Hayat Cambazın çeşmelerinin gözü yaşlı

Cambaz’ın çeşmelerinin gözü yaşlı

15 Temmuz şehidi, çalışma arkadaşımız Mustafa Cambaz, camilerden sonra İstanbul çeşmelerini kayıt altına almak için çalışıyordu. Şehadet sonrası kimi çöplük olmuş kimi yol altında kalmış çeşmelerin yaşlı gözlerini ondan başka gören olur mu bilmiyoruz... Cambaz’ın çeşmelerle olan maceralarını yakın arkadaşı gazeteci Mehmet Şeker’den dinledik.

Merve Akbaş Yeni Şafak
15 Temmuz şehidi Mustafa Cambaz, elinde fotoğraf makinesi ile tüm Türkiye'yi dolaştı.
15 Temmuz şehidi Mustafa Cambaz, elinde fotoğraf makinesi ile tüm Türkiye'yi dolaştı.

Padişahların, sadrazamların ve anlı şanlı vezirlerin yaptırdığı ve onlar vasıtasıyla mahalle halkıyla kucaklaştıkları çeşmelere bakarsanız ağlıyor, çeşmeler ağlıyor gözyaşısız. Gözyaşı dökemiyorlar. Çünkü: gözyaşı olarak kullanabilecekleri suları da kesik. Kimi çöplük haline çevrilmiş, çöplük olarak kullanılıyor. Kiminin yüzü deforme olmuş. Kimisinin yanı yöresi işgal edilmiş. Kimisinin de kitabesi bozulmuş, yazısı okunmuyor.”

Sezai Karakoç, bir süre önce önce yayınladığı Diriliş Partisi bildirisinde tarihi çeşmelerin durumunu bu sözlerle anlatıyordu. İstanbul’un çeşmelerinin bazılarının durumu ne yazık ki Karakoç’un anlattığı gibi. Çöplerle kaplanmış, vandallık izleriyle dolu, terk edilmiş... Üstelik, belki de her gün önünden geçip gittiğimiz bu tarihi çeşmeler çok az sayıda insanın dikkatini çekiyor. O çeşmelerin önünden geçip gitmeyen, yanlarında duran, onları temizleyen, ilgilenen kimselerden nadir insanlardan biri de 15 Temmuz şehidi, Yeni Şafak Pazar’ın emektarı, çalışma arkadaşımız Mustafa Cambaz’dı. Cambaz, bu çabasıyla beraber vefat edene kadar İstanbul’un kıyıda köşede kalmış tüm tarihi çeşmelerini fotoğraflayarak kayıt altına almıştı.

Alpaslan Cambaz, Mustafa Cambaz ve Mehmet Şeker

ONUN İLGİSİ TÜM TARİHİ ESERLEREYDİ

Cambaz’ın diğer tüm çalışmalarını ve çeşmelere olan ilgisini arkadaşı, gazeteci yazar Mehmet Şeker de yakından takip ediyordu. Şeker, Cambaz’ın sadece ulu camiler üzerine değil, tarihi eserlerin tümü üzerine çalıştığını ve bunları bir bütün olarak gördüğünü söylüyor. Şeker, Cambaz’ın çeşmelere olan ilgisinin başlangıcını ise kendisine de atıfta bulunarak şu cümlelerle anlatıyor: “Evvel zaman içinde genç bir gazeteci, müdürünün yanında birkaç cümle kurar. “Osmanlı döneminden kalma çeşmelerin hâli perişan. Bugün onlar gibilerini yapamayız, hiç değilse suyunu akıtabilsek, yeter.” Müdürün tepkisini, aradan geçen yıllara rağmen hiç unutmaz. “Bu tür işlere kafayı takma. Boş ver. Bu konuyu unut gitsin.” Üçüncü şahıs olarak konuştuğuma bakmayın, bu ifade aslında ilk ağızdan. Gerçekten de Osmanlı muhteşem çeşmeler yapmıştır. Zira medeniyet anlayışı bunu gerektirir. Yol olacak, su olacak ki bir medeniyetten söz edilebilsin.”

ÇEŞMELER KİTABI NEREDEYSE HAZIRDI

Şeker, Cambaz’ın kendisini kayıt fotoğrafçısı olarak tanımladığını ve sanatçı nitelemesinden hoşlanmadığını hatırlatarak şunları aktarıyor: “Mustafa Cambaz, Ulu Camiler adlı eserini çıkardıktan bir ay sonra 15 Temmuz’da şehit oldu. Mustafa, yalnızca ulu camiler üzerine çalışmıyordu. Yalnızca camiler üzerine de değildi çabası. Tarihî eserleri bir bütün olarak görüyor ve her biriyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Çeşme, köprü, hamam, ev, resmî yapı, medrese, imaret, hastane, kütüphane, kervansaray, mektep, medrese… Geçmişten bugüne sağlam kalmış, dimdik ayakta duran veya harap hâle gelmiş nerede bir eser varsa, peşine düşer, araştırır ve fotoğrafını çekerdi.

Çeşmeler konusu, kitap olarak ikinci sıradaydı. Büyük kısmını tamamladığını söylüyordu. En fazla bir iki ay uğraşsam tamamlarım diyordu.”

Mustafa Cambaz'ın şehit olmadan kısa bir süre önce tamamladığı

SEMAVİ EYİCE İLE SONUNDA ANLAŞTILAR

Bu kitabın özellikle İstanbul çeşmelerine odaklandığını hatırlatan Şeker, Cambaz’ın Prof. Dr. Semavi Eyice ile çeşmelerin sayısı hususunda şirin bir tartışma yaşadıklarını da söylüyor. “Sayısı üzerine rahmetli Prof. Dr. Semavi Eyice ile şirin bir tartışmaları olmuştu. Hoca en çok 800 civarındadır derken, Mustafa en az bin çeşme bulunduğunu söylüyordu” diyen Şeker, ikilinin bu tatlı atışmadan sonra anlaştığını da şöyle anlatıyor: “Sonunda anlaştılar. “Hocam, ben size bunu ispatlayacağım, kitap haline gelince de önsözünü siz yazacaksınız” demiş ve mutabık kalmışlardı. İkisi de sözüne sadıktı ama ömür vefa etmedi.”

  • Çoğu perişan halde
  • Şeker, her biri sanat eseri olan çeşmelerin yeterince korunamadığına da vurgu yaparak, “Çoğu perişan hâlde. Bazıları elden geçirildi. Çok da iyi oldu. Aklın almayacağı şekilde eski eserlere hor davranıyoruz. Kimi üstüne yazı yazar, kimi kurnalarını söküp götürür, kurnasına çöp atmaksa özel zevkler arasında gibi” cümlelerini ekliyor. Mustafa Cambaz’ın çeşmelerin bu durumuna üzüldüğünü de aktaran Şeker, “Onların durumunu gördükçe, üzülür, korunması için çaba gösterirdi. Pek çok yeri dolaşıp fotoğraflamıştı. Türbe, namazgâh, hisar, saat kulesi, saray, köşk, kasır, yalı, su kemeri ve kuş köşkleri de Mustafa’nın ilgi alanı içindeydi ve birbiriyle aynı önemde yer almaktaydılar” ifadelerini kullanıyor.

  • Bir yandan temizliyor bir yandan kızıyor
  • Cambaz’ın tarihi eserlere olan ilgisini onun yakınlarında bulunan hemen herkes biliyordu. Abisi Ali Cambaz’ın anlatığı şu anı ise aynı zamanda bu yapılar için her zaman çaba içinde olduğunu gösteriyor: “Mustafa gazeteye başlamadan önce birlikte Gedikpaşa’da esnaftık. Bir gün mal taşıyoruz. O sırada Kumkapı tarafında bir tarihi çeşmenin yanından geçtik çeşme çöplerle doluydu. Durdu ve çeşmenin bu haline uzun uzun baktı. Ertesi gün yine o taraftan mal taşıyacaktık yanına süpürge ve faraş aldı bir yandan çeşmenin çöplerini temizliyor bir yandan da onu bu hale getirenlere kızıp bağırıyordu.”
  • Kıyıda köşede bir çeşmeye rastlardık
  • Hamidiye Camii - Safranbolu
  • Birlikte yaptıkları geziler esnasında birbirinden farklı çeşmelerin önünden geçtiklerini de söyleyen Şeker şunları anlatıyor: “Bazen kıyıda köşede bir çeşmeye rastlardık. Kurnası kırılmış, bir tıkaçla kapatılmış, önü çöple doldurulmuş, üstüne yazılar yazılmış… Arayıp haber verirdik belki görmemiştir diye. Çoğunlukla cevap aynı olurdu. “Çektim ki ben onu.” Ardından da muhteşem bir kahkaha patlatırdı. Bazen ben, bazen Hikmet Gök, bazen Adil Tek, bu cevap ve peşindeki kahkahaya defalarca muhatap olduk.”
  • İstanbul’u taksicilerden iyi bilir
  • "Kaynakları da iyi tarardı, şehri de. İstanbul’u onun kadar taksiciler dahi bilmez. Neredeyse eski yerleşim sayılan kısmın bütün sokaklarını defalarca gezmiş, dolaşmıştır. Eski eserlerin peşinde koşarken, kimi zaman sarhoşlarla, berduşlarla karşılaşmış, kimi zaman eli bıçaklı tiplerle muhatap olmuştur. Her zaman tetik davranmasına rağmen, bir gün de trende fotoğraf makinesini iki tıfıl kapıp kaçmış, tren hareket ettiği için yetişememiş, iki yılda ödediği makinesinin yenisini almıştır.”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.