
Çevirmenlikte 55 yılı geride bırakan Ülker İnce, Alberto Manguel’in Dönüş romanının çevirisiyle Talat Sait Halman Çeviri Ödülü’nün sahibi oldu. Sorularımızı yanıtlayan İnce, “Çeviri için dil bilmek yetmez. İyi okur iyi metin okumak ister. Çevirmene diplomasını verecek olan da okurdur” diyor.
Dünya edebiyatından pek çok romanı Ülker İnce çevirisiyle Türkçe’de okuduk. Harper Lee’nin “Bülbülü Öldürmek”, Oscar Wilde’ın “Dorian Grey’in Portresi”, Toni Morrison’ın “Sula”, Lawrence Durrell’ın, “İskenderiye Dörtlüsü” bunlardan sadece birkaçı. İnce, son olarak Alberto Manguel’in “Dönüş” novellasını Türkçe’ye kazandırdı ve bu çeviriyle İKSV tarafından dağıtılan Talat Sait Halman Çeviri Ödülü’nün sahibi oldu. Ödül vesilesiyle İnce ile buluştuk; son yıllarda edebiyat dünyasında tartışmalara konu olan kötü çevirileri, iyi çevirinin ve çevirmenin nasıl olması gerektiğini konuştuk.
Evet, çeviri kirliliği var, eskiye, örneğin, 50’li yıllara göre şimdi daha çok var. O yıllardaki çevirmenlere baktığımızda Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Necatigil gibi çevirmenlerin hepsi zaten yazardı, edebiyat ve kültür dünyasının insanlarıydı, yani yazmayı bilen insanlardı. Artık öyle değil.
Nüfus artışıyla, okur-yazarlık oranının yükselmesiyle birlikte yayınevlerinin sayısı da arttı elbette. Ama çevirmen sayısının buna yetişmesi olanaksızdı. Bir yayınevini bir haftada kurarsınız ama bir çevirmenin yetişmesi yıllar alır. Aslında 80’lerin başlarından beri mütercim-tercümanlık eğitimi veriliyor. Ama dört yıllık bir bölümü bitirince de hemen hop diye çevirmen olunmaz, yine yıllar ister. Birikim, donanım, bilgi, eğitim, deneyim ister çevirmenlik. İş ahlakı ister. Türkçe konuştuğu için Türkçe bildiğini sanan insanlar bir de yabancı dil biliyorlarsa çevirmen olabileceklerini düşünüyorlar, çok yanlış.
Dil bilmeyi yeterli görmekten başlıyor yanlış. Dil bilmek yetmez. Çevirmenin öncelikle bir metni okumayı ve metin oluşturmayı bilmesi gerekir. Bunun kolay bir şey olduğunu, dili bilince yapılabilen bir şey olduğunu düşünmeyin. Özel bir ustalık, donanım ister bu işler. Metin okumak ne demektir? Bir metnin iç ilişkilerini çözmeyi, metni yorumlamayı bilmek demektir, metin çözümleme yöntemlerinden haberli olmak demektir … Okumayı bildikten sonra bir de metin üretmeyi bileceksiniz. Örneğin bir yere bir dilekçe yazmanız gerektiğinde nasıl duraklarsınız. Nasıl başlayacağım, neyi nasıl yazacağım diye düşünürsünüz. O metin türüne özgü dili, özel terimleri, hatta kulanılacak cümle tiplerini bilmeniz gerekir.Tek başına Türkçe bilmeniz bir dilekçe yazmanıza yetmez.
Yayınevleri kendilerine çevirmen yetiştirmek zorunda olduklarını bilmeli. Deneme çevirisi yaptırmalı. Hiç çeviri yapmamış biri gelmişse ona deneme çevirisi vermeli. O çeviriyi çevirmenle tartışmalı. Yayınevi diyoruz ya, bu işleri elbette çeviri yayın editörleri yapacak.
Çevirmenler ve yayınevleri duyarlı okurları hesaba katmalı. Okurlar kötü çeviriden rahatsız olur. Metnin okunur ve anlaşılır olmasını ister –istediği kadar karmaşık bir metin olun. Bu verdiğiniz güzel bir örnek. Yayınevleri ve çevirmenler okuru aptal yerine koymamalı. Kitap meraklısı biri aptal olamaz. Kötü çeviriyi gördüğü zaman, yazarı istediği kadar beğensin, kitabı hemen elinden atmalı. Okurlar kendilerine “kitap alırken çeviriye dikkat ediyor muyum, okuduğum kitabın çevirmeninin adını biliyor muyum, iyi çevirmen listem var mı” diye sorsunlar. Onlara da iş düşüyor. Kötü çevirmenlerin elenmesinin tek yolu bu.
İyi çevirmen olmak için nelerin gerektiğini yukarda aşağı yukarı söyledim. Ama eklenecek şeyler var elbette. Konu uzun. En azından çevirmenin hem kendi dilinde hem yabancı dilde çok okuyan biri olması temel koşullardan biridir. Yalnızca okumak da yetmez, söz dağarını genişletmesi gerektiğini, kavramların içerik ve kapsamlarını iyi bilmesi gerektiğini de bilmelidir örneğin.
- Dil bilgisi eğitimi geri gelmeli
- "İyi çevirmenlerin yetişmesinin okul eğitimiyle de çok ilişkili olduğunu görüyorum. Bizim zamanımızda dilbilgisi eğitimi, Türkçe dersi çok önemliydi. Türkçesi zayıf olan öteki dersleri istediği kadar iyi olsun, doğrudan sınıfta kalırdı. Bu derslere zamanla gerektiği kadar önem verilmez oldu. Galiba dilbilgisi dersi tamamıyla kaldırıldı. Bugün Türkçe bilen kalmamak üzere. Evet, ya, düşüncelerimizi iyi ifade edebildiğimizi, birbirimizi anladığımızı mı sanıyorsunuz? Dili olmayanların düşüncesi olabilir mi? Türkçe bilmeden çeviri yapılabileceğini mi sanıyorsunuz? Türkçe ve dilbilgisi eğitimine önem verilmeli."








