sevgili reşat;

00:0018/06/2012, الإثنين
G: 5/09/2019, الخميس
Osman Akkuşak

emeti saruhan''ın seninle yaptığı röportajda (yeni şafak, 10 haziran 2012),(1960-1970-1980)''li yılların marmara kıraathanesi''ni gayet mükemmel anlatmışsın.. o devrelerin siyasi, edebi, sosyal atmosferinin yansımalarını çok keskin, çok yerinde kelåm darbeleriyle dile getirmişsin.. hiç şüpesiz, sen o günlerin bayazıt, bâbıâli, üniversite ve gençlik mekanları''nda ve merkezlerinde cereyan eden olayları en iyi hatırlayan ve en iyi anlatan şahısların başında gelirsin... röportajı parça parça okurken,

emeti saruhan''ın seninle yaptığı röportajda (yeni şafak, 10 haziran 2012),

(1960-1970-1980)''li yılların marmara kıraathanesi''ni gayet mükemmel anlatmışsın.. o devrelerin siyasi, edebi, sosyal atmosferinin yansımalarını çok keskin, çok yerinde kelåm darbeleriyle dile getirmişsin.. hiç şüpesiz, sen o günlerin bayazıt, bâbıâli, üniversite ve gençlik mekanları''nda ve merkezlerinde cereyan eden olayları en iyi hatırlayan ve en iyi anlatan şahısların başında gelirsin... röportajı parça parça okurken, o günlerin marmarasını ve marmaratörlerini, o sohbet meclislerini, çay ziyafetlerini hatırladım.

prof.nuri karahöyüklü, erol güngör, ziya nur aksun, prof.ahmet nuri yüksel, mahir iz, ismail dayı, asaf ataseven, orhan şaik gökyay, prof.muharrem ergin, sait bilgiç , prof faruk kadri timurtaş, prof saip ata demir, prof mehmet çavuşoğlu, mekkeli kemal, mehmet niyazi , mümin çevik, gündoğdu serhatoğlu, celal er, üstün inanç , abdullah özcan , hilmi oflaz, ahmet tekin, ahmet semiz , filozof cemal , erdinç beylem , ismail ünalmış , hanefi polat , bekir berk , mehmet feyyat , celal erçıkan , mehmet genç , irfan atagün , ömer öztürkmen , izzettin şağdan , prof.hamdi ragıp atademir, ahmet karabacak, köse zeki , teşkilat refik (refik demir) , elbistanlı zeki, mustafa dişçi, tahir aktaş gibi simalar gözlerimin önünde canlandı ..

* * *

bütün bunlardan sonra tavzih etmek ihtiyacını duyduğum birşey var.. o da şudur :

emeti saruhan sana soruyor :

_ büyük doğu''da hiç çalıştınız mı ?

sen cevap veriyorsun :

( _ hayır sizin yazarlarınızdan osman akkuşak ihtilalden evvel çalışıyordu büyük doğu''da.. üstad sık sık ankara''ya gidiyor ..

o zaman telgıraflar geç kalabiliyor.. ''osman eğer ben oradan telgraf ile iletişim kuramazsam , eski makalelerimden birini koyun'' demiş.. o''da

''üstad ben yazarım, senin imzanla koyarım''demiş.

üstad şöyle bir bakmış, ''yapar mısın ?'' diye sormuş.. ''yaparım'' demiş.. üstad, ''bir ilk okul öğrencisine , sünnet çocuğuna paşa üniforması giydirirsen herkes a ne sevimli çocuk der. ama bir asteymene paşa üniforması giydirirsen acayip görünür'' demiş.

osman bunu gülerek anlatır, ''haddimizi bilemedik'' derdi. )

* * *

burada açıklanması gereken birkaç nokta var..

ben büyük doğu''da günlük gazete halinde çıktığı 1952 yılında çalışmıştım . 21 yaşında idim.. sen 1960 ihtilalinden evvel çalışıyordu demişsin ..

arada 8 senelik bir fark var .. ben kesik kesik zamanlarda çıkan büyük doğu mecmualarında hiç çalışmadım .

ikinci nokta , şu başmakale meselesidir. necip bey''in bize söylediği

'' baş makaleleri ankara''dan telefon''la yazdırırım.. fırsat bulamazsam eski büyük doğu''lardaki yazılarımdan birini koyarsınız'' sözü üzerine benim ''üstad ben yazarım, senin imzanla koyarım'' dediğimi söylüyorsun .. benim ağzımdan böyle bir cümle çıkmadı .. sadece başmakaleleri ben yazarım , dediğimi hatırlıyorum ...

sanıyorum ki , sen benim sözümün, senin imzanla koyarım anlamına geldiğini tahmin ederek böyle konuşmuşsun . ben o sözü söylerken , başmakaleyi kendi imzamla mı , yoksa üstadın imzasıyle mi koymayı düşündüğümü hatırlamıyorum .. daha doğrusu ben 1952''den beri yazı hayatı içindeyim bir kere bile başkasının adıyle yazı yazmadım.. başkasının adının''da benim yazımın altına yazılmasına izin vermemişimdir.. hattå hiç bir zaman nåmımüstear''la yazı yazmamışımdır.. yazılmasını''da ihlås ve samimiyetle kabilite''lif bulmuyorum.. bununla beraber yazı hayatının çeşitli atraksiyonlarında kalem oynatmak isteyen yazarların hürriyetine karışmayı doğru bulmuyorum.

* * *

reşat, o paragrafı ''osman bunu gülerek anlatır , haddimizi bilemedik, derdi''diye bitiriyorsun.. seninle aramızda 10 yaş fark var.. sen asil bir adamsın, hiç bir zaman bana osman diye hitabettiğini hatırlamıyorum..

bir baskı hatası veya bir kelime kaymasından doğan yanlışlık olduğunu sanıyorum .. hatırlamadığım bir şey daha var .. ''haddimizi bilemedik'' sözünü bu olayı anlattığım hiç bir toplantı''da söylemedim .. bunu''da senin o nizahi ve neşeli üslubuna ve yorumuna atfediyorum

kelimeler ve ifadeler üzerinde niye bu kadar durduğuma şaşabilirsin.. ama .. reşatçığım, hak ver bana necip fazıl ve kaleminden çıkan her sözün gerçeğe uygun olması esasına ömrü boyunca sadık kalmış bu abdi åciz gibi iki dil ve yazı dostunun titizliğini düşünürsen, edebiyat ve yazı tarihine kaynaklık edecek malzemelerdeki hataların düzeltilmesini sen''de tasvibedersin

* * *

şimdi''de bu ''başmakale olayı'' ''nı ''kısakürek''ten hatıralar'' başlıklı yazıdan(28 mayıs pazartesi 2012 tarihli yeni şafak) alınmış paragrafla açıklığı kavuşturuyorum.. yorumunu buna göre ayarlayabilirsin :

bu arada necib fazıl bey, günlük gazeteye başlayınca bana haber göndererek gazetenin ''edebiyat sayfası''nı hazırlamamı istedi.. üstad''la dostluğumuz ve birlikte çalışmamız asıl bundan sonra başladı.. gazeteye gidip geliyor ve edebiyatla ilgili yazılar ropörtajlar, tahlil ve tenkitlerle alıntılarla renklendirilmiş sayfalar hazırlıyordum..

* * *

üstad sık sık ankara''ya giderdi.. başbakan menderes''le ve diğer temasta bulunduğu bakanlarla görüşmek için... birgün yine hepimizi toplantı masasına çağırdı.. ''ben, dedi ankara''ya gidiyorum.. ya hemen dönerim, yahut birkaç gün kalmam icabedebilir.. size telefonla başmakaleyi yazdırırsam mesele yoktur.. eğer yazdırmayacak olursam, büyük doğu mecmuasında çıkan yazılarımdan birisini başbakale sütununa koyarsınız..'' dedi.. ve daha bazı tembihatta bulundu.. o esnada aklıma gelen bir fikri açıkça ortaya attım.. ve ''üstadım, dedim.. siz telefon etmezseniz eğer, hiç merak buyurmayın, başmakaleleri ben yazarım.. bir hatå yapmayacağımdan emin olabilirsiniz..''dedim.. bir baktım o sakin sakin konuşan adamın yüzü birdenbire alabora oldu: ''anlamadım, anlamadım, dedi.. bir daha söyler misin ?..''

masadaki bütün gözler bana çevrilmişti.. iyi niyet ve nefse güven belirten bir söz sarfettiğimin farkındayım, ama yersiz bir söz söylediğimin farkında olmadığım anlaşılıyordu.. sözlerimi tekrar ettim.. üstadın yüzünde bu sefer buruk bir tebessüm belirdi: ''demek kendine bu kadar güveniyorsun ?..''

üstadın bu çıkıştan hiç memnun olmadığı ve şaşırdığı anlaşılmıştı.. bu sefer sustum ve hiç cevap vermedim .. o günden sonra ne zaman kendisiyle karşılaşsak : ''demek benim yerime başmakale yazacaksın ?'' demekten hiç vazgeçmedi..

* * *

reşat; marmara''yı ve o günleri senden iyi bilen yoktur. o röportajın bir başka versiyonunu yapsak iyi olur.. ben ilgililere rica edeceğim.. gözlerinden öpüyorum..