Dinde otorite/ merciiyye

04:0028/02/2016, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Faruk Beşer

Din açısından kimin sözü ne kadar bağlayıcıdır? Kime nereye kadar itaat etmek zorundayız? Anlamadığımız ve anlaşamadığımız konularda kimin hakemliğine müracaat etmeliyiz? Bugün olanla, aslında olması gereken örtüşüyor mu? Bunları belirleyecek ve buna karar verecek olan kimdir, kimlerdir?



İşte bu tahkim, başvuru ve karar merciine

otorite

diyebiliriz.

Merci

kelimesinden hareketle Araplar buna

merciiyye

diyorlar.

Merci, müracaat ve merciiyye

, hepsi aynı kökten gelen kelimelerdir.



Müslümanlar için asıl ve tartışmasız merciiyye'nin/otoritenin Kur'an-ı Kerim olduğunda şüphe yok. Kur'an-ı Kerim, Allah'ın kullarına verdiği ve sürekli vermekte olduğu talimatıdır. Onun Allah'ın kelamı olması yönüyle yaratılmış olmaması, süreklilik ifade etmesi, her an konuşması ve her an söylüyor olması anlamına gelir. Hutbelerde bir zamanlar okunan 'kalellahu ve lem yezel kailen' cümlesi bunu ifade eder. 'Allah buyurdu ki, zaten O sürekli buyuruyor ya' demek.



Kur'an-ı Kerim'i otorite saymak, Hz. Peygamber'e güvenip onun gayptan getirdiği haberlere iman etmekle başlar. Bunun bilimsel bir ispatı yok. İman ancak gayba inanmakla iman olur. Zorunlu bilgi iman değildir.



Kur'an-ı Kerim'e imandan ve onun söylediklerini kabulden sonra ikinci mesele onun ne söylediği meselesidir. Aslında o kendisini '

çok kolay

', '

çok açık

' olarak niteler. '

Ey insanlar

', '

ey müminler

'

diye seslenerek herkese ve her seviyeye hitap eder. Ama elbette herkesin ve her seviyenin anlama kapasitesi farklıdır. Herkes kendi seviyesine ve kapasitesine hitap edileni anlar. Yeter ki onun dilini biliyor olsun.



Kur'an-ı Kerim'in ya de dinin yanlışsız, bütüncül ve daha ileri seviyede anlaşılabilmesi için

ikinci merciiyye/otorite Resulüllah'tır

, yani onun Kur'an-ı Kerim'i yaşayarak ve söyleyerek anlatmasıdır. Buna

Sünnet

diyoruz. O halde Sünnet, Kur'an-ı Kerim'in canlı ve hatasız uygulanmasıdır. Bu da müminler için mutlaka müracaat edilmesi gereken bir otoritedir. Bunu bizzat Kur'an-ı Kerim söyler: “

Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur, Allah'ı seviyorsanız Resul'e tabi olmalısınız, o size ne verdiyse onu alın, o Allah'ı ve Ahiret Günü'nü bilenler için uyulması gereken en güzel bir örnektir, bir şeye Allah ve Resulü karar verirse artık kadın erkek hiçbir müminin başka seçeneği kalmaz, aranızdaki ihtilaflarda onu hakem kılmadıkça asla mümin olamazsınız…

”. Bunların her biri bir ayetin mealidir ve Kur'an-ı Kerim'de bu manada daha onlarca ayeti kerime vardır. Sünnetin anlaşılması meselesi de yine ayrı bir meseledir.



Üçüncü otorite/merciiyye

Ulü'l-emr

'dir. Bunlar kısaca Sünnet örneğiyle Kur'an-ı Kerim'e bağlı olarak emretme ve yönetme yetkisini elinde bulunduran yöneticiler demektir. Onların meşru emir ve yasaklarına uymamız gerektiğini de bize yine Kur'an-ı Kerim söyler. “

Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan ulü'l-emre de…

”. Bu sebeple halife olabilmenin şartlarından birisi, Kur'an-ı Kerim'i ve Sünneti içtihat edebilme seviyesinde bilmektir. Böyle bir ulü'l-emr yoksa bu görevi âlimler üstlenir.



O halde dördüncü olarak âlimler de İslam'da bir otorite/merciiyye sayılır. Âlim, ilmiyle amil olup

alem

haline gelmiş mümin demektir. Âlimlere bu yetkiyi veren de yine Kur'an-ı Kerim'dir. “

Korkuda ya da güvende meselelerini Peygamber'e ya da kendilerinden olan ulü'l-emre götürselerdi elbette onların ince anlayışlı olanları onu bileceklerdi

” (Nisa/83). Allah Kur'an-ı Kerim'de zor meselelerden söz ettiği yerlerde “

bunu ancak aklıselim sahipleri anlayabilir

” diyerek başvurmamızı istediği merci de yine âlimlerdir. İçtihat gücüne ulaşmış âlimler bir meselede sözbirliği ederlerse müslüman artık bunun dışına çıkamaz. Farklı içtihatlarda bulunmuşlarsa müslüman o içtihatlardan birini seçmek zorundadır, tamamının dışına çıkamaz.



Şeriatın delilleri/edille-i şeriyye olan Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas işte bu merciiyyeyi anlatır ve bunlar aynı zamanda dinin bilgi kaynaklarıdır.



O halde bütün itaat ve otorite zinciri en başta Allah'a/Kur'an-ı Kerim'e dayanır. Bu meratipteki hiçbir astın emir ve talimatları en üst otoriteye ters düşemez. Hepsi otorite olma meşruiyet ve gücünü ondan alır. Her türlü itaat Allah'a itaatle sınırlıdır. “

Halika isyan olan konuda mahlûka itaat edilmez

”. Bir anlamda da bu ilk otorite dışındaki otoritelerin otorite olmaları mutlak değil, gücünü ondan almalarına bağlıdır.



İki Önemli Not:


Ömürlerini iman ve İslam hizmetine harcamış iki değerli insan;

Mehmet Kırkıncı

ve

Said Özdemir

Hoca Efendiler peş peşe Allah'a yürüdüler. Onları Allah'ın rahmeti ve mağfireti ile karşılayacağını umar ve bunun için dua ederiz. Hiçbirimiz bu dünyada baki değiliz.



Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi önemli bir sempozyum daha gerçekleştiriyor. “

II. Uluslararası Helal Ürün Ekonomisi Sempozyumu (Giyim-Kuşam)

6-7 Mart”. Tebrik ediyor, başarılı olmasını diliyoruz.


#Dinde otorite
#merciiyye
#Mehmet Kırkıncı
#Said Özdemir
#İslam hizmeti
#Ulü'l-emr