Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Hayat Kalemin güzellerini tek tek topladı
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Kalemin güzellerini tek tek topladı

Ünlü mimar ve sanat tarihçisi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin hat sanatının eşsiz örneklerinden oluşan koleksiyonu, 27 Haziran’a kadar Yıldız Holding Çamlıca Seminer ve Sergi Salonu’nda sergileniyor. Hayatı boyunca Osmanlı sanatlarından pek çok önemli eseri toplayan Ayverdi’nin koleksiyonun arkasında ise çok sayıda hatıra ve hikâye var.

Merve Akbaş Yeni Şafak
Ekrem Hakkı Ayverdi
Ekrem Hakkı Ayverdi

1957 senesiydi galiba, gazetelerde bir haber: “Ekrem Hakkı Ayverdi, Bağdad’da Osmanlı-Türk üslûbunda bir câmi inşâ edecek.” Gazetedeki haberi müteâkip derse gittiğimde Necmeddin Efendi o tez canlı hâliyle dedi ki: “Aman evlâdım! Bizim Ekrem Bey Bağdad’da câmi yapacakmış; ben Üsküdar’dan gidip görüşene kadar, sen telefon ederek kendini tanıt, hürmet ve muhabbetlerimi iblâğ ettikten sonra şu ricâmı da nakleyle: Koleksiyonunda Sâmi Efendi üstadımın yarım kalmış bir “Âmene’r-Resûlü” kuşağı mevcuttur. Onu Halim Efendi’ye tamamlatıp yapacağı câmiye koyarsa, hem bu şâheser gün yüzüne çıkmış, hem de hocamın rûhu şâd edilmiş olur.” Hemen o gün (...) Hoca’nın arzusunu naklettim. Ahizedeki ses birden celâllendi ve “Olmaz efendim, kuşak bid’attir. Onun için koyamam. Hoca’ya selâm ve hürmetleri- mi söyleyiniz.” dedi. O vakitler bid’atin seyyie (kötü) ve hasene (iyi) şekliyle ikiye ayrıldığını herhalde bilmiyordum ki, telefonda da ukalâlık edemedim!”

Yukarıdaki cümleler Prof. Dr. Uğur Derman’a ait. Derman üstad Necmeddin Okyay’ın henüz iki yıllık talebesiyken yaşadığı bu hadisede de anlattığı bu özel kuşakla beraber onlarca eser Kalem Güzelleri isimli sergide bir araya geldi. 27 Haziran’a kadar Yıldız Holding Çamlıca Seminer ve Sergi Salonu’nda olan, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin Osmanlı dönemi hat sanatının eşsiz örneklerinden oluşan koleksiyonun yer aldığı sergide Sami Efendi’nin yarım kalmış “Âmene’r-Resûlü” kuşağının dışında Şeyh Hamdullah’ın, Karahisari’nin eserleri de yer alıyor. Mimar ve sanat tarihçisi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin ömrü boyunca topladığı hat sanatı eserlerinin bir kısmını içeren bu serginin iki değerli küratörü ise Prof. Dr. Uğur Derman ve Dr. Şebnem Eryavuz. İkiliyle bu değerli sergi ve Ekrem Hakkı Ayverdi’yi sorduk.

REKLAM

KOLEKSİYON AZİZ EFENDİ’YLE BAŞLADI

Ayverdi’nin vasiyeti üzerine ölümünün ardından Kubbealtı Kültür Sanat Vakfı’na bıraktığı bu koleksiyon Osmanlı hat sanatının en özel örneklerinden oluşuyor. 27 Haziran’a dek açık kalacak olan sergide 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan eserler bulunuyor. Peki Ayverdi bu koleksiyona nasıl başlamış? Bunun cevabını Prof. Dr. Derman’dan dinleyelim: “Ayverdi o dönemde İstanbul’un nadir hat koleksiyonerlerinden biriydi. Ayverdi’nin kayınpederi ise Osmanlı devrinin son büyük hattatlarından olan Aziz Efendi. Ekrem Bey’e Aziz Efendi’nin yazıyla alakalı her şeyi intikal etmiş. Tabi Ekrem Bey koleksiyonu bu şekilde bırakmamış. Kağıt halinde veya cüz halinde tezhip edilmeden kalmış eserlerin hepsini devrin müzehhiblerine tezhip ettirerek ortaya çıkmalarını sağlamış. O hevesle eski üstadların eserlerini kendi satın almaya başlamış.”

TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI

Tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine çok önemli eserin kaybolduğu biliniyordu. Ayverdi, kendi çevresinden ve sahaflardan bu eserleri korumak ve gelecek nesillere bırakabilmek amacıyla toplamaya başlıyor. Prof. Dr. Derman bunu şu sözlerle anlatıyor: “1930, 1940 ve 1950’li yılları Osmanlı’nın devletçe inkar edildiği yıllardı. O sebeple Osmanlı’nın eserleri de ortada dolaşıyor kimse talip olmuyor. Ekrem Bey bunlara talip olmuş. Yalnız hat sanatı değil Osmanlı eşyalarını, resimleri de alarak Fatih’teki evine bunları asmış ve devamlı toplayarak bu hizmetini sürdürdü.” Küratör Şebnem Eryavuz da “Bunları toplamasının nedeni evinin duvarlarını süslemek değil. Yaşadığı evin içinde bunları kullanıyor ama esas amaç muhafaza etmek ve gelecek nesillere ulaştırmak. Bu nedenle koleksiyonunu aile üyelerine değil, kurduğu vakfa bağışlıyor” diyor.

REKLAM

Necmeddin Okyay (1883-1976), Ahmet Kâmil Akdik (1861-1941), İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946), fotoğrafın çekimine vesile olan Osman Fevzi Olcay (1887-1973), Hâmit Aytaç (1893-1982), Halil Efendi [Üsküplü], Hâlim Özyazıcı (1898-1964)

NEREDEN ALDIĞINI BİLMİYORUZ

Maalesef Ayverdi, koleksiyonundaki parçaları nerelerden topladığına dair notlar tutmamış. Ancak Semiha Ayverdi kitaplarında ağabeyinin sahafları sık sık gezdiğini, oradan bulduğu eşyaları evin içinde de değerlendirdiğini söylüyor. Eryavuz şunları da anlatıyor: “Ekrem Bey bir mimardı ama yapıları sadece yapısal özellikleriyle değil, tüm tarihi belgeleriyle, özellikleriyle, sanatlarıyla biliyordu. Arşivciliğe verdiği önemi kendi araştırmalarından da anlayabiliyoruz. Ama maalesef bu eserleri nasıl bir araya getirdiğiyle ilgili ayrıntılı bilgimiz yok. Yani hiçbir zaman böyle kayıt tutmamış. Ancak kızkardeşi Samiha Ayverdi’nin kitaplarında bazı hikâyeler bulabiliyoruz. Aynı dönemde tekke ve zaviyeler kapatıldığı için tekkelerin eşyaları da ortalığa dağılmıştı. Semiha Hanım, ağabeyinin Kapalıçarşı Bedesten’den bir çift tekke şamdanı aldığını not ediyor. Bunları tamir ettirdiği ve kullandığını da biliyoruz. Ekrem Bey’in bugün çok bilinen fotoğraflarından birinde bu şamdan da görülüyor.”

SAMİ EFENDİ’NİN YARIM KALAN KALIBI

Prof. Dr. Uğur Derman’a göre sergideki baş eser Hattat Sami Efendi’nin yarım kalan “Âmene’r-Resûlü” kuşağı. Şebnem Eryavuz da bu kuşağın Sami Efendi’nin olduğuna ve Ayverdi’nin koleksiyonunda 70 yılı aşkın süre kaldığına dikkat çekiyor. Bugün restore edilerek sergilenebilmesinde ise Mehmed Özçay ve ekibinin büyük emeği var.

ŞEYH HAMDULLAH VE KARAHİSARİ DE VAR

Osmanlı hat sanatının en önemli isimlerinden Şeyh Hamdullah’ın bir eseri de sergide yer alıyor. 16. yüzyıldan bugüne ulaşan eser, hat sanatının günümüze ulaşan en nadide eserlerinden biri. Ahmet Karahisari’nin 16. yüzyılın ilk yarısından kalan levhası, Hafız Osman’ın hilyesi öne çıkanlar arasında. Bu eserlerin hepsi, hat sanatıyla ilgili sayısız gerçeği gün yüzüne çıkarıyor.

REKLAM
  • Ayverdi her şeyi sakladı
  • Serginin küratörü Şebnem Eryavuz, mimar Ekrem Hakkı Ayverdi’nin sadece hat değil, Osmanlı sanatlarının tümü üzerine çalıştığını söylüyor. Bu eserlerin itibar görmediği ve dağıldığı dönemlerde de onları gelecek nesillere aktarmak için toplayarak saklamaya gayret ettiğini belirtiyor. Bunların içinde Boğaz’ın yıkılan yalılarının ahşap tavanları bile var. Eryavuz şunları anlatıyor: “O dönemde Boğaz’daki yalılar yıkılıyor ve yerlerine apartmanlar yapılıyor. Bu yalıların içindeki her şey de atılıyor. 18. ve 19 yüzyılda yapılan bu yalıların ahşap tavan göbeklerini Ekrem Bey alıyor. Bugün onun evinin avizelerinin etrafında gördüğümüz edirnekâri tavan göbekleri bu yalılardan geliyor. O, sadece bir mimar değildi. Osmanlı sanatlarının hepsi üzerine düşünüyor ve çalışıyordu. Bunları koruyarak geleceğe aktarmayı ise görev edinmişti.”

Dr. Şebnem Eryavuz ve Prof. Dr. Uğur Derman
  • Mimar, mühendis, sanat tarihçisi
  • Ayverdi, ‘hazerfen’ yani binfenli olarak tanımlanabilecek bir isim. 1920’de bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mimar-mühendis olarak mezun olan Ayverdi, tarihi eserlerin restorasyonunda önemli çalışmalar yapmış. Topkapı Sarayı’nda yaptığı önemli çalışmalar ise onun bir mimar olarak en önemli çalışmlarından olmuş. Gelin hikâyesini kendi dilinden dinleyelim: “12 hastahâne, 20 câmi, 3 medrese, 1 çeşme –harikulâde bir çeşme, Beykoz Çeşmesi– tamir ettim. Ve Topkapı Sarayı. Benim en gayretle, üstüne para ekleyerek yaptığım eserim budur. Sonra Üniversite. O altın yaldız gördüğünüz tavanların içi betonarmedir. Öyle bir teknik kullandım ki Louvre Müzesi’nden istediler. Bursa’da birçok inşaat yaptım. Evkafın tamirlerine, cami restorasyonlarına giriştim. Edirne’de 8 caminin restorasyonu bana nasib oldu. Topkapı Sarayı’nda dıştaki görünen bütün işleri ben yaptım. Çok şükür! Orta kapıdan, Bâb-ı Hümayun’dan başlayıp Has Ahır, mutfaklar, Kubbealtı ve üçüncü avludaki bütün eserler: Has oda, kiler odası, vesâire. 1938’den 1948’e kadar. On senede. Korkunç bir şey aslında. Sür’atim meşhurdur. Darülfünûn üniversite olurken hasta hasta, ayağımdan ameliyat olmuştum, böyle gayretle çalıştım. Bu faaliyeti 1950’de bıraktım. Ve yazmaya başladım. Bu bir emr-i ilâhîdir. Takdir edemem. Takdirinden âcizim...”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.