Arz etmek ve değerler

00:0023/07/2011, Cumartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Ayşe Böhürler

Demokratikleşmenin toplumda yerleşip yerleşmediğine ilişkin kanılarımızı etkileyen en önemli şey sözcüklerin kullanımıdır. Belki de bu kanaatim sebebiyle aşırı saygı ve hürmet sözcüklerinin çok olduğu cümleleri genelde demokrasiyi içselleştirememe, boyun eğmeyi baştan kabullenme, eşit yurttaşlığı red ve biraz da riyakârlık olarak görürüm. Tabii ki bu ifadeler iyi bir Türkçeyi, incelmiş bir nezaketi, ölçülü ve mesafeli bir saygıyı içermiyorsa ve de gelişigüzel kullanılıyorsa... Dini olarak da hac

Demokratikleşmenin toplumda yerleşip yerleşmediğine ilişkin kanılarımızı etkileyen en önemli şey sözcüklerin kullanımıdır. Belki de bu kanaatim sebebiyle aşırı saygı ve hürmet sözcüklerinin çok olduğu cümleleri genelde demokrasiyi içselleştirememe, boyun eğmeyi baştan kabullenme, eşit yurttaşlığı red ve biraz da riyakârlık olarak görürüm. Tabii ki bu ifadeler iyi bir Türkçeyi, incelmiş bir nezaketi, ölçülü ve mesafeli bir saygıyı içermiyorsa ve de gelişigüzel kullanılıyorsa... Dini olarak da hac gibi bir ibadetin - zengin fakir, güçlü, zayıf - hepimizin Yaratıcı katında eşit olduğunu hatırlatmak ve içselleştirilmek için emredildiğine inanırım.

Böyle bir girişi son zamanlarda sıkça rastladığım sivil hayattaki -hatta müzik programlarında- sunumlarda bile kullanılan muhafazakar kesimin pek rağbet ettiği "arz ederim" ifadesi ile alakalı yazdım.

Geçenlerde son derece sivil ve dini bir manası da olan bir anma töreninde bile, konuşmacıların ve Kur''an okuyacak kişilerin sahneye "arz ederim" anonsuyla davet edilmesi beni kışkırtarak zaten takık olduğum bu kelimenin mahiyetini araştırmaya sevk etti. Araştırma dediysek de öyle kapsamlı bir şey değil tabiî ki! Üç beş yayıncı, dilbilimci, yazar arkadaşım ve yine onlardan birinin deyimi ile allame-i google danışması...

"Arz ederim" in kelime anlamıyla sunmak anlamına geldiğini, bir de arzuhallerin vazgeçilmez sözcüğü olduğunu hepimiz biliyoruz. En yaygın kullanım yerleri askeriye ve bürokrasi. Alt makamların üst makamlara verdikleri bilgilerin, yaptıkları sunumların, yazdıkları yazıların arkasına mutlaka bu cümleleri ilave etmeleri gerekiyor.

"Arz ederim"; hiyerarşi, ast-üst ilişkisinin altınını çizilmesi, biraz da had bilmeyi içeriyor.

Çoğunlukla emir ve komuta zincirinin ihlal edilemez olduğu askeriyeye ait bir kullanım olarak tanımlanıyor. Ve hatta bu kelimenin yaygınlaşmasını ihtilalların epistolomojisine kadar vardıranlar bile var.

Arz ederim ifadesi, bürokratik yapılanma içinde de pek manalı duruyor. Ancak sivil hayatta kimsenin kimseye ast üst ilişkisi ile bağlı olmadığı kamusal alanın herkesi vatandaşlık paydası ile eşitlediği bir zeminde sahnedekiler seyircilere arz edilebilir mi?

Bilimsel, sanatsal, dini, toplantılarda konuşmacıları kürsüye davet ederken - velev ki bu kişi çok üst düzey birisi ya da eşi olsun - bu ifadeyi kullanmak uygun mudur? "Protokol konuşmacıları için kim olduğuna bakmaksızın arz ederim ifadeleri kullanılabilir mi? Bu kullanımın istisnaları var mıdır?" gibi soruları tartışmaya açmak istiyorum. Özellikle de muhafazakar camia da hazırlanan programlarda bu ifade neden daha çok tercih ediliyor sorusu, kelimelerimiz zihniyetimizin aynasıdır yargısı ile birlikte tartışmayı hak ediyor.

* * *

Dünya Değerler Araştırması''nın 2011 Türkiye sonuçları çok da fazla bir şey değişmediğini gösteriyor.

Benim dikkatimi bu değerlerdeki azalanlar ve yükselenler daha çok çekti.

Mesela orduya güven azalmış. Son yirmi yılın en düşük oranı ile %91 den %75''e gerilemiş.

Gerekirse ülkem için savaşırım diyenlerin oranı da buna bağlı olarak azalmış.

Son beş yılda %11 puanlık bir düşüş ile %97''den %86''ya inmiş.

Değişmeyen sabit değerlerimiz arasında ise ataerkil değerler var.

Mesela "ailenin reisi erkek olması gerekir" fikri hiç değişmemiş. 1996''da %73 iken 2011''de % 74.

Erkek egemen zihniyetin değer bulduğunun göstergelerinde ve bunun bir örneği olan "bir erkeğin birden fazla eşinin olması gerekir" fikrine sahip olanların oranında ise artış var. Neredeyse kadınların %19''u, her beş denekten birisi bu fikri taşıyor. TV 8''deki program arkadaşım Vivet Kanetti''ye göre bu durum bir gerçeğin çaresiz kabulü, kadınların mecburen razı oldukları bir durumu gösteriyor. Bu fikrin onaylanması muhafazakarlaşma ile alakalı değil. Bu kabulün çaresizlik mi, uyanıklık mı, yoksa aklın fikrin bu mevzulara yoğunlaşması mı, bir kapitalizm taarruzu mu ya da dini emirlere teslimiyet mi gibi sıralanabilecek çeşitli yorumlar içinden hangisine yorulması gerektiğini bilmesek de, toplumsal bakışımız açısından mevzunun analiz edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Neden bu oran 1996''da %10 iken, 2009''da % 11 ve 2011''de %23 olmuş?

Bu rakamlar birden fazla eşi kabul edenlerin oranındaki artıştan ziyade, bu kabulün açıkça söylenmesine ilişkin cesaretin artışı olarak da değerlendirilebilir mi? Ki öyleyse de kötü, böyleyse de...

Ve şiddet! Ne yazık ki bizim toplumumuzda aile içi şiddet de giderek artan bir şekilde onaylanıyor. Yıllardır söylediğimiz "yasa yapmak yetmiyor" görüşü bu araştırma ile de doğrulanıyor. "Bazı kadınlar kocalarından dayak yemeği hak ediyor" görüşüne katılanların oranı 1996''da %19 iken 2011''de %30''a yükselmiş. Hem de şiddeti önlemek üzere birçok yasanın çıkarıldığı, iktidarın kadına yönelik şiddete sıfır tolerans gösterdiği bir dönemde böyle düşünenlerin oranındaki artış yasalara değil, ataerkil zihniyete odaklanmak zorunda olduğumuzu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Diğer yandan namaz kıldığını söyleyenlerin oranının % 70, oruç tuttuğunu söyleyenlerin oranının % 87 olması da çevresel gözlemlerimizle bağdaşmayan bir veri. Bu cevaplar içinde "ara sıra kılarım, cumaları kılarım, günde beş vakit kılarım" gibi farklar bu araştırmaya yansımış mıdır, bilemiyorum. Ancak yine gözlemlerime dayanarak ikiyüzlü bir tutumla dindarlığı yükselen değer olarak görüp n''olur, n''olmaz, belki işime yarar faydacılığı içinde bir dindar görünme modasının olduğunu söylemek isterim. Yoksa bu değerler araştırması olduğumuz değil de, sahip olunmasını çıkarlarımız açısından faydalı bulduğumuz değerleri mi ortaya koyuyor? Dindar olmadıkları halde dindar görünmeyi tercih edenler kadar bunları kabullenenleri de analiz etmek gerekiyor.

Bu araştırma daha çok yorum götürür...