Takıyye

00:0031/10/2014, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Takıyye, bir müminin canını, malını ya da ırzını koruyabilmek için inancına ters sözler söylemesi anlamında bir dinî terimdir.Böyle bir durumla karşılaşan bir mümin, normal hallerde söylenmesi küfür olan sözleri söyleyebilir mi?İşte söyleyip kendisini gizlemesi ve kesin olan bir saldırıdan kurtulması takıyye"dir. O halde mümin takıyye yapabilir mi? Çünkü takıyye"de yalan söylemek vardır ve İslam"ın, nadir durumlar hariç, ruhsat vermediği günahlardan biri yalan söylemektir.Kuranı Kerim"de konuya

Takıyye, bir müminin canını, malını ya da ırzını koruyabilmek için inancına ters sözler söylemesi anlamında bir dinî terimdir.

Böyle bir durumla karşılaşan bir mümin, normal hallerde söylenmesi küfür olan sözleri söyleyebilir mi?

İşte söyleyip kendisini gizlemesi ve kesin olan bir saldırıdan kurtulması takıyye"dir. O halde mümin takıyye yapabilir mi? Çünkü takıyye"de yalan söylemek vardır ve İslam"ın, nadir durumlar hariç, ruhsat vermediği günahlardan biri yalan söylemektir.

Kuranı Kerim"de konuya dayanak olarak görülen iki önemli ayeti kerime şunlardır:

"Müminler, müminleri bırakıp ta kâfirleri dost edinmesinler. Bunu kim yaparsa Allah"la bir ilişiği kalmaz. Ama onlardan bir nevi korunma yaparsanız bu başka. Allah sizi asıl kendisinden sakındırıyor. Varış sadece Allah"adır" (3/28).

"Kim iman ettikten sonra Allah"ı inkâr ederse, -zorlama ile karşılaşıp, kalbi imanla dopdolu olması durumu hariç- gönlünü küfre açarsa, işte Allah"ın gazabı onların üzerinedir ve onlara büyük bir azap vardır" (16/106).

Birinci ayette müminlerden, gayrimüslimleri asla dost/veli edinmemeleri istenir. Sadece tehlike durumunda kendilerini korumak için inandıklarının hilafına konuşabilmelerine izin verilir ve bu "tükâh" kelimesiyle anlatılır. "Tükah" "takva" ile aynı köktendir ve her ikisi de korunma anlamına gelir. Nitekim takva, Allah"ın emir ve yasaklarına uyarak kişinin kendisini ebedi azaptan korumasıdır.

Anlaşılacağı üzere bir müminin, mümin olduğu için malına, canına ve ırzına muhakkak bir tecavüz söz konusu ise o noktada imanını gizleyip, karşı taraf gibi inandığını söylemesi caiz olablir.

Mealini verdiğimiz ayetlerden ikincisi şu olay üzerine inmiştir: Mekke"de müşrikler müslüman olan Ammar"a, babası Yasir"e ve annesi Sümeyye"ye, girdikleri İslam"dan dönmeleri için işkence ederler. Anne ve baba direnir ve şehit edilirler. Ammar ise durumun ciddi olduğunu görür ve müşriklerin istediklerini söyler. Hz. Peygamber"le karşılaşınca olayı anlatır, ama kalbinin imanda hiç tereddüt etmediğini söyler. Bunun üzerine ayeti kerime gelir ve bu yapılanın caiz olacağını bildirir.

Bu hüküm bütün İslam anlayışlarında/mezheplerinde böyle kabul edilir. Aslında bu olayda söz konusu olan şey, kişinin sadece canıdır. Ama ayeti kerime zorlamayı/ikrah altında kalmayı bununla kayıtlamadığı için âlimler mala ve ırza gelecek zorlamayı da takıyye sebebi saymışlardır.

Çünkü burada kişi iki kötü şeyden birini tercih etmek zorundadır: Ya direnip canını, malını ya da ırzını kaybedecek, ya da yalan söyleyip kurtulacaktır. Can, mal ve ırzın yok olması da bu yalana denk bir kötülüktür, o halde burada yalan tercih edilebilir. Ama konu iman meselesi olduğu için, bunları feda etme bahasına, takıyye yapmayıp ölümü tercih ederse daha onurlu bir iş yapmış olur. Çünkü bu İslam"ın izzetini yükseltme anlamına gelir. Yani burada ruhsatla değil, azimetle amel etmek daha güzeldir.

Haricîler bu ayeti farklı anlar ve takıyye"ye hiçbir durumda cevaz vermezler. Şia ise genel olarak, hemen her durumda takıyye yapar. Hatta onların "takıyye dinin onda dokuzudur", "takıyyesi olmayanın dini de olmaz" sözleri meşhurdur. "Allah katında en değerliniz en takva olanınızdır" ayetini "en çok takıyye yapanınızdır" diye anlarlar. Ama bununla beraber özellikle son dönem Şia âlimlerinden bazıları böyle sınırsız bir takıyye"nin yalana ve ikiyüzlülüğe götüreceği için olmaması gerektiğini söylemeye başlamışlardır.

Gerçekten de Şia, Ehlisünneti "öteki" saydığı için, bizim onlarla olacak bir görüşmemizde onların söylediklerine güvenebilme imkânımız yoktur. Bu elbette ciddi bir durumdur.

İlginçtir ki, Şia takıyye"de çok ileri gittiğini kabul edip onun olabileceği alanları daraltmaya giderken, bazı Sünnî anlayışlar da takıyye"de Şialaşmaktadırlar.

Oysa takıyye İslam"ın ruhuna aykırı bir durumdur ve ancak zaruret sebebiyle başvurulabilir. Zaruretler ise kendi sınırlarını aşamazlar. Takıyye için zaruret, ancak kişinin canı, malı ve ırzı tehlikeye maruz kaldığında düşünülebilir.

Yani Allah"ın dinini daha iyi anlatabilmek, daha sevimli göstermek için takıyye yapılamaz. Bu eşyanın tabiatına aykırı ve çelişkili bir durumdur. Çünkü dinin esası dürüstlüktür, takıyye ise dürüst olmamaktır. Kişi kendi canını kurtarmak için dürüstlüğünden feda edebilirse de Allah"ın dinini anlatmak için bunu yapamaz. Dürüstlük, dürüstsüzlük yapılarak anlatılamaz. Ahmet bin Hanbel: "Âlim takıyye yaptığı için, cahil de cahil olduğu için kafirin istediğini söylerse Hakikat nasıl ortaya çıkacak?" demiş.

Gelecek yazımızda takıyye ile ilgili bazı kavramlardan da söz edeceğiz.