kendiliğinden ortaya çıkıveriyor. Meğer Nâim Efendi''nin asıl mesleği berberlik değil miymiş! Sonradan sonraya berberlikten imamlığa terfi etmiş ve Zeynel Camii''nde on yıl kadar imamlık yapmış. İşin garibi şurası ki Naim Efendi, henüz berberlik yaptığı yıllarda da Erzurum''da kürsüye çıkar, o bildiğimiz vaaz ve sohbetlerini yaparmış. Sonra bir an gelmiş Naim Efendi''nin daha hocalık kadrosuna tayini yapılmadan, hocalık vasfı berberlik sıfatını örtmeye başlamış. Berber Naim yavaş yavaş unutulmuş, Naim Hoca imajı da gün gün ortalığı kaplar hale gelmiş.
Bir gün, hâzâ Erzurumlu Salih Lütfi ile Naim Hoca''ya gidiyoruz. Sebep, sırf onu tanımış olmak mı? Hayır. Onda var olduğunu işittiğim bir hazinenin keşf ve tedkikinin peşindeyim. Dost canlısı Salih Lütfi ile radyodan çıkıp uzun yollar yürüyerek, Erzurum çarşılarına vâsıl oluyoruz. Vakit akşam!.. Akşam ki o diyarlarda saate göre değil, göklerden alacakaranlığa durmaksızın sağılan ezan sesleriyle tayin olunuyor. Bildiğimiz kalın (g) seslerinin bazan kalın bir (ka)ya, bazan boğazı tahriş edercesine zorlanarak çıkartılan hırıltılı (ha)lara dönüştüğü buralarda; yerine göre Azerîleşen, yerine göre de Osmanlıca dil ve söyleyiş zerâfetine uyum gösteren ezgili seslerle ezanların okunmaya başladığı bu saatlerde, Naim Efendi''nin dükkânı kapanmış olamaz mıydı? Yani tarihî arastaların tenhalaşmaya yüz tuttuğu saatler.
Her ne ise biz Naim Efendi''nin, yani Naim Hoca''nın, daha da işin gerçeğine inecek olursak Berber Naim''in dükkânına vâsıl olduk. Üç dört metrekarelik küçük bir mekân. Girdik oturduk, fakat Naim Hoca yok ortalıkta. Bekliyoruz ki görmeden gitmeyelim bu âsâr-ı atîkayı.
Meğer Naim Hoca, Zeynel Camii''ndeki vazifesinden emekli olduktan sonra sarraflığa başlamış. Eh, böyle küçük bir mekân, böyle bir işe kâfi diye düşünürken birden aklıma düşüyor: Bu dükkân bomboş!..
Kuşkusuz vakitlerin akşama vurduğu bu saatlerde Naim Hoca, tası tarafı toplamış olmalı. Camdan raflara dizilmiş küpeler, bilezikler, çeyrek veya yarım altınlar, gerdanlıklar!.. Anlaşıldı Naim Hoca, ya yakındaki bir cemaata yetişmek için yolda, ya da komşu esnaflardan küçük bir tedarikin peşinde. Çünkü dükkan bomboş ve ne varsa toparlanmış. Naim Hoca bu beldelerin, bu arastaların, bu akşam vakitlerinin icabı bir geleneğe teslim olarak, evlâdı ıyâlinin barınağı hanesine revân olmak üzere.
Biz Salih Lütfi ile, bu akşam vaktinde, belki Naim Hoca''dan ziyade acelecilik gösteriyoruz. Çünkü Naim Efendi gelecek, her gün vaktinde ulaşmayı itiyad edindiği hanesine yetişecek. Biz ne kadar acele edersek edelim, Naim Hoca gelmiyor. Daha doğrusu bir sarraf dükkânının bu kadar ihmal edilmesine aklımız fikrimiz ermiyor.
Nihayet Naim Hoca göründü. Bir tanışmanın bütün seremonileri yerine getirildi. Normal bir tanışma bile kendiliğinden asla yapmacık kaçmayan ince nüktelerle zenginleşmeye başladı. Söz arasında, asla yanıp yakılmalara vardırılmayan kelâmı kibarlardan öğreniyoruz ki, o gün sabahın erken saatlerinde Naim Efendi''nin sarraf dükkânı soyulmuş!.. Bizde bir telâş, bir hayıflanma ki sormayın.
Ah bu şarkın, bu toprakların, bu tarihin "deryâ-dil" insanları!.. Asıl Naim Hoca, işte o anda, gözümde bir âbide gibi yüceldi. Etrafına durmaksızın "tûtî-i mucize-gû" makamında nükteler saçan, her bir sözünden kinayeler ve imâlar savrulan bu adam; hiç yüksünmeden, asla yanıp yakılan bir zavallılığa tenezzül etmeyerek ne dedi biliyor musunuz?
-Oğul, o kadar rahatem ki. Üzerimden büyük bir yük kalktı, rahatlayıverdim. Zaten benim değildi, üzerimde bir emânetti bunlar. Ben bu emânetin altından kalkamıyordum. Şimdi çok memnûnem. Çok şükür, şu anda benden rahatı yok. Sonra akleyiverdi ardından: "Mal sahibi mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi?" İşin aslına bakarsak oğul, benim malım falan çalınmadı. Üzerimdeki emanet kalktı, asıl sahibine râci oldu.
Bizde bir hayıflanma, sormayın gitsin!.. Ama inanın buna, o anda Berber Naim''in yüzü o kadar müsterih!.. Biz bir sıkıntıyı paylaşmaya çalıştıkça, o daha bir rindâne havalara büründü. İşte Naim Hoca ile sohbet asıl bundan sonra açıldı. Aman Allahım neydi bu adam böyle?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.