Hüseyin Atlansoy ve Şaban Abak festivallerde şiirden çok şair arkadaşlarıyla buluşmayı seviyorlar. İsmail Kılıçarslan halkın tepkisini şiiri adına daha sahici buluyor. Hüseyin Akın ile Hayriye Ünal ise bazı şairlerden dert yanıyorlar.
Her yıl Anadolu'nun şehir ve beldelerinde şiir festivalleri düzenleniyor. Bu festivallerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Hatta daha önce adını bile duymadığımız kasaba ve köylerde bile şiir festivalleri yapılmaya başlandı. Festivallerdeki artış ve şairlerin gösterdiği ilgiden yola çıkarak bu festivallerde ne tür şiirlerin okunduğunu merak ettik ve şairlere sorduk: Halk karşısında okuyacağınız şiiri nasıl seçiyorsunuz? Böyle ortamlarda şiir okumak mı zor yoksa şiir yazmak mı? Birbirinden ilginç cevaplar aldık. Şimdi söz onların:
Şair Hüseyin Atlansoy, şiir dinlemeye gelenlerin şiire olan ilgilerinin okunan şiirlerle 'aynı' olmadığı kanaatinde. Atlansoy, bu yüzden 'Ben genelde 'en son çıkan şarkılar' mantığıyla söylemiş olduğum son şiirlerden bir şiir seçiyorum' diyor. Bu tür şölenlere uzun süre katılmamış. Ancak şimdilerde şair dostlarıyla buluşmasına vesile olduğu için davetlere icabet ediyor.
Edebiyatla, bilhassa şiirle şu ya da bu ölçüde ilgili küçük bir topluğun olduğunu söyleyen Şaban Abak, okuyacağı şiiri seçerken karşısına çıkacağı topluluğun durumunu değil kendi ruh durumunu göz önünde bulunduruyor ve özellikle kitabına girmemiş şiirlerinden birini okumayı tercih ediyor. «Şiire yabancı bir topluluğa şiir okumak zor değil mi?» sorusuna Abak şöyle cevap veriyor: 'Elbette çok zor, asla böyle bir şey yapmak istemem. Şölenlerin şiir sanatına katkısı olmadığını, şiir kitaplarına ilgiyi bir tane olsun artırmadığını daha önce söylemiştim. Fakat size itiraf edeyim, biz şairler şiir şölenlerinde birbirimizi görmek ve yeni şiirlerimizi birbirimize okumak için gideriz biraz da. Ben mesela bir yere davet edildiğimde sorarım, 'Listede Hüseyin Atlansoy var mı?' Varsa hemen giderim.'
Geçtiğimiz hafta Urfa 4. Balıklıgöl Şiir Akşamları'na katılan Ayşe Sevim, şimdiye kadar katıldığı festivallerde önceden seçtiği şiiri okusa da bu defa öyle yapmamış. Yaşlılardan ve çocuklardan oluşan kalabalığı görünce kendi büyükannesi ve dedesi için yazdığı şiiri okumaya karar vermiş. Sevim'e göre şiir festivallerinin şairler için iki yanı var: Bunlardan biri sahne önü ve halk, diğeri ise şairlerin birbiriyle tanışıp kaynaşması. Bunu Ayşe Sevim şöyle anlatıyor: 'Topluluk önünde şiir okumamız bu tür organizasyonların en görünür yanı. Bu bir ordunun törenlerde ışıltıyla resmi geçit yapmasına benziyor. Fakat ordu dediğiniz kurumu o resmi geçit ne kadar yansıtır bir düşünelim. Bu organizasyonları da böyle düşünmek lazım. Kürsüde şiir okumak 'görünen' taraftır. Fakat onun dışında şairlerin bir araya gelmeleri, tartışmaları, projeler oluşturmaları, gülmeleri, farklı şehirlerin şairlerin üzerindeki tesiri, yazma isteğini kuvvetlendirmesi vs. asıl olan budur. Edebiyatın da buna ihtiyacı vardır. Şairin şair kalabilmek için sürekli dikkat etmesi gerekiyor. Yoksa dünyaya alışması an meselesi…'
Düzenlenen şiir festivallerinde dinlemeye gelenlerin çoğu şiir okuru bile olmasa da şair Şakir Kurtulmuş'a göre şiire ilgi duyan, şairleri merak eden, şiir okumaları ve panelleri ilgiyle izleyen az da olsa bir kesim içlerinde var. Kurtulmuş bu tür organizasyonlara giderken duygu yoğunluğu olan ve daha yalın olan şiirleri okumayı tercih ettiğini söylüyor ve katıldığı İstanbulensis Şiir Festivali'nden yola çıkarak şunları anlatıyor:
'İstanbulensis Şiir Festivali'nde izleyicilerin büyük çoğunluğu gençlerden, lise öğrencilerinden oluşuyordu. Bu çok hoş bir tablo. Diğer belde ve şehirlerdeki şiir festivallerinden farkı hemen kendini gösteriyor.Şiir gibi bakan gençlere şiir okumak, sanki gençlerle aranızda güzel bir şiir ünsiyeti doğmasına vesile oldu. Şiir üzerine öğrencilerden çok güzel sorular geliyor ki bu da sevindirici. Bu tür programlarda genellikle kızım Şeyma'nın anısına yazdığım 'Yıldızlar sevinir gelişine' başlıklı şiirimi okumayı tercih ediyorum.'
Hayriye Ünal, özellikle küçük kentlerde insanların şiir dinlemeye değil şair görmeye geldiğini düşünüyor. Bu yüzden de 'Çok da anlamadıkları bir şiiri bile pürdikkat dinliyorlar. Ve aslında tam da anlamaları gerektiği gibi anlıyorlar. Ben onların bu biçimde anlamasını yeğliyorum. Orada olan şeye 'şiir' konulu bir düzenleme olarak bakmıyorum' diyerek bu buluşmayla ilgili önemli bir tespitte bulunuyor. Çünkü Hayriye Ünal'a göre 'Dinleyenden çok şairin böyle bir dış etkiye ihtiyacı var.' Şiir seçimini topluluğa göre yapmadığını söyleyen Ünal, 'Her seferinde şiirimi değişik okuyorum. Bazen dümdüz, bazen kırık dökük bazen de teatral okuyorum. Okurken yarattığı etkiyi gözlemliyorum. Bu metnin etkisi olmuyor genellikle, 'tavır' etkisi oluyor. Benim için bir tür deney bu. Dürüst olmak gerekirse, önyargısız insanlar topluluğu olduğu için dinleyiciler, şiiri daha rahat alıyorlar' diyor. Yerel festivalleri daha eğlenceli bulan Ünal'ın bu festivallerde hoşuna giden ve gitmeyen durumlar ise şunlar: 'Oralarda beni tedirgin eden karşımda koltuğunda kasılmış, bazen mahsus ben şiir okurken dışarı çıkan şairler.İnanın bunu birbirine yapanlar var, kafasının içi şiir konusunda hurafeyle dolu olan halk değil, şairlerdir. Şiiri okumak o şiirden ayrı bir şiir yaratıyor. Türkçe bilmeyen dinleyiciler karşısında Türkçe şiir okumak çok anlamlı bir deneyim. Onların anlamadığını bilince şiirin anlam katmanları önemini yitiriyor ve okumak şiire daha çok yaklaşıyor. Uluslararası festivallerde birçok dilden şiiri, şairinden dinledim. Büyüleyici. Garip; anlamın kaybolduğu bir anda şiirin doğması! '
Şiir etkinliklerinin edebiyat dünyasına faydasının hep tartışıldığını hatırlatan şair Hüseyin Karaca, şiir etkinliklerini şu açıdan önemli görüyor: 'Şiir etkinlikleri her ne kadar kamuya açık yapılıyorsa ve kitle -çoğunlukla- şiir okuyucusu değilse de dinleyicilerden bazıları onca şairin okuduğu şiirlerden biriyle ünsiyet kurabilir, dolayısıyla hayatına bir şiiri/şairi dahil edebilir.' Bu tür etkinliklerde okumak için özellikle tercih ettiği bir şiiri olmadığını dile getiren Karaca, dinleyicinin 'Ya hu bu adam ne diyor?' sorusunu içinden geçirmemesi için daha anlaşılır şiirleri okumayı tercih ettiğini dile getiriyor. Karaca yüksek sesle şiir okumayı ise şöyle yorumluyor: 'Bana göre şiir içe doğru okunan ya da okunması gereken bir şey olduğu için, yüksek sesle okurken mahrem bir iş yapıyormuşum gibi geliyor.'
Adem Turan için şiir yazmak kadar onu okumak da büyük mutluluk. Şiir festivallerine büyük emeği geçen Turan şunları söylüyor: 'Şiir bitince dinleyicilerden gelen alkışlar bir şey ifade eder mi şair için; bunu gerçekten bilemiyorum! Şu önemli ama: Okunan şiirin hiç olmazsa birkaç sözcüğü karşılık bulsun isterim.Dinleyiciler ürpersinler, sürüklensinler isterim peşim sıra. Belki de işin en zor yanı burasıdır işte; okuduğumuz şiirden bir karşılık bulamıyorsa bizi dinlemeye gelenler, orada bulunmamızın anlamı nedir ki! '
Şiir festivallerinde dinleyici kitleden çok katılımcı şairlerden şikayetçi olan bir başka isim Hüseyin Akın. Modern şiirin doğası itibariyle içe okunan bir şiir olduğunu, bundan dolayı kalabalık karşısında yüksek sesle okumanın zor olduğunu itiraf eden Akın, bu yüzden de kalabalık önünde şiir seçerken hep zorlandığını söylüyor ve şunları anlatıyor: En yalın ve en kısa şiirim hangisi ise onu okumaya gayret ederim. Bazı şairlerin birbirine nispet olarak en uzun şiirleri okuduklarına çokça şahit olmuşuzdur. Oysa bu tarz şiirler halka sayıklama gibi gelmektedir. İnsanlar kendilerine zulmedildiği hissine kapıldıkları halde beldelerine gelen şairlere nezaketsizlik olmasın diye yerlerinden kalkmamakta ve beğenmiş gözüküp o şairleri alkışlamaktadır. Aynı saygıyı ne yazık ki bazı şairlerde göremiyoruz. Mikrofonu ele geçirip yarım saat halka adeta kendi histerik duygularını dinletme cezası verenler var. Böyle bir zulme maruz kalan insanlar nerede bir şiir programı varsa bir daha oranın gölgesinden bile geçmemekte..'
İsmail Kılıçarslan, 'Doğrusu şiir okuyucusundan çok şiirle teması görece daha az olan insanlara şiir okumak daha çok ilgimi çekiyor. Ve evet, onlardan aldığım tepkinin çok daha sahici bir tepki olduğunu düşünüyorum' diyor ve ekliyor: 'Şiir gecelerinde özel olarak seçtiğim bir şiir oluyor elbette; lakin bu şiiri orada bulunan topluluğu hesaba katarak seçmiyorum. Etkinliklerde okumayı en çok tercih ettiğim şiirimse sanırım Cinnet Modern.' Kılıçarslan, böyle gecelerde şiir okurken avuçlarının terlediğini itiraf ediyor. Kılıçarslan, 'Zira kalabalık karşısına çıktığımda avuçlarım terler benim. Heyecandan mı, bir alışkanlığa mı dönüştü? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey, şiir okumak için sahneye çıktığımda her seferinde avuçlarımın terlemesi ve her seferinde selam verip şiirin ilk dizesini okuyunca hiçbir heyecanın kalmaması' diye anlatıyor.
'Şiir fesitvallerinde daha çok halkımızın sorunlarını, coğrafyamızın veya Müslümanların sıkıntılarını ele alan şiirlerimi seslendirmeyi yeğliyorum' diyen Yunus Emre Altuntaş, bu tarz etkinliklerde şiir okumayı çok fazla sevmese de belki içlerinden birinin şiirle ünsiyet kurmasına aracı olur hevesiyle şiirini okuduğunu dile getiriyor. Altuntaş, 'Şairin içinde bulunduğu toplumdan kendisini soyutlaması pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Biraz da bu yüzden olsa gerek halk arasına karışmayı, onlarla şiir okumayı, çay ocaklarında veya sokakta şiir üzerine konuşmayı seviyorum. Asıl zorluk insanımızın karşısında şiir okumak değil bilakis şairin nefsine bunu kabul ettirebilmesidir. Günümüz modern şairlerinin kendi dünyalarından çıkıp ara sıra da olsa günlük hayata göz atmalarında büyük fayda görüyorum. Bu ne şairin sanatına halel getirir ne de şahsına. Şahsen bu ziyaretlerde karşılaştığım insanlar bende derin izler bırakabiliyor' yorumunu yapıyor.







