Yıpratıcı bir meslek: Milletvekilliği

00:0014/01/2013, Pazartesi
G: 6/09/2019, Cuma
Kürşat Bumin

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama geçen hafta Meclis"ten geçen ve "yıpranma hakları" başlığı altında haberleştirilen gelişme gerçekten ibretlik sıfatını hak eden cinstendi. Milletvekilleri ile gazetecilerin 2008"de kaldırılan "yıpranma hakları" geçen hafta iade edilmiş bulunuyor. Bu yönde verilen önergelerin kabul edilmesiyle "yıpranma payı"ndan yararlanacak milletvekilleri 4 yıllık süre için prim ödemeyecekler. Milletvekilleri yıpranma kapsamında, her yıl başına 90 gün veya her yıl için 3 ay fiili

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama geçen hafta Meclis"ten geçen ve "yıpranma hakları" başlığı altında haberleştirilen gelişme gerçekten ibretlik sıfatını hak eden cinstendi. Milletvekilleri ile gazetecilerin 2008"de kaldırılan "yıpranma hakları" geçen hafta iade edilmiş bulunuyor. Bu yönde verilen önergelerin kabul edilmesiyle "yıpranma payı"ndan yararlanacak milletvekilleri 4 yıllık süre için prim ödemeyecekler. Milletvekilleri yıpranma kapsamında, her yıl başına 90 gün veya her yıl için 3 ay fiili hizmet süresi zamkı alacak. Milletvekilleri seçildikleri gün itibarıyla süre sınırlaması olmaksızın yıpranma hakkını elde edecek. 3 dönem üst üste 12 yıl milletvekilliği yapmış bir kişinin "yıpranma hakkı" ile hizmet süresi 3 yıl artacak. Böylece 12 yıl sonunda milletvekili 15 yıl çalışmış gibi sayılacak.

Milletvekilliği ve "yıpranma payı"? sanırsınız ki milletvekilliği bir meslek, hem de "yıpratıcı" bir meslek. Üstelik milletvekilliğini bu nitelikte bir meslek grubuna sokan önergeyi teklif edenler ve kabul edenler (haklarını yemeyelim: MHP grubunun önergeyi desteklemediği söyleniyor) çok da "kurnaz". Kendilerine büyük ayrıcalık tanıyan önergeye gazetecileri de ekleyerek meseleye "sosyal" bir boyut kazandırmaya çalışıyorlar. Düşüncelerini beğenin beğenmeyin fark etmez, CHP milletvekili İlhan Cihaner"in konuya ilişkin şu açıklaması çok yerinde doğrusu: "Gece yarısı getirilen bir önergeyle milletvekillerine yıpranma payı olarak bilinen fiili hizmet süresi zammının verilmesinden bir milletvekili olarak mahcubiyet duyuyorum." Çok yerinde doğrusu, "mahcubiyet duymamak" mümkün mü?

İsterseniz bu yerinde açıklamanın karşısına da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik"in şu sözlerini yerleştirelim: "Kaldırılırken birlikte kaldırılmıştı. Dolayısıyla milletvekillerimizin de hakkını bir anlamda iade etmiş olduk. Bizim için değil tabii, emekli olacaklara. Milletvekilleri de gece 11"lere, 2"lere, sabaha kadar çok yoğun bir çalışma içindeler. Hayırlı olsun."

Çok güzel doğrusu, kaldırılırken birlikte, iade edilirken de birlikte! Çok yazık değil mi onlara; gece 11"lere, 2"lere kadar hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan Meclis sıralarında dirsek çürütenlere… Yeri gelmişken Çelik"in sözlerinin arkasına AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş"ın şu açıklamasını da ekleyelim de, mebuslarımızın sosyal güvenlik politikası çerçevesinde kayırılmalarının nedeni daha iyi anlaşılsın: "Ak Parti Grup Başkan Vekili olarak Grup Başkanımızın, Başbakanımızın bana verdiği yetki çerçevesinde bugün bu önergelerin altına şerefle milletvekili arkadaşlarımızın hakkını koruyabilmek adına imza atmaktan da mutluluk duyuyorum, gurur duyuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum."

En iyisi "saygılar bizden" diyelim olsun bitsin!

Söylediğim gibi önergenin arkasında duran milletvekilleri çok da kurnaz. Genel Kurul"dan geçen hakkında konuştuğumuz önerge "madem başladık şu işin tamamını getirelim" diye düşünülmüş olsa gerek ki, bir çırpıda devlet memuru emeklisi olup milletvekilleri seçilenlerin emekli maaşları ile SSK ve Bağkur emeklisi olup milletvekili seçilenlerin emekli maaşlarını da eşitlemiş. Yeni düzenlemeyle SSK ve Bağkur"lu vekiller bugüne kadar 1000-1500 lira emekli maaşı alırken bu miktar 6 bin 900"e yükselmiş.

Ne güzel bir memleket! Buna benzer bir kanun teklifinin demokrasilerde meclisten geçirildiği takdirde o meclisin başına neler geleceğini hayal edin…

Ayrıca şu soruyu da soralım: Gazetecilik mesleği gerçekten de çok "yıpratıcı" bir işkolu mudur? Bu sorunun tek bir cevabı yoktur tabii ki. "Gazeteci" vardır gününü tek bir köşe yazısını kotarmakla geçirir; gazeteci-muhabir vardır sırasında günde iki saat uyku ile yapacağı haber için koşturur… Takdir edersiniz ki bu iki (bu ayrımı daha zenginleştirebilirsiniz) grup gazetecinin "yıpranma"ları aynı değildir. Bunları söylüyorum, çünkü Faruk Çelik"in açıklamasına göre, "yıpranma hakkı"ndan yararlanacak gazetecilerin "sarı basın kartı" sahibi olmaları şarttır. Ancak bir gazetecinin getirilen bu şartı yerine getirebilmesi için her şeyden önce kadrolu olması gerekir. Buna ilaveten gazetecilerin iş güvencelerinin sendikal bir bağla emniyete alınması gerekir ki, kadrolu ve iş güvenceli gazeteci "sarı basın kartı"na kavuşabilip "yıpranma hakkı"ndan yararlanabilsin. Oysa basın işkolundaki şartları hatırlatmaya gerek yok…