Günahına ağlayan şehir

Mesut Bıyık
00:003/03/2013, الأحد
G: 2/03/2013, السبت
Yeni Şafak
Günahına ağlayan şehir
Günahına ağlayan şehir

Dün 'Ekim Devrimi' diye yüceltilen Bolşevik Devrimi'ni gerçekleştirenlerin torunları bugün dedelerinin günahları için el açıp af dileniyorlar. Son Çar II. Nikolay, karısı ve 5 çocuğunun vahşice katledildiği Ekaterinburg şimdi günahlarına ağlıyor.

Ekaterinburg, Rusça okunuşuyla Yekaterinburg… Trans Sibirya hattının en önemli durağı… İstanbul ile ortak bir yanları da var; Yekaterinburg, Ural Dağlarının ana karayı ikiye böldüğü, Avrupa ile Asya'nın ayrıldığı sınır çizgisinin hemen yanında. Neredeyse 6 ay donan ve üzerinde otomobillerin buz yarışı yaptığı (Bu yarışçılardan biri de bendim) Üst İset Gölü'nün yakınında ve göle akan İset Nehri'nin iki yakasında kurulmuş bir şehir.

Rusya'nın Moskova ve St. Petersburg'dan sonra en büyük üçüncü kenti. Ama belki de özellikle madencilik ve metalürji endüstrisi konusunda en önemli şehri. Zaten bunu orada kaldığınız müddetçe, şehrin her noktasından göreceğiniz, sayısı onları bulan ve hepsi de tütmeye devam eden fabrika bacalarıyla kolayca fark edersiniz. Yekaterinburg aslında bir başşehir; Ural Eyaletinin, Rusça ifadesiyle Sverdlovsk Oblast'ın başkenti. Sovyet döneminde adı Sverdlovsk olmuş, rejimin çökmesinden sonra tıpkı St. Petersburg gibi tekrar eski adını almış. 1 milyon 300 bin civarında bir nüfusa sahip, ama şehrin yayılımı çok daha büyük bir insan kitlesi barındırdığı izlenimi veriyor. İnanılmaz genişlikteki bulvarları ve her biri İstanbul caddelerinden bile geniş sokakları, bir o kadar geniş yürüme yollarıyla (kaldırımlar diyemedim, çünkü kaldırımlar yollardan bile geniş) şehir, Ural eteklerindeki uçsuz bucaksız düzlüğe yayılmış durumda.

KÜLTÜR SANAT ŞEHRİ

Her biri bir abide eser gibi duran onlarca tiyatro, bale ve opera binası var; tam bir kültür ve sanat şehri. Eksi 20 derece havada, özellikle de kadınlar, kürkleri, ince topuklu ayakkabıları ve şık kıyafetleriyle saray balosuna gider gibi geliyorlar bu salonlara. Yekaterinburg Rusya'nın en önemli eğitim merkezlerinden de biri. Küçüklü büyüklü 17 üniversite var. Bunlardan Urallar A.M. Gorki Devlet Üniversitesi dünya sıralamasında önemli yeri olan bir üniversite.

Pişmanlık, Yekaterinburg'un gururla taşıdığı bir nişan gibi sanki. Çünkü Yekaterinburglular kendi günahlarının kefaretini ödemiyorlar; geçmişleriyle yüzleşip, iradeleri dışında gelişmiş acı olayların ağıtını yakıyorlar. Bu sadece oturup ağlamaktan ibaret bir eylem değil üstelik. Bunun için örgütlü bir girişim yürütüyorlar. Bunun en önemli kanıtıysa kısa zamanda şehrin sembolü haline gelmiş, İngilizce, 'Church on the Blood' diye ifade ettikleri 'Kan Üstündeki Kilise'. Peki, bu kilise neyi anlatıyor? Yekaterinburg neden günahlarına ağlıyor?

Sosyalistlerin Ekim Devrimi diye yücelttikleri Bolşevik Devrimi ve onun kurduğu Sovyet Rejimi de her devrim gibi büyük günahlar üzerine kurulmuş, ardında kan ve gözyaşı bırakmış bir rejim.

KAN ÜSTÜNDE KİLİSE

Son Rus Çarı II. Nikolay ya da uzun adıyla Nikolay Aleksandroviç Romanov ve ailesinin acıklı hikâyesini bilmeden Ekim Devrimi'ni dinlersek, çok heyecan verici bir kahramanlık hikâyesi duymuş oluruz. Ama o kahramanlık öykülerinin öznesi olan insanların torunları bile buna inanmıyor artık. İnanmayı bir tarafa bırakın, o dedelerin günahlarının affedilmesi için her gün dua ediyorlar. Hem de dedelerinin işledikleri günahın üstüne kurdukları kiliselerde.

'Kan Üstündeki Kilise' İpatiev'in kanlı evinin yıkılarak üstüne inşa edildiği bir yüzleşme anıtı. Buranın resmi adı, 'Tüm Azizler Kilisesi'; tüm azizler dedikleri de son çar Nikolay Aleksandroviç Romanov, karısı ve beş çocuğu.

BODRUMDA ÖLDÜRDÜLER

Peki, İpatiev'in evinde ne olmuştu? Bolşevikler, devrimi gerçekleştirmiş, idareyi ele geçirmişlerdi. Son çar II. Nikolay da bunu kabul etmiş, tacını ve tahtını bırakıp, karısı, dört kızı, bir küçük oğluyla önce Batı Sibirya'daki Tobolsk'a sonra da Yekaterinburg'a sürgün edilmeye razı olmuştu. Ancak Bolşevikler, onun bu boyun eğici tavrını yeterli bulmamıştı. Kendi devrimlerine karşı direnen Beyaz Ordu militanlarının Çar'ı kurtaracağından endişe ediyorlardı. Yekaterinburg'daki Bolşevik ileri gelenleri Çar ve ailesinin ortadan kaldırılmasına karar verdiler. Yakov Yurovski ve adamları, 16 Temmuz 1918 gecesi aileyi bodrum katına hapsettikleri mühendis İpatiev'in evine geldiler, bodrum katına indiler, içeride Romanov ailesinin yedi ferdi, aile doktorları ve üç hizmetli vardı. Önce kapıyı çaldılar. Ailenin en küçük kızı Anastasya kapının açılmaması için dirense de Yurovski ve adamları kapıyı kırıp içeri girdi ve rastgele ateş açmaya başladılar. Nikolay, eşi Aleksandra kızları Olga, Tatyana, Mariya, Anastasiya ve küçük oğulları Aleksey ile aile doktoru ve üç hizmetli o gece orada öldürüldüler.

Bolşevikler öldürdükleri çar ailesinin cesetlerinden de korkuyorlardı. Lenin'in yardımcısı Derjinski 'Cesetlerden hemen kurtulun. Onları kimse bulmamalı' emrini verdi.

SİYASİ CİNAYET

Cesetlerin yakıldığı izlenimini vermek için terk edilmiş bir maden ocağında giysilerini yaktılar. Burada cesetlerin üstündeki değerli takıları yağmaladılar. Daha sonra, ormanlık arazide, içine sülfürik asit doldurulan kuyulara attılar. SSCB'nin son yıllarına kadar gizli tutulan kayıtlarından yola çıkılarak, 1991'de cesetlere ulaşıldı. 1998'de yapılan devlet töreniyle Çar ve Ailesi St. Petersburg'da defnedildi. Çar ailesi, 2000 yılında Rus Ortodoks Kilisesi tarafından Aziz ilan edildi. 1 Ekim 2008'de, Rusya Yüksek Mahkemesi Çar ailesinin siyasi cinayete kurban gittiklerine karar verdi ve itibarlarını iade etti. İpatiev'in evi yıkılarak yerine resmi adı 'Tüm Azizler Kilisesi' olan bir kilise inşa edildi. Tüm azizlerden kasıt Romanov Ailesiydi. Ancak halk bu kiliseye 'Kan Üstündeki Kilise' diyor. Cesetlerin bulunduğu ormanlık araziye de tamamı ahşaptan yedi adet kilise inşa edildi ve tümü bir manastır olarak keşişlere emanet edildi. Yedi kilisenin her biri Çar, eşi ve beş çocuğunu temsil ediyor. Bugün Yekaterinburglular her iki noktada bulunan ibadet yerlerine gelerek, dedelerinin işlediği günahların affedilmesi için dualar ediyorlar.

Pişman şehir pişman asker

Yekaterinburg, salonları kadar kütüphaneleri ve müzeleriyle de ünlü. Aslında şehrin kendisi bir açık hava müzesi gibi; her yanı heykellerle dolu. Caddeler, sokaklar, meydanlar Sovyet rejimi döneminde yapılmış 'kahraman proleter' heykellerinden sonra yeni dönemde yapılmış sıradan insan heykelleriyle donatılmış. Sokak satıcısından bisikletli gazete dağıtıcısına, garson kızdan yaşlı nalbant ve köpeğine kadar her kesimden insanın heykelleri dağılmış şehre. Bu arada dans eden Michael Jackson da unutulmamış. Kış boyunca meydandaki Lenin heykelinin hemen yanında bir de buz heykelleri parkı yapılıyor. Ama heykeller içindeki en çarpıcı olanı, benim 'Pişmanlık Anıtı' diye yorumladığım 'Gaziler Anıtı'. Elinde Kalaşnikof'uyla yere bağdaş kurmuş, başı öne eğilmiş, bitkin ve pişman bir Rus askerini simgeleyen bu heykel, Afganistan ve Çeçenistan'da savaşanların anısına yapılmış. Heykelin asıl yapılma amacı, o yılların unutulmamasını sağlamak; bunun için de bitkin askerin etrafına dikilen taş sütunların her birine savaşılan yılların tarihi kazınmış. Zaten anıtın bir adı da 'War Memorial', yani savaş hatırlatıcısı.

Sibirya'nın giriş kapısı

Bu kente Sibirya'nın giriş kapısı desek yanlış olmaz sanırım. 7 ayı kar ve buz altında geçiyor. Kış boyunca hava hep sıfırın altında. İki ayı bahara, bir ayı da sonbahara ayırsanız, geriye iki ay yaz kalıyor. Kışı bu kadar uzun ve donmuş İset nehrini yol olarak kullanan bir şehrin nasıl bir kent yaşamı olacağını tahmin edebilirsiniz.

Rejim yıkılınca din geri döndü

Yekaterinburg, Sovyet rejiminin çökmesinin hemen ardından, her köşesine yapılmış kiliseleriyle aslında hiçbir gücün insanları dinden uzaklaştıramayacağını, aksine ilk fırsatta daha güçlü bir şekilde dine sarılınacağını kanıtlıyor. Sovyet sonrası şehre çok güzel bir cami de inşa edilmiş. İmam el Buhari camisi, beş vakit ezanıyla hizmet veriyor.