|
Yaser Arafat "Ebu Ammar"

Asıl adı Muhammed Abdurrahman Abdurrauf Arafat el-Kudva el-Hüseyni''dir FKÖ içindeki kod adı ''Ebu Ammar''. 1929''da Kudüs''te doğdu. Babası Abdurrahman Bey eski bir Osmanlı zabiti. Çocukluğu Kudüs''te ağlama duvarına bir taş atımı mesafede bir mahallede geçmiş.

Dünya''da ülkeleri için mücadele eden liderler arasında ismiyle ülkesinin ismini özdeşleştirmiş çok az lider vardır. Yaser Arafat bunlardan biridir. Mütevazı bir hayat, sade giyim, hayranlık uyandıran bir cesarete sahipti. Hakkında eş değerde olumlu ve olumsuz yazı yazılan tek liderdir. Her hareketi övüldüğü kadar eleştirildi. Onu, Filistin direnişinde başında kefiyesi, yüzünde hüzün, endişe ve tebessüm karışımı bir ifade, üzerinde haki renkli elbisesi, belinde tabancasıyla tanıdık.

Yaser Arafat, El-Fetih''den FKÖ''ye kadar uzun bir mücadele sürecinden sonra Batı Şeria ve Gazze''de sınırları belirlenmiş bir Filistin otoritesi oluşturdu. 1996''da Filistin Ulusal Yönetimi Devlet Başkanı oldu.

Kendisini 30 Ağustos 1982''de FKÖ savaşçılarıyla birlikte Beyrut Trabluşam''dan gemilere binerek Tunus''a doğru yola çıktığı günden beri izlemekteydim.

Tanışıklığım merhum cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal''ın teklifiyle Ocak1993''de Senegal''in başkenti Dakkar''da toplanan İslam Konferansı Örgütü''nün 6. İslâm Zirvesi Genişletilmiş Başkanlık Divanı toplantısında oldu.

Konferansa katılmak üzere Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı merhum Alija İzetbegoviç''i Cenevre''den alıp Dakkar''a geçmiştim. Yol boyunca Alija ile Bosna sorunu üzerine konuştuk. Bizim Bosna ile ilgili önerilerimizi anlattım.

Toplantının iki gündem maddesi vardı: birincisi Bosna-Hersek''teki Sırp işgali ve katliamlar, diğeri Filistin sorunu idi.

O günlerde ikinci dünya savaşından sonra Avrupa''nın ortasında en büyük katliamlar Bosna-Hersek''te yapılıyordu. Bizim gündemimiz Bosna idi.

Arapların gündemi Yaser Arafat''ın önerdiği İsrail''in sürgün ettiği ve Lübnan-İsrail arasında tampon bölgede ''Geri Dönüş Kampı'' adıyla anılan kampta bulunan 450 Filistinliydi.

Oylama sonucunda gündeminin birinci maddesi Geri Dönüş Kampı''ndaki Filistinliler ve ikincisi Bosna sorunu oldu. Benim için büyük bir hayal kırıklığıydı. Akşam lobisinde otururken Yaser Arafat''ın geçmekte olduğunu gördüm. Arkasından ''Sayın Başkan'' diye seslendim. Durdu yanına gittim, kendimi takdim ettim, büyük bir heyecanla Bosna''da olanları anlattım.

''Her gün saldırılar sonucu yüzlerce sivil insan yaralanıyor, öldürülüyor, on binlercesi topraklarında sürülüyor, Camiler, işyerleri ve evler yakılıyor, yıkılıyor. Filistinlilerin yaşadığının bir benzerinin şimdi Bosnalılar yaşıyor. Bu toplantıda sadece Bosna konuşulmalıydı ve sadece Bosna ile ilgili kararlar alınmalıydı. Ayrıca Filistin''le ilgili başka bir zirve yapılmalıydı '' dedim.

Yaser Arafat, hüzünlü bir tebessümle bana baktı. ''Haklısınız orada büyük bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Biz Filistinliler, bütün kalbimizle Bosna halkının yanındayız. Bu konuda ne yapılacaksa kesinlikle destek vereceğiz. Geri Dönüş Kampı''ndaki arkadaşlar bizim için son derece önemli. Onların da sorunlarının konuşulması gerekirdi.'' dedi ve ayrıldı. Uzun bir süre arkasından baktım. Adeta bir milletin vatan edinme mücadelesinin tarihini görüyordum.

Bir konuşmasını hatırladım: '' Emin olun bizi ortadan kaldıramayacaklar. Yok edemeyecekler! Belki uzun sürecek, ancak sonunda biz kazanacağız.'' diyordu.

Yaser Arafat ve Alija İzetbegoviç, iki lider de birbirine ne kadar çok benziyorlardı. Aşağılanan, sürgün edilen ve katledilen insanlardan: onurlu, özgürlükleri ve vatanları için mücadele eden bir millet inşa ettiler.

Son buluşmamız 2002''de oldu. İsrail Batı Şeria''ya saldırıp, Ramallah''ta Başkanlık Sarayı Mukata''da Başkan Arafat''ı kuşatma altına aldığı günlerdeydi.

O saldırılarda İsrail, Ramallah, Nablus, Kalkiya, Tulkarm ve Cenin şehirlerine ve kamplara tanklarla girmiş binlerce Filistinliyi öldürmüş, yaralamış ve evsiz bırakmıştı.

Saldırılara karşı tavır koymak, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmak ve ''Oslo Süreci'' gibi bir ''İstanbul Süreci'' başlatabilmek için Dayanışma Vakfı Başkanı olarak İsrail üzerinden Kudüs''e gitmiştim. Oradan zorlu ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Ramallah''a geçtim ve Arafat''ı kuşatma altında tutulduğu Mukata''da ziyaret ettim.

Uzun bir görüşmemiz oldu. Birçok konuyu tartıştık. Bir ara ''Başkan benim oğlumun ismi de Ammar'' dedim. ''artık iki tane Ebu Ammar var'' dedi ve gülüştük.

Konuşmalarımızda Babasının Osmanlı Ordusunda zabitken Galiçya''da Ruslara karşı savaştığını anlattı. Türk halkıyla Filistin halkının birbirine olan benzerliklerinden bahsetti. Selahaddin Eyyübi Haçlılara karşı savaşmak ve Kudüs''ü kurtarmak üzere Kafkaslar ve Anadolu''dan bölgeye insan getirdiğini söyledi. Muhtemelen o insanlar bugünkü Filistinlilerdir dedi. Kudüs''e döndüğünde El Halil kapısındaki mezarda medfun Muhammed Çelebi el-Nakkaş''a selam söyle ve benim adıma Mescid-i Aksa''da namaz kıl dedi.

Bir gün kaldıktan sonra yanından ayrıldım. Bu Arafat''la son görüşmemiz oldu.

2002 yılından sonra iki yılı aşkın bir süre İsrail Ordusu tarafından Mukata''da zorunlu ikamete tabi tutuldu. Bu esnada hastalandı ve komaya girdi. Tedavi olmak üzere Fransa''ya götürüldü müdahaleler sonuç vermeyince 11 Kasım 2004''te 75 yaşında öldü. O günlerde otopsisi yapılmadı.

Bir müddet sonra İsrail tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddia edildi. Öldüğünde elbiselerinde yüksek oranda ölümcül radyoaktif polonyum 210 maddesi bulunmuş. Bu günlerde şüphelerin kaldırılması için mezarının açılmasına ve otopsi yapılmasına karar verildi.

Görevi başında ölen liderlerin ölümü hep kuşkuludur. Bu lider Arafat''sa kuşkuya gerek yok.

12 yıl önce
Yaser Arafat "Ebu Ammar"
Küfre küfür, kâfire kâfir diyememek
Batı çalar, CHP oynar…
Rusya yaptırımları, ABD’nin Türkiye uyarısı ve çifte standardı
Nüfus
Yasa ve toplumsal meşruiyet: 6-8 Ekim davası