
Köleler gördüm, karavaşlar
hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı
artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan
saçları taranılmaktan usanmışlar
sinemalara saklanıyorlar kışın
yaz olunca denizin yalayışlarına
kaldırımlarda demokrat
otobüslerde dindar
geceyi
saatlerine bakarak anlıyorlar
ve sabah
gökyüzünün karnını gerdiği zaman
dağların kokusundan fabrikalar
acıkınca
Köleler!
gözleri camekânlarda.
Silahlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çare yok, radyoları kapatsam
çare yok, secde etsem anılarıma
bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında
olacak şey mi duymak portakal bahçelerini
mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık
hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi:
Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır
bir çocuk, İşte ırmak! diyerek haykırınca
o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu
belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca.
Gördüm
gözlerinde zindanlarla bana baktıklarını
düşündüm yaslanarak şehrin kasıklarına
düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar
nedir bu kölelerin olanca silahları
silahların köleleri olmaktan başka.
Bıkmadım
Koyu renkler kullanıyorum hayatımda
Koyu mavi, acıyı anlatırken
sessizce öperken, koyu beyaz
ve saçlarım hakaretlerle okşanırken
koyu bir itiraf sarıyor beni.
Susmak elbette zehirlidir
ve rahatlık getirir yazıklanmak da.
Ey tenimde uzak yolculukların lekeleri!
Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneş!
gelin ve boğdurun bu köleleri... (İsmet ÖZEL/1972)
Arkadaşlar…
Enteresan bir şey oldu, sizlerle paylaşmak istiyorum.
İki akşam önce bir rüya gördüm.
İsmet Özel, Kadıköy İskelesi’nde duruyor, üzerinde gri bir palto.
Daha genç görünüyor, simsiyah sakallı, simsiyah bıyıklı…
Elinde bir çakı var, cebinde de bir sürü kurşun kalem.
Cebinden bir kalem çıkarıyor, çakıyla kalemin ucunu açıyor.
Sonra bana doğru bakıyor.
Yukarıda yazdığım şiirden bir dize okuyor.
Ucunu sivrilttiği kalemi mızrak gibi havaya kaldırıyor ve denize fırlatıyor.
Sonra bir dize, bir kalem…
Bir tane, bir tane daha…
Propaganda şiirinin tamamını okuyor ve her dize için bir kalem fırlatıyor denize.
Kış günü, banklarda, ağaçların yapraklarında yer yer kar var.
Biraz sonra kara dumanlı bir vapur yanaşıyor iskeleye.
İsmet Bey’in biraz önce Propaganda şiiriyle sivrilttiği ve denize fırlattığı kalemler rıhtıma vuran kıyı dalgalarının köpükleri arasında yaylanıyor.
İsmet Bey bana doğru bakıyor, biraz öfkeli…
Sonra suyun üstünde oynaşan kalemlere merdiven gibi basarak ilerliyor, vapura biniyor.
Ben de aynısını yapmak için ayağımı denize uzatıyorum.
Su çekiliyor, vapur çekiliyor, ayağımı suya değdiremiyorum.
Denizin ve vapurun arkasından koşuyorum, koşuyorum.
Öylece uyandım…
Hayrolsun inşallah, dedim.
Kalktım, üst kata çıktım, kitaplıktan Erbain’i aldım, Propaganda şiirini açtım.
Ben doğmadan iki yıl önce yazılan bu şiirin altına 1995’te şu notu düşmüşüm:
“En son yerliler kazanır…”
Rüya tabirinden anlayan arkadaşlar varsa bir zahmet beni aydınlatsınlar.
Ben ne gördüm, neler oluyor?..
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.