Gücü gücü yetene...

00:0022/07/1999, Perşembe
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ahmet Taşgetiren

Garibim başörtülü kızlar, çırpındılar didindiler, başörtülü olarak okula devam edebilme hakkını kazanamadılar...Karşılarına Anayasa dikildi, anayasal kuruluşlar dikildi, medya dikildi, hatta tüm kemalist sivil toplum kuruluşları dikildi...Garibim İmam Hatipliler, ağızlarıyla kuş tuttular, ama üniversite önünde kendilerine kurulan tuzağı aşamadılar...Garibim işçiler, memurlar, sokaklarda çırpınıyor, "üretimden gelen güçleri"ni sonuna kadar kullanıyorlar... Ama o güç, hele yakında bir seçim olmadığı

Garibim başörtülü kızlar, çırpındılar didindiler, başörtülü olarak okula devam edebilme hakkını kazanamadılar...Karşılarına Anayasa dikildi, anayasal kuruluşlar dikildi, medya dikildi, hatta tüm kemalist sivil toplum kuruluşları dikildi...

Garibim İmam Hatipliler, ağızlarıyla kuş tuttular, ama üniversite önünde kendilerine kurulan tuzağı aşamadılar...

Garibim işçiler, memurlar, sokaklarda çırpınıyor, "üretimden gelen güçleri"ni sonuna kadar kullanıyorlar... Ama o güç, hele yakında bir seçim olmadığı zaman, pek para etmediği için hükümet bildiğini okuyup, burnunun doğrultusuna gidiyor...

Güç dediğin "adam gibi" güç olmalı... Şöyle vurdu mu ses getirmeli...

Bakın meselâ, yabancı sermaye sokak gösterileri falan yapıyor mu?

Ama, "yollarıma kırmızı halı döşemezsen gelmem" dediğinde akan sular duruyor. Hükümet "tahkim yasası" için seferber oluyor... Tahkim yasası, yabancı sermayenin önüne serilen kırmızı halı... Osmanlı''nın Batı''nın lütuflarına ihtiyaç duymaya başladığı dönemden bu yana gündemde olan bir konu... Avrupa, önce Osmanlı, ardından da Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine güven duymamış... Lozan Konferansı''nda, en büyük tartışmalardan birisi bu konuda... Avrupalı temsilciler "Sizin mahkemelerinizde hakimlerin aldığı ücretler yeterli değil. Yaygın biçimde rüşvet alınıyor. Kanunlarınız yetersiz" diyorlar. Türk temsilci heyeti, kahramanca Türk adaletini savunuyor. Osmanlı''nın son dönemlerinde "Elçilik Mahkemeleri" uygulamasında ortaya çıkan bir adli kapitülasyon rezaletine kapı aralamamak için çırpınıyor. Ortalama bir çözümde de uzlaşılıyor. O ara Lord Curzon diyor ki: "Şimdi direnin bakalım. Ama burada vezgeçtiklerimizi cebime koyuyorum. Yarın paraya ihtiyacınız olacak ve kapımızı çalacaksınız. O zaman verdiklerimizi teker teker alacağız" Ve teker teker alıyorlar...

Bu daralmayı çok yaşadı Türkiye ve şimdi "tahkim dayatması" ile yeniden yaşıyor. Üstelik artık sadece Avrupa değil, globalleşen sermaye gücü söz konusu... Eliniz mahkûm ve yabancı sermayeyi istiyorsanız, onların tahkim dayatmasına boyun eğeceksiniz. Kimse "bu iş iyi" demesin, "elimiz mahkûm" desin, herkes ne olup bittiğini anlayacaktır. Türkiye, uluslararası hakemliklerden tedirgin olagemiş bir ülke... Tahkim konusunda adım atarken de bir ayağının geri gitmemesi mümkün değil. Ama yabancı sermaye nazlı satıcı, "canın isterse" diyor, başka bir şey demiyor...

Bakın bakalım, Avrupa Birliği''nin slogan attığını görüyor musunuz?

Ev ödevi veriyor ve bekliyor... Ağlıyor, sızlıyor, bu kadar ödev olur mu diyor, bu dostluğa yakışır mı diyor, ama paşa paşa uyguluyorsunuz... Çünkü takvimler gelip çattığında sınava gireceğinizi biliyorsunuz. Adaletsizliği görüyor, aşağılamayı hissediyor, ama kanunlarınızı nizamlarınızı ev ödevleri istikametinde düzene sokuyorsunuz... DGM yasasını değiştirivermek neyin nesi? Şu kadar insan yargılandı aynı yasadan, aynı hakimler kompozisyonu ile... Aydınlar boşuna bağırıp çağırdılar, çünkü güçleri yok...

Bakın Amerika''ya, üzerinde bir telâş var mı? Huzuruna vardığınızda kulağınızı çekiyor o kadar...Yüzünü asıyor ve "şunu sevmedim" diyor... 25 yıldır bir biçimde Kıbrıs için ambargo uyguluyor... Kıvranıyorsunuz ama çözemiyorsunuz... KKTC''yi tanımıyor olması, yeterli müeyyide değerini taşıyor...Sizi tüm dünyada sıkıştırıyor. Dostlarınız bile Amerika''nın ağzına bakıyor KKTC''yi tanımak için.. İşte "adam gibi!" güç bu... Global kural "gücü gücü yetene" ise, Amerika''nın terbiye düzenine boyun eğmekten başka yolunuz kalmıyor... Kıbrıs''ı kurtarmak istiyorsanız, bir başka yerde geriliyorsunuz... Finans kurumları Amerika''nın ağzına bakıyorsa, siz bir başka kuşatma altına giriyorsunuz... İşin global rajonu böyle...

Gelin içeriye...

Mali sektörün bağırıp çağırdığına tanık olan var mı? Ama tıkır tıkır işliyor kasa... Hepimiz çalışıyor, devletimize ödüyoruz o da gidip, her akşam mali sektörün avucuna koyuyor alacağını... Gırtlağımıza kadar borçlanmışız...

Memleketin, derini ile yufkası ile devletin gücü yetiyor mu, malî sektöre... "Artık ödemiyorum, biraz da sen düşün" diyebiliyor mu? "Konsolidasyon" lafını ağzımızdan kaçırmaktan ödümüz kopmuyor mu? Faiz tüm ülke için tam bir işkenceye dönmüş, ama bir puan aşağı çekmek için dokuz takla attırıyorlar... Herkesin kan ağladığı, onbinlerce iflasın gerçekleştiği, dev gibi firmaların battığı ülkemizde, bankacılık sektörü, yüzde 45-160 arasında oynayan kârlılık oranlarıyla dünya klasmanında yarışıyor... Evet, hepimiz "tık tık tık" faiz işlemi yapan kurumlara çalışıyoruz. Çünkü devlet çarkı başka türlü dönemez hale gelmiş... Ya iflas edeceksiniz, ya da boyun eğeceksiniz... Eh, boyun eğmek iflastan daha onurludur (!) diyor ve boyun eğiyoruz...

6 ok bile dayanamadı ve "devletleştirme" iddiasından rücu ediyor... "Milliyetçilik", "halkçılık" artık sadece "Vatan millet sakarya" üslûbunda hatırlanıyor...

Bir ara 28 Şubat''ın en tantanalı zamanlarında camiamızdaki kimi gruplara "Artık gideceğimiz yer yok, burası bizim için eşiktir" diyeceğiniz bir nokta yok mu diye soruyorduk...

Şimdi ülke olarak "duracağımız eşik neresi?" diye sorma noktasındayız... Çünkü "elimiz mahkûm" hale geldikçe, bize yönelik "terbiye süreci" yoğunlaşıyor... "Sosyal demokrat"ların sosyalliğe ve demokratlığa "milliyetçi"lerin milliyetçilik anlayışına, yeni bir yorum getirmeleri zamanı çoktan geldi... Vahşî kapitalizm, "serbest piyasa ekonomisi" kimliğinde arzı endam ettiğinden beri "sosyal"liği, 28 Şubatlara sahip çıktığından beri de "demokrat"lığı uçtu sosyal demokratların... Milliyetçilerimiz için ise, iktidar ortaklığı bir milâd oldu... Nazar değmesin, global irade ve onun yerli uzantıları karşısında fevkalade uyumlu bir ortaklık sergiliyorlar...

İslâmcılarımız ise "Abant"larımızda törpülenme süreci yaşıyor...

Çağdaş global değirmen hepimize hayırlı uğurlu olsun!!!

Başörtülü kızları ezmek, İmam Hatipli çocukları üniverseteye sokmamak, Kur''an eğitimine yol vermemek, emekçilerin sesini duymazdan gelmek, üniversitelerde öğretim üyelerini bile tepeleyip geçmek, başarı olarak içimizi ısıtmaya yetiyor ya siz ona bakın...