
Hırvatistan'ın Porec kentinde düzenlenen Gençler Avrupa Okçuluk Kupası'nda altın madalyayı 18 yaşındaki genç sporcu Mete Gazoz elde etti. Okçuluğun Türk spor tarihinin en eski branşlarından biri olmasına rağmen günümüzde hak ettiği değere sahip olmadığını söyleyen Avrupa şampiyonu Gazoz, "Ben bu branşı Türkiye’de tekrar konuşulur hale getirmeyi kendime görev edindim" diyor.
2016 Rio Olimpiyatları'nda bir başarı elde edemese de sergilemiş olduğu performansla Türk okçuluğunun geleceği olarak gösterilen Mete Gazoz, her katıldığı turnuva ve olimpiyat sonrasında bunun ne kadar doğru olduğunu ortaya koyuyor. Geçtiğimiz haftalarda Hırvatistan'ın Porec kentinde düzenlenen Gençler Avrupa Okçuluk Kupası'nda Gazoz, final karşılaşmasında Fransız rakibi Matthiue Jimenez'i 6-4 yenerek altın madalyanın sahibi oldu. Ayrıca "yılın en iyi klasik yay genç erkek sporcusu" ödülünü alan Gazoz, şimdilerde 8-13 Ağustos tarihlerinde Berlin’de gerçekleşecek olan Okçuluk Dünya Kupası'na hazırlanıyor. Okçu bir babanın oğlu olan Gazoz, "Okçuluk Türk spor tarihinin en eski branşlarından biri. Ancak bu kadar eski bir branş olmasına rağmen konuşulma oranlarına, sporcu sayısına ya da takipçilerine bakıldığında aynı paralelde gittiğini söylemem imkansız. Çok küçük yaşta ve ailemle beraber okçuluk içinde büyüdüğüm için sanırım bende bu branşı Türkiye’de tekrar konuşulur hale getirmek için bir görev edindim. Her başarı yakaladığımda spor sayfalarında okçuluk ile ilgili haberlerin yer alması beni çok memnun ediyor" diyor.
18 yaşındaki genç sporcunun hayatı ok ve yayla iç içe geçmiş. Anne ve babasından duyduğu kadarıyla ilk defa 3 yaşında ok ve yayı eline alan Gazoz, "Spor ailemden gelen bir geçmiş, o yüzden çok küçük yaşlardan itibaren sporla ilgilenmeye başladım. Profesyonel olarak 2010 yılında, okçuluk sporunda yarışmalara katılmaya başladım ve aralıksız olarak 7 yıldır bu sporun içerisindeyim. Ama spor, hayatımın bir parçası olduğu için okçuluk haricinde özellikle masa tenisi ve satrançla da ilgileniyorum" şeklinde konuşuyor.
Okçuluğa yönelmesinde en önemli etkenin ev hayatı olduğunu belirten Gazoz, "Babam hayatını bu spora adamış biri. O da eski milli okçu. Babamla beraber, okçuluk kulübüne gitmek oradaki sporcuları takip etmek, antrenmanlarını izlemek, okçuluk hakkında hikayeler dinlemek beni teşvik eden en önemli etkenlerdi. Tabii bu iş bir tek görerek ya da özenerek olmuyor. Ben profesyonel olarak da yarışmalara katılmaya başladığımda anladım ki, bu sporu yapabiliyorum ve çok seviyorum. Genç yaşlarda başarılar kazanmak da ayrı motivasyon kaynağı oldu benim için ve hedeflerimi her zaman daha da yükseldi" ifadelerini kullanıyor.
2013 yılından itibaren uluslararası yarışmalarda yer alan Gazoz, minikler kategorisinde yarışırken, A Milli Takım kadrosuna seçildi. Avrupa Şampiyonası, Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat oyunlarında final alan tek ve en genç Türk okçu olan Gazoz, 2016 yılında Olimpiyat Oyunları’nda ülkemizi temsil etti ve Dünya Okçuluk Federasyonu tarafından geleceğin en önemli 5 okçusu arasında gösteriliyor. İstanbul’da düzenlenen Fetih Kupası’nda da şampiyonluğa ulaşan Gazoz, son olarak da Hırvatistan’da düzenlenen Avrupa Kupası’nda altın madalya kazanarak kariyer basamaklarını soluksuz tırmanıyor. Çok yoğun bir çalışma ve yarışma takvimi olan Gazoz, günde 8 saatlik bir antrenman programı uyguluyor. Bunun içinde yalnızca atışlar yok. Fiziki çalışmalardan, kondisyon çalışmasına kadar bütün bir program uyguluyorum. Gün içerisinde ortalama 400 ok atan Gazoz, "Programımın çoğu Antalya’da milli takım kampı ile beraber geçse de, İstanbul’da olduğum dönemde de bireysel olarak kulübümde çalışmalara devam ederek hem Avrupa Şampiyonası’na hazırlandım. Hem de diğer turnuvalar için hazırlık yapıyorum" diye anlatıyor. Bir 85 boyu ve 63 kilodaki Gazoz, bir yandan da üniversiteye hazırlanıyor.
Okçuluğun hayatının en önemli seçimlerinden biri olduğunu vurgulayan Gazoz, "Okçuluk benim için bir tutku. Herkes ok atabilir. Bu bir teknik meselesi ama 'Herkes okçu olabilir mi?' derseniz, olamaz. Çünkü okçulukta yayı çekmek kadar motivasyon, sabır, inanç, ağır tempoda çalışmayı gerektiriyor. Hayatınızın büyük bölümünden feragat etme gibi tüm spor dallarındaki özveriler aynen geçerli. Bu özverilerde bulunmak herkes için kolay değil" diyerek ekliyor: "Ok atarken beklemeyi ve sabretmeyi öğreniyorsunuz. Okun yaydan çıkışı ile hedefe gitmesi belki bir belki iki saniye. Ancak o an için günlerce hatta aylarca çalışıyoruz. O an geldiğinde rüzgar tersten esebiliyor, soldan sağdan farklı sesler yükselebiliyor ama bekleyerek ve sabrederek o bir saniyeyi en pozitif şekilde geçirip istediğiniz puana ulaşmayı istiyorsunuz."
* Dünya, Avrupa ya da Olimpiyat şampiyonu olmak için planlı ve disiplinli bir antreman programının yeterli olmadığının altını çizen Gençler Avrupa Okçuluk Kupası Şampiyonu Mete Gazoz, "Fiziki olarak ne kadar hazır olursanız olun mental olarak da yarışmalara, turnuvalara, rakiplerinize hazır olmanız gerekiyor. Yayı çekerken olabilecek saniyelik her türlü aksaklığa psikolojik olarak hazırlanmak gerekiyor. O yüzden benim en dikkat ettiğim unsur fiziksel ve psikolojik olarak kendimi sürekli hazır tutmak. Kendime doğru hedefler koyarak bugüne kadar çıtamı hep yükseltttim. Şu anki ilk hedefim ise Dünya Şampiyonluğu, amacım ise 2020 olimpiyat oyunlarına katılmak ve burada ülkeme madalya getirmek" diyor.






