
Başlığı, Yeni Şafak’ta yayımlanan bir habere ait olduğu için tırnak içine aldım. Haber şöyle: “TBMM Başkanlığı görevinden ayrılan AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım, seçim çalışmalarına Eyüp Sultan’da ‘start’ verdi, Yıldırım, ‘Bismillah’ deyip İstanbul’dan, Eyüp Sultan’dan bugün çalışmalarımızı başlatıyoruz. Hayırlı, uğurlu olsun. Allah mahcup etmesin.’ dedi. Eyüp Sultan Meydanı’na gelen Yıldırım’ı, coşkulu bir kalabalık karşıladı. Yıldırım ve Semiha Yıldırım kalabalık nedeniyle ilerlemekte zorlanırken vatandaşlar Yıldırım ile tokalaşıp fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarıştı.
Yıldırım, ikindi namazını Eyüp Sultan Camisi’nde kıldı. Namaz çıkışında üç vatandaşın cenaze namazına katılan Yıldırım, daha sonra Eyüp Sultan Türbesi’nde dua etti. Yıldırım, ayrıca Eyüp Sultan esnafını ziyaret etti. Burada da yoğun bir ilgi gören Yıldırım bayrak, afiş ve konfetilerle karşılandı.”
Eyüp Sultan Hazretleri, şehrimizin manevi sultanı olduğu için -tabii ki- en fazla onun mübarek türbesi ziyaret ediliyor. Osmanlı padişahlarının cülus merasimleri de bu uhrevi mekânda yapılıyordu. Bostan iskelesinden türbeye kadar uzanan caddenin adı da “Cülus Yolu”dur. Adı geçen cadde bugün de aynı isimle biliniyor. Hükümdar, türbenin önünde dualar eşliğinde kılıç kuşanıyor, daha sonra Topkapı Sarayına gidip saltanat tahtına oturuyor, ayrıca bir de “cülus bahşişi” veriyor. Kültür tarihimizde bir de “cülusiye” adıyla yazılan şiirler var ki onlar da tahta çıkan padişahları övmek için kaleme alınıyordu.
Eyüp Sultan’da, “taklid-i seyf” denilen kılıç kuşanma merasimi, kültür tarihimizin renkli tablolarından birini teşkil etti. Tekkelerin, dergâhların kapatılmasını emreden kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte Eyüp Sultan Türbesi’nin kapısına da kilit vuruldu. Tek parti diktatörlüğünün hüküm sürdüğü uzun yıllar boyunca bu mübarek türbe de, kapalı kalbler gibi kapalı kaldı. Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelmesiyle birlikte yeniden halkın ziyaretine açıldı. Rahmetli Menderes’in de -arada bir- “Alemdâr-ı Resulullah”ı ziyaret ettiği biliniyor.
Büyük şairimiz Yahya Kemal’in “İslam Cennetinin Yeşil Bahçesi” diye tarif ve tavsif ettiği Eyüp Sultan ve çevresini “Tebessüm ve Tefekkür” isimli kitabımda anlattığım için burada sözü daha fazla uzatmak istemiyorum ama bu uhrevi mekâna yakışmayan bir takım çirkin manzaraları da göz ardı edemiyorum. Üzülerek belirteyim ki, ziyaretçilerin -hiç değilse bir kısmı- gerekli titizliği ve hassasiyeti göstermiyorlar, bir takım nâhoş hareketlerde bulunmaktan çekinmiyorlar. Bu konuda ben de gördüklerimi, bildiklerimi siz değerli okuyucularıma nakledeceğim ama sözü önce “Meşhur Eyüb Sultan” kitabının yazarına bırakmak istiyorum. Eski İstanbul dersiâmlarından merhum Hacı Cemal Öğüt, işte bu değerli eserinin baş tarafında son derece isabetli bir ikazda bulunup şunları söylüyor:
Hazreti Halid’in kıymetini, şerefini ve sahip olduğu yüksek mevkii bilmeyen bir çok kimseye rastlanıyor. Gerek yerli, gerek yabancı, gerekse o civarda bulunanlardan öyle cahil ve nasipsiz kimselere rastlıyoruz ki, onlar milli terbiyemize, geleneklerimize aykırı hareketlerde bulunmaktan çekinmiyorlar. Bu zavallıların kalplerinde büyüklere karşı hiçbir hürmet ve muhabbet duygusunun olmadığı anlaşılıyor. Hiç şüphe edilmesin ki, hürmet ve muhabbet etmesini bilmeyenlerin kendileri de hürmet ve muhabbete layık değildirler.
Yabancı turistler bile İstanbul’a geldiklerinde haritalarında gördükleri Türklerin milli eserlerini ziyaret ederlerken Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesine de gidip ziyaret ettiklerini gözlerimizle görmekteyiz. Asıl garip olan şu ki, kendi terbiyelerinin gereği olarak şapkalarını çıkarmak, bu mübarek zata karşı saygı göstermek suretiyle türbeyi ziyaret ettikleri halde bizim bazı cahil ve gafil Müslümanlar, ellerini arkalarına bağlayarak, ıslık çalarak ve benzeri bir takım çirkin davranışlarda bulunarak oradan geçiyorlar. Ağızlarında sigara, ellerinde zincir sallaya sallaya, şarkı türkü söyleye söyleye türbenin önünden geçip gittiklerini görüyoruz. Bütün bunların sadece İslamiyetle değil, insaniyetle de, milli terbiyemizle de bağdaştırılması mümkün değildir.
Mekânı cennet olsun. Cemal Hoca, şehrimizin manevi sultanına karşı sergilenen edepsizlikleri, yapılan saygısızlıkları ve bazı nâ-becâ hareketleri (çirkin davranışları) bundan tam altmış yıl önce yayımlanan o kıymetli eserinde işte böyle dile getiriyor. Peki, bugün manzara değişti mi? Hayır, aksine daha beter hale geldi. Merhum hocamızın tabiriyle “bazı gafil ve cahil Müslümanlar” bugün de Eyüp Sultan Hazretlerine gerekli saygıyı ve hürmeti göstermiyorlar. Ağızlarında sigara olduğu halde Hazreti Fatih’in yadigârı olan bu tarihi caminin şadırvanlı avlusunda, iç avlusunda, hatta türbenin yanı başında laubali hareketler sergileyip duruyorlar. Bendeniz, böyle çirkin davranışlara defalarca şahit oldum.
Bir gün Hazreti ziyaret ettiğim sırada, işte böyle bir saygısızlık örneğine şahit oldum. İç avluda, türbenin yanı başında fosur fosur sigara içen hem de başörtülü bir kadınla karşılaştım. Dayanamadım, yanına yaklaşıp nazik bir dille ikaz ettim, lakin pek oralı olmadı. Şadırvana doğru ilerlerken, saygısız hatuna dönüp bir kere daha baktım. Acele acele dumanları içine çekmeye uğraşıyordu. İsraf olmasın (!) diye sigarasını sonuna kadar içti. İzmaritini de caminin tertemiz avlusuna atıp uzaklaştı. “Edeb yâhu!” demekten kendimi alamadım.
Eyüp Sultan Türbesi’ne saygısızlığın daniskasını gösteren bir takım nev-zuhur ilahiyatçılara gelince, onlar da dini konularda yeni bir çığır açmanın çığırtkanlığıyla, gûya hurafelere meydan okumanın dayanılmaz hafifliğiyle atıp tutuyorlar. İkide bir şefaat diye bir şey yok. Mucize algımızın değişmesi gerekir. Kabir azabı avamın bildiği gibi değildir. Türbeleri ziyaret şirktir diyerek zihinleri bulandırıyorlar. Böyle daha nice türrehatlarla (saçma sapan sözlerle) tahribat yapıyorlar. Böylece -Cemal Hoca’nın ifadesiyle- nasipsizliklerini de göstermiş oluyorlar.
Bir gün, bu tiplerden birini, bir televizyon kanalında dinleme talihsizliğine uğradım. Beyefendiye göre Eyüp Sultan Hazretleri İstanbul’a hiç gelmemiş, dolayısıyla bu şehirde ona ait bir türbe yokmuş. Eyüp Sultan diye bilinen türbeyi, Fatih Sultan Mehmet cülus merasimleri için yaptırmış. Vâ-esefâ! Adam, bilgiçlik taslayacağım derken, hem cehaletini sergiliyor, hem de Fatih Sultan Mehmet’le birlikte Akşemseddin Hazretlerine de iftira etmiş oluyor.
Bu konuyla ilgili daha bir hayli sözüm var ama –müsaadenizle- onları başka bir güne bırakayım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.