Peruklarımız o utanç günlerinin şahidi

Aysel Yaşa
00:002/03/2014, Pazar
G: 1/03/2014, Cumartesi
Yeni Şafak
Peruklarımız o utanç günlerinin şahidi
Peruklarımız o utanç günlerinin şahidi

28 Şubat sürecinde bir başörtülü öğrencinin peruk takma hikayesini anlatan Muallak adlı kısa film sosyal medyada büyük ilgi gördü. Biz de buradaki hikayeden yola çıkarak o dönemde okula perukla gitmek zorunda kalan öğrencileri bulduk. Bir kısmı peruklarını 'acı bir hatıra' olarak hala saklıyor. Bir çoğu da peruklarını yaşadıklarına şahit tuttuklarını söylüyor.

28 Şubat'ın üzerinden tam on yedi yıl geçti. O dönem yaşanan haksızlıklar çeşitli kanallarda dile getirildi. Başörtüleriyle okullara alınmayan kızların ikna odaları belgesel oldu, o dönemki manşetler birçok çalışmaya konu edildi. 28 Şubat'ın bu yıl dönümünde de yine bir kısa film çekildi. Muallak, bir 28 şubat hikayesi , bir dönemin metaforu , dönemin mağdurlarının aktörleri ile aynada yüzleşmesi , başını açmak zorunda kalan bir öğrencinin kendisi ile olan yüzleşmesini konu alıyor. İmgesel anlatımı yoğun olan film, o dönemde yapılan açıklama ve manşetleri de hatırlamamızı sağlıyor. Senaryo ve yönetmenliği Mustafa H. Öztürk ' e ait olan filmde başörtüsü mağduru öğrenciyi oyuncu Burcu Çitik canlandırıyor. Öztürk, bir mağdur olarak olayın yıl dönümünde böyle bir film çekmeye karar verdiğini söyleyerek ekliyor: ' 28 Şubat'ı sadece başörtüsüne indirgememek gerek. Ama bu da büyük bir yaraydı. Bir kişinin hikayesinden yola çıkmadık. Bu bir kişinin değil yüzlerce başörtülü kadının hikâyesi. Senaryoyu yazarken de tüm yaşanan süreçleri bir bir gözümün önünden geçirdim.'

PEŞİMİZDEN UCUBE DİYE BAĞIRDILAR

Filmde peruk takarken, çektiği acı yüzüne yansıyan bir kadının hikayesinin sadece bir bölümüne tanık oluyoruz. Peruk o dönemde okuyan kızların büyük bir sıkıntısıydı. Kötü görüntüsünün yanı sıra, mecburiyetin de adı olan peruklar, o dönemden bu yana kilitli sandıklarda, gözden uzak çekmecelerde saklanıyor. Kimileri, yaşadıklarını unutmamak ve ileriki nesillere hatırlatmak için, kimileri de geçmişi çöpe atmak istemediği gerekçesiyle saklıyor peruklarını. Filmden yola çıkarak biz de, peruğunu saklayan başörtüsü mağdurlarına, perukla imtihanlarını sorduk. Mervenur Lüleci başörtüsü yasağına lise yıllarda maruz kalan bir isim. Daha sonra o dönemde ismi Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu olan İstanbul Aydın Üniversitesi'nde çeşitli haksızlıklara uğradı. Mütercim Tercümanlık bölümünde okurken, taktığı peruğu yüzünden, asker geçmişli hocası tarafından okulun orta yerinde 'Kılığını görüyor musun, ne kadar garip görünüyorsun' cümleleriyle aşağılandı.

DİKKAT ÇEKMESİN DİYE SİYAH ALDIM

Bir dönem şapka taktı, ardından istemediği halde perukla okula girmeye mecbur edildi. Lüleci'nin perukla olan hikayesi oldukça ilginç: '2008 yılında bir dönem başörtüyle girilebilir dendiği için okula örtümle gitmiştim. Öğrenciler ayaklandı. Arkamızdan ucubeler diye bağırdılar. Sonra peruğu para vermeye değer bir şey olarak görmediğim için arkadaşımdan ödünç aldım. 'Nasılsa yasak kalkacak, çok uzun takmam' diyordum kendi kendime. Ama yasak kalkmadı, baskı arttı. Ben kendime bir peruk almak zorunda kaldım. Başımı kapatacak, mümkünse siyah, kısa bir peruk. Dikkat çekmesin diye siyah almıştım. Daha doğrusu zorunda kalmıştım. Okul bittikten sonra bir çekmeceye koymuşum. Geçtiğimiz günlerde tesadüfen çekmeceyi açınca gördüm. Ve tüm yaşadıklarım gözümün önünden geçti. Burada bir yaşanmışlık var ve unutmamak gerek. O peruğu bilhassa saklamıyorum ama atamıyorum da. Sanki onu atarsam yaşamış olduklarımı da unutacağım, çöpe göndereceğim gibime geliyor.'

Lisede tanıştık üniversitede ayrıldık

Rahmet Özdoğan'ın perukla olan imtihanı lise yıllarında başladı. Ünye Anadolu İmam Hatip Lisesi'ne giderken daha birinci sınıfta yakalandı yasağa. Bu süreci kendisinden bir yaş büyük olan ablasıyla birlikte yaşadı. Aynı peruğu 3 kişi kullandı. Özdoğan, perukla ailecek geçtikleri imtihanı şöyle anlatıyor: 'Bir peruk alma zorunluluğu, lise birdeyken yasakla birlikte baş gösterdi. Ünye küçük olduğundan peruk alabilecek bir yer bulmak imkansızdı. İstanbul'dan peruk sipariş ettik. Sınıfta kalmamıza 2 gün kalmıştı ki peruklarımız geldi. Ablamınki düz, uzun ve siyahtı ama benimki küt, uçları alev kırmızısı ve diplerine doğru turuncuya dönüşen bir peruk! Bu yanlışlığı düzeltmek için yeterli vaktim kalmamıştı. 3 sene içinde liseden mezun olup aynı perukla sınavlara girdim. Özdoğan yaşadıklarını şöyle anlatmaya devam ediyor: 'Ablam o sene üniversiteyi kazanmıştı. Kendi peruğu kullanılmaz duruma geldiğinden benim peruğumla Lefke Avrupa Üniversitesi Mimarlık bölümünde okumaya başladı. Bir sene sonra aynı perukla ben Konya Selçuk Üniversitesi'nin yolunu tuttum. 'Şu peruğu lütfen düzgün takar mısınız, derste göz zevkimi bozuyor' diyen sınıf arkadaşlarım oldu. Okulu bitirip Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne gittiğimde artık peruk bile bana çözüm olmadı. Bu sebeple peruğumu öğretmenlik yapan kuzenime verdim. Peruğum hayatımda bir dönem belki en iğrendiğim şeydi ancak en çok da ona ihtiyaç duydum. Saçını başını birbirine kattığım, sakinleştiğimde dualarıma ve af dileyişime şahit oldu. Peruğumla ilgili ne hissettiğimi ben de tam olarak anlayamıyorum. Ancak hala saklıyorum.

İleride çocuğuma göstereceğim

Fatma Aydın Ataş peruk takmak zorunda kalan öğrencilerden biri. 2000 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümüne girdi. Üniversitenin ilk 2 yılında şapka takarak okula girebildi. Fakat 2 yılın sonunda okul yönetimi şapkaya da hayır deyince peruk takmak zorunda kaldı. İlk başlarda direndi, okula girmedi. Hocalarına 'Ben peruk alamam, bir peruk kaç para siz biliyor musunuz' dediğinde ise 'Bir peruk alalım, girişe koyalım, isteyen taksın' önerisiyle karşılaştı. Sonrasını ise kendisi şöyle anlatıyor: 'Bir dönem şapka taktım fakat sonra şikayet edildim. Derslere girmiyordum, sınavlara alınmıyordum. Sınavlardan sıfır alınca okul bahçesinde ağlıyordum. O esnada yanıma gelen hocaya 'Şu çatıdan atla deseniz benim için daha kolay ama o peruğu takamam' dediğimi hatırlıyorum. Ama mecbur kaldım, sınavlara girmek için taktım. Peruğumu hiç taramazdım. Hocalar hep 'Bu ne hal' derlerdi. Ben de 'Beğenemediniz mi?' derdim. Son sınıfta olduğum için söylediklerini çok takmıyordum. Okulu bitirince de o peruğu kötü bir anı olarak sakladım. Anılar sandıkta bekletilir ya o da benim kötü anım. O yüzden atmıyorum. Ne kadar iğrenç olduğunu görüyorum ama atamıyorum. Zannediyorum ki atarsam, bana yapılan o kötülükler de yok olacak. Gelecek kuşaklara da anlatılsın diye saklıyorum belki de. İleride çocuğum sorduğunda göstereceğim ona, bilsin isterim.'

Sınıftaki insanlardan kaçardık

Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliği'nde 2000 yılında eğitim gören Hülya Korkmaz Sulak'ın da peruklu ilginç anıları var. Ama o trajikomik olan bir hikayesini bizle paylaşıyor. Olay Göztepe Kampüsü'nde geçiyor: 'O dönem yeni örtünen bir arkadaş vardı. O da bize uyup peruk takmıştı. Başımızı otobüslerin geçtiği caddede açıp peruklarımızı orada takıyorduk. Çıkışta da yine o yol kenarında örtümüzü örtmeye çalışıyorduk. Bize ayrılmış bir mekan bile yoktu yani. En işlek caddede… Her defasında o kadar utanıyorduk ki sanki yüz kızartıcı bir suçumuz varmış gibi. Sinirlerimiz bozuktu tabii biraz. Bir gün bu yeni örtünen arkadaşla ikimiz fakültenin bahçeye bakan dış merdivenlerinden iniyorduk. Tabi başımızda peruklarımızla.. Arkadaşımın ayağı merdivenlerde kaydı, topuğu kırıldı ve yere kapaklandı. Ve o sırada peruğu kafasından fırladı. Ben o esnada ağlanacak halimize, yıpranmış sinirlerimle gülmeye başladım. Çok güldüğümü ve kendime zor geldiğimi hatırlıyorum. Trajikomik hakikaten. O günden sonra aradan zaman geçti, ben mezun oldum. Bugün peruğum bazanın altında duruyor. Nedeni ne biliyor musunuz? Ben diplomamı almadım, belki lazım olur diye sakladım. 3 yıl boyunca Laleli'den aldığım o perukla yaşadım. Öğrenciliğimin tadına varamadım. En arka sırada otururduk, tüm gözlerden uzak olmak isterdik. Ben bir kere bile yemekhaneye gittiğimi hatırlamıyorum. Sosyallikten, insan içinde olmaktan hep kaçtık. Kendini aşağılanmış hissederek geçiyor yılların hem de en güzel yaşların.'