
Ümîdini yitiren kimse; ya hayatına son vermeyi düşünür (ört ki ölem! tepkisi), yahut içindeki dayanılmaz sızıyı uyuşturarak dindirme, sarhoş olma yolunu seçer. (Ne kaldı rûha tesellî şarâbdan başka?) Ümitsizliğini gizlemeyi ve sarhoşluğubir nev''i “nirvânâ” gibi göstermeyi de deneyebilir. (Bu şeb mest ol ki tali''vâsıl-ı yâr etti sansınlar!)
Duygulu, içe dönük ve hele şâir ise; “alzheimer”e tutulmayıp ümitszliğin şiirini yazabilir. Fakat ümitsizliği güzel göstermeyi başaramazsa, “alzheimer”, aşırı korkuya karşı bünyenin “adrenalin” salgılaması gibi, belki bünyenin salgıladığı bir beyin işlevlerini bozucu salgının etkisi ile, yahut başka bir şekilde “alzheimer”de sığınak bulabilir. Ayyaşlığı şuuraltı yeterli derecede sevimli bulmamıştır.
Ümitsizlikten sakınmak gerekir. İblis''in en hoşlandığı, istediği şeyi insanın Allah''dan ümîdi kesmesi, Allah''ın var olmadığını -ki bu “varlık, yokluktur” saçmalığıdır- kabul etmesi, yahut Allah''ın Sevgi Rabbi olmadığı (hâşâ), veya sadece Yaratıcı olup ahlâk sorunları ile ilgilenmediği, yahut insan zekâsının -hâşâ- gerisinde kaldığı ve bu yüzden de, yardımcı olmada âciz kaldığı saçmalığına düşmesidir.
Lâiklik, felsefî anlamda, bu karton rögar kapaklarının hiçbirisine oturtulamaz, oturtulursa o toplum onmaz (felâh bulmaz). Terim olarak değil, öz olarak lâiklik; Hukuk Devleti''nin şeklî ve zorunlu güvencelerindendir. Ne demektir? Yaratıcı ve Rabb olan Allah''ın koyduğu temel değer ve değer ilkelerinden, hiçbir dînî ve felsefî görüşe, İslâm''ın yanlış yorumuna karşı tâviz (ödün) vermeme ilkesi demektir. Gerisi lâiklik değil; lâklâktır. Bu sebeple “Anayasa''ya içi boş bir terim koymaktansa, bu kılıfı değil doğru içeriğini koyalım” derim de kimseye dinletemem. Lâiklik ölçütleri de içler acısı bir hal alır:
-Hemşerim içki içiyon mu? -Elbette! Bana bu sorunun sorulması bilem içimi cızıldattı. Her akşam rakımı içerim. Kokteyillerde de beleş bulduğum ne varsa çevirmem! -Karın kızın başını örter mi? -Hangi çağda yaşıyoruz Sayın Sorgucu? Ben şerefli bir vatandaşım, Arabı, Acemi izler miyim? -Oruç tutar da kamu görevlerinden erken sıvışır veya törensel cenaze namazları dışında abdestli namaz kılar mısın? -Tövbe tövbe! Ekmek çarpsın ki gençliğimde bilem böyle birşey yapmadım. -İmam-Hatip''de okuyup son sınıfta 28 Şubat''a çattığın için takıyye numarası ile doğru dürüst bir liseden diploma alma gibi bir yamuğun da mı yok? -Yok abi, iki gözüm önüme aksın! -Bitmedi! Dinsiz-imansız lâiki, Türk düşmanı lâiki, gayrimüslim lâiki değil, sapasağlam Hanefî-Mâtüridî lâiki misin? -Elhamdülillah! Kaalu belâdan beri! Kanında da bir bozukluk yok değil mi? -Olsaydı (Kendimi) intihar ederdim daha iyi! -Var ol hemşerim, sen geç bu yana! Dur önce seninle bir de resim çekinelim!
Takvâ ümiddir. Bunun zıddı, müzmin ümitsizlik hâli kunûtdur. Kunût''un (t) ile biteniyle (tı) ile biteni biribirinden farklıdır. Ayırabilmek için, olumsuz anlam taşıyan ikincisinin (d) ye yakın telaffuz edelim. (Kunûd)
Kunûd; Allah''ın rahmetinden ümîdi kesmek demektir. Yüce Sevgili “Rahmeten lil-âlemîn” olduğuna göre, Yüce Sevgili''den ve dolayısı ile Ehl-i Beyt''inden ümidi kesen, “Kunûd” haline düşmüş demektir. Kunût, kunûd''un zıddıdır. Kunûd haline girmek için Resûl-i Ekrem''e (S.A.), Yüce Sevgili''ye ve Ehl-i Beyti''ne tâbi olmak gerekir.
“Münafıklar elinden örttü mânâ yüzünü” diyerek sözü örtülü ve rümuzlu söylersek “anlaşılmaz” oluyoruz. Açıkça söylersek, kimisi esasen dinlemiyor, kimisi de nifak saflarından hücuma geçiyor. Geçenlerde Nuriye Akman ile “İran ve nükleer enerji” konusunda konuştum. Görüyorum ki bu sözlerim bile “ard niyet”imin kanıtı olmuş. Bre sefihler, sizin şerrinizden sakınmak için “ABD ile birlikte İran''a saldırı; tarihsel ve onursal ödevimizdir” diye mi yazayım?
Alevî-Sünnî konusunda, Türk-Kürd konusunda, AB-Türkiye konusunda, “Dialog” konusunda, laiklik konusunda, artık oyunu ve içten hesapları bırakıp içten olmak zananı gelmedi mi?
Kurtuluş; Rahmeten-lil-Alemîn''den ve dolayısı ile Erham-ur-Râhimîn olan Allah''dan ümîdi kesmemekte, bu ümîdde birleşmektedir.
Allah, Resulü ve Ehlibeyt sınanmaz. İçten îman, akıl ve gönül ile îman önce gelir, ardından Rahmet beklenir. Yoksa “önce bir mucize, bir keramet göster de iman edeyim lütfen” deme imkânımız yoktur. Bî-edeb mahrûm geşt ez lûtf-i Rabb! (Edebi olmayan Rabbin lûtfundan mâhrûm kaldı). İman; Sevgiliye mutlak güven demektir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.