Kerhen siyasetçiydi

Taceddin Ural
00:004/11/2007, Pazar
G: 3/11/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Kerhen siyasetçiydi
Kerhen siyasetçiydi

Ülke yönetiminde uzun yıllar söz sahibi olan babasına karşı geniş kitlelerin çok da “sıcak” sayılamayacak hisler taşıması, paradoksal bir biçimde siyasette Erdal İnönü'nün önüne büyük bir engel olarak çıkmadı. Antipatiyi sempatiye çevirmedeki başarı ise hiç kuşkusuz mütevazı, güler yüzlü Erdal İnönü'ye aitti. O artık yok...

Pembe Köşk'ü yaptıran İsmet İnönü, büyük masraflarla döşettiği kalorifer tesisatı ile yeni başkent Ankara'da kelimenin tam anlamıyla “sayılı” evlerden birisine sahip olmuştu. Küçük Erdal'ın gözlerini açtığı o devrin Ankara'sındaki böyle “ayrıcalıklı bir yaşam alanı”, onun ülkedeki milyonlarca yaşıtından farklı bir geleceğe doğru kulaç atacağının da habercisiydi sanki. Böyle de oldu…


MUSUL GİDERKEN O GELDİ

Erdal İnönü'nün doğduğu gün, Baba İnönü Musul konusu ile ilgili olarak Halk Fırkası üyelerine bilgi verdiği gizli bir toplantıdaydı. Doğumdan bir gün önce 5 Haziran 1926 tarihinde hükümet İngiltere ve Irak'la Musul Anlaşması'nı imzalamıştı. Koskoca Lozan'ın bile çözemediği “Musul sorunu” bu anlaşmayla bir sonuca bağlanmıştı. İngiliz işgalindeki Musul, Milletler Cemiyeti'nin bağlayıcı kararı çerçevesinde Irak toprakları içinde bırakılıyordu. Bunun aslında, değerli petrol yataklarını İngiltere'ye bırakmak anlamına geldiğini hemen herkes biliyor, pek çok çevrede olduğu gibi Halk Partisi içinde de kimileri memnuniyetsizliklerini belli ediyorlardı. İşte İsmet İnönü, grubuna “Musul hesabı” verirken, kulağı da evindeydi.


“BABAM CUMHURBAŞKANI”

İlk, orta ve lise eğitimini Ankara'da tamamlayan genç Erdal, yüksek tahsilini arzuladığı fizik alanında gerçekleştirebilmesi için İstanbul'a gitmesi şarttı. Çünkü o tarihlerde sadece İstanbul Üniversitesi fizik eğitimi veriyordu. Ancak annesi Mevhibe İnönü'nün yüreği, Erdal'ın İstanbul'a gitmesine tahammül edemeyecekti. Anne ve oğlunun imdadına ise İsmet İnönü yetişti. Ne de olsa o bir Cumhurbaşkanı'ydı ve sadece ihsas ettirmesi bile Ankara Üniversitesi içine bir Fen Fakültesi kurulmasına yetmişti. Erdal İnönü'ye de kaydolmak kalmıştı. Ancak Fen Fakültesi'ni bitiren Erdal İnönü, kötü bir sürpriz yapacak ve Eylül 1947'de fizik eğitimini geliştirmek üzere ABD'ye gidecekti. Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlayan İnönü, yurda döndüğünde artık Fizik Asistanı'ydı. Ankara Üniversitesi'nde göreve başladı.


ATOM BOMBALI MEKTUPLAR

İnönü, meslekî kariyerinde ilerlerken, babası için ise eski parlak günler geride kalmaya başlamıştı. Oğul doçentliğe yükselip 1957 yılında yeniden ABD'nin yolunu tutarken tek parti dönemi konforunu çoktan kaybeden İsmet İnönü, muhalefette olma duygusunun yedinci yılını tadıyordu. İktidar telaşından uzak, bolca boş vakit sahibi olmasından mıdır nedir, ABD'deki oğluyla atom bombasının formülasyonu üzerine mektuplaşıyordu. Oğul İnönü de, hem babasının bu tip sorularına cevap veriyor hem de Türkiye'de yaşanan siyasî havayı nasıl gördüğünü anlatıyordu. 27 Mayıs darbesi, sonrasında kurulan koalisyon hükümetinde babasının kısa süreliğine de ve ortaklı da olsa iktidarla tanışması, 12 Mart Muhtırası, İsmet İnönü'nün Bülent Ecevit'e yenilip CHP'den kopması, kısa bir süre sonra da vefat etmesi süreci işlerken; Erdal İnönü de, doçentlik ve profesörlük basamaklarını geçecek, ODTÜ'de rektör olacaktı. Rektörlük döneminde en fazla, şapkalarının şeklinden dolayı kendilerine “fruko” denilen toplum polislerini üniversite sınırları içine sokmamasıyla ünlenmişti. ODTÜ kampusunda hangi öğrenci olayı yaşanırsa yaşansın Rektör İnönü, “özerklik” adına polisin içeriye girmesine müsaade etmiyordu.

Erdal İnönü, meslekî emekliliğinin ardından ise “soyadı kontenjanı”ndan siyasete atılacaktı.


MÜTEVAZI, GÜLERYÜZLÜ, ZEKİ

Sosyal Demokrasi Partisi'nin kurucu genel başkanı olan Erdal İnönü'nün; SODEP'in Halkçı Parti ile birleşip Sosyal Demokrat Halkçı Parti'ye dönüşmesi, 1989 yerel, 1991 genel seçimlerinde partisinin başarı gösterip hem yerel hem de genel yönetimde söz sahibi olması sürecinde kamuoyuna verdiği görüntü hep “Benim burada ne işim var Allah aşkına?” havasındaydı. Çocukluğunda, gençliğinde kendi dahli olmadan, kader çizgisinin yaşattığı “Başbakan oğlu, Cumhurbaşkanı oğlu” olgusunun kaçınılmaz sonucu olarak gördüğü ayrıcalıkların muhasebesini, yeni dönemde sergilediği olağanüstü mütevazılığıyla sanki bir tür sıfırlama gayreti göstermeye çalışıyor gibiydi. Bugün bile halâ hemen hiçbir siyasi kadronun terk edemediği şatafatlı, ritüeli bol, merkeze lideri koyan siyaset tarzından daha 20 yıl önce bile nefret eden bir isimdi Erdal İnönü. Çantasını başkasına taşıtmayan, alkıştan, tezahürattan hoşlanmadığını her vesileyle ortaya koyan, parti ya da hükümet içi kurnazlığı ya da çirkefi bol pazarlıklara, denge hesaplarına belli ölçüde direnen, direnemediği noktadan sonra da “ne haliniz varsa görün” sessizliğine bürünen Erdal İnönü, bütün bu özelliklerinin belki de kaçınılmaz sonucu olarak 11 Eylül 1993'de genel başkanlığa aday olmayarak yine ülkede pek alışık olunmayan bir tasarrufta bulunacaktı.

Parti ve ülke yönetiminde alışıldık siyaset normlarına uymayan ölçüleriyle bir Erdal İnönü geçti bu ülkeden. Bu alandaki doku uyuşmazlığı nedeniyle siyaseten “klasik başarılar”da imzası fazlaca görülmese de Erdal İnönü, mütevazı halleri, güleryüzü ve zekice esprileriyle geniş kitlelerin sempatisini kazanmıştı.

Allah rahmet eylesin…


Rengarenk bir siyasi yaşam

Şimdi CHP Milletvekili olan Emin Koç, uzun yıllar sol partileri izleyen bir gazeteciydi. İnönü SHP genel başkanıyken seçim gezilerinden birinde kasabanın girişinde tören düzenlenmekte ve bir koç kurban edilmek üzereydi. Seçim otobüsündeki gazeteciler törende vaziyet almak üzere otobüsten inerken güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmışlardı. Gazeteciler arasında Emin Koç da vardı. İnönü mikrofondan vatandaşları selamlarken gözü güvenlik güçleriyle seçim otobüsüne binmeye çalışan muhabirin itiş kakışına takılınca “Sayın Koç'u bırakın, sayın Koç'u bırakın" diye aşağıdakilere seslenmişti. O anda İnönü için koç kurban etmeye hazırlanan kasaplar da bu uyarı üzerine irkilerek geriye çekileceklerdi!


  • Kendisini sinema çıkışında yakalayan bir gazetecinin “Sayın İnönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?” deyince cevabı yapıştırmıştı: “Tabii göremezsiniz sinema salonları karanlık oluyor.”

  • Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atıldı ve Erdal İnönü'ye hitaben, "Ölürüm yoluna" diye haykırdı. Erdal Bey, soğukkanlı bir edayla şöyle diyecekti: “Dur, ölme. Bir oy bir oydur.”

  • SHP genel başkanlığı döneminde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gitmişti. Garsonun "Bir şey almak ister misiniz efendim?" şeklindeki sorusu üzerine "Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz" cevabını verecekti.