
Ahmet Kekeç, Ertuğrul Özkök için “Tevhid ile teslis arasındaki farkı bilmiyor..” demişti ya..
Kekeç nezaket göstermiş; zannımca Özkök, “ıstakoz” ile “istavroz” arasındaki farkı da bilmiyor..
Hadi, Özkök''ün mazereti var çünkü o asabi; peki şuna ne demeli?
Bir açık oturumda bir bilim adamı, haya-er bezi anlamındaki ''testis'' ile Hıristiyanlıkta üçlü Tanrı inancı anlamına gelen ''teslis''i karıştırıp “Hıristiyanlıkta testis inancı..” bile diyebilmişti. Ve ben de hayâ etmiştim!
İşte aynı haddini bilmezlik, pardon terminoloji bilmezlik “Takva” isimli filmde de göze çarpıyor; çarpmakla kalınmıyor bir de gözümüze sokuluyor..
Elbette herkes her kavramı bilmez, bilemez, hatta her köşe yazarı her kavramı bilmek zorunda da değildir ama bir köşe yazarı bir kavramı yazıyorsa, o yazar o kavramı bilmek zorundadır.
En azından, manevi köşkünü donatmak için “takva sahibi” olanlar ile şahsi egolarının heybesini doldurmak için “takla uzmanı” olanlar arasındaki farkı bilmek gerekiyor.
Evet, filmin başkarakteri Muharrem, Murat Menteş''in deyişiyle tam bir “moloz”..
Tam burada Murat Menteş''e bir paragraf açalım: Bu haftaki Nokta dergisinde Murat Menteş, harika bir Takva kritiği ve Muharrem analizi yapmış..
Ben böylesine usturuplu ve böylesine şahane üsluplu bir film eleştirisi okuduğumu hatırlamıyorum.
Birkaç satır aktarmak fikir verecektir..
Diyor ki Menteş: “ (Muharrem) heykel kadar bakir… Aptallıktan manyaklığa giden yolu iki adımda kat eder… Bir maneviyat işportacısı tavrıyla kaçmaya çalıştıkça, dişi bir zabıta peşinden koşmakta, cinsel ceza makbuzları kesmektedir… Takdire şayan bir zikir sahnesinin üstüne, sevişme sahnesi paslı balta gibi iniyor… Bir eblehe karasinek toslar ve ebleh kan kaybından ölür, gibisinden bir şeyler geveliyor… ''Muttaki''den ziyade ''mukallit''… Sanki dindarlık, beyinsizlik ile kalpsizlik arasında sallanıp durmakla mukayyet… Şunların hiçbiri filmde yok: ''Helal'' cinsellik, iktisadi hassasiyet, bilinçle harmanlanmış dürüstlük, işleme konmuş cömertlik, zenginliğin getirdiği mesuliyet, mahremiyetin kutsallığı, kadın-erkek ilişkilerindeki letafet ve cıvıltı… O halde filmin ismi niçin Takva?”
Evet, Menteş haklı olarak soruyor: “Filmin ismi niçin Takva?”
Ben de aynı soruyu soruyorum: Takva, bu mudur? Ya da bu, takva mıdır? Filmin dindarları incitmemesi için afişe Arapça harflerle Takva yazmak mı gerekiyor? Ya da filmin “İslamcı”(!) görünmemesi için zikir sahnelerini sevişme sahneleriyle öpüştürmek mi icap ediyor?
Takva sahibi olmak için “moloz” ya da “angut” mu olmak lazımdır? Senarist Önder Çakar''ın niyetini sorgulamak haddime değil ama filmi izleyen birine şu mu ''düşündürttürülüyor”:
“Takva sahibi olmak için ilk şart aptal olmaktır; hele takva sahibi biri olarak rüyanızda ''utanmadan''(!) bir de ''muhtelim'' olursanız sonunuz manyaklıktır..”
Şunu kabul ederim; takva sahibi olmak için gayret sarf edenlerin arasında da elbette pek çok manyak vardır..
Tıpkı “nirvanaya ulaşmak” için çaba gösteren ve rüyasında ''Taocu seks mütehassısı” kesilenler arasında pek çok “dellenmiş aptal”ın da mevcut olabileceği gibi..
Ve elbette, camilerin altında süpermarket açıp, işi ranta çeviren “şaşırmış Müslümanlar”ın tasallutundan kurtulmak gerekiyor..
Ve yine elbette dini hassasiyetleri yüksek olan sinemacılar bu film işini eline yüzüne bulaştırmak için elinden geleni ardına koymuyor.. “Hazreti Eyyub” gibi filmleri izleyebilmek için her insanda Hazreti Eyyub''un sabrı olduğu zannediliyor.
Evet, buraya kadar sabırla okudunuz; noktalıyorum.. Bir filmin ismi Takva ise, film takvayı anlatmalıdır; embesilliği, eblehliği, hamakatı değil..
Gerçi bir de bakmışsınız, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''in hayatını anlatacak olan bir film çekilmiş ve yine bakmışsınız ki filmin ismi “Empati” olmuş!.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.