Denizli"den Başbakan"a mesaj var

00:0031/08/2008, Pazar
G: 2/09/2019, Pazartesi
Mustafa Özel

Denizli''nin havluları kadar leblebi ve dondurmasının da bu kadar kaliteli; şairleri kadar fotoğrafçılarının da bu kadar içli olduklarını bilmezdim. İçli ve kıskanç (!). Babadağlı Bayram, Eskişehirli Ayhan; mermerci Mehmet, rafçı Şahin. Hepsi de işlerinde mahir mi mahir, şehirleri hareketli ve tahir.Akşam saatlerinde Çamlık''ta toplanıyoruz. Yerel yönetim bu eski ayyaş mekânlarını şehrin en nezih dinlenme yerlerine çevirmiş. Çocukluğumun açık hava sinemalarını andıran salon her tür ve karakterden

Denizli''nin havluları kadar leblebi ve dondurmasının da bu kadar kaliteli; şairleri kadar fotoğrafçılarının da bu kadar içli olduklarını bilmezdim. İçli ve kıskanç (!). Babadağlı Bayram, Eskişehirli Ayhan; mermerci Mehmet, rafçı Şahin. Hepsi de işlerinde mahir mi mahir, şehirleri hareketli ve tahir.

Akşam saatlerinde Çamlık''ta toplanıyoruz. Yerel yönetim bu eski ayyaş mekânlarını şehrin en nezih dinlenme yerlerine çevirmiş. Çocukluğumun açık hava sinemalarını andıran salon her tür ve karakterden insanla dolu: İş adamları, siyasetçiler, entellektüeller, öğrenciler. Dünyayı ve Denizli''yi konuşuyoruz.

“Size bir kötü bir iyi haberim var” diyorum. Kötü haber şu: Dünya ekonomisi uzun bir kriz dalgasının içine sürüklenmek üzeredir. Aslında 1990''ların ortalarında başlamış kabul edeceğimiz bu dalga, önümüzdeki 40-50 yıla damgasını vuracak. Bu dönemin iki belirgin özelliği, kârlılığın süratle küçük sermayeden büyük sermaye kayması; ve aynı şekilde üretimden finans sermayesine kaymasıdır. Daha şimdiden küçük bir bankanın yıllık kârı, bir düzine sanayi şirketinin kârını geçmiyor mu?

İyi habere gelince... Gelişmelerin farkında olabilir ve bir de ortak hareket bilincine yükselebilirsek, kriz dalgası küçük yelkenlimizi düşünebileceğimizden daha ileri mesafelere ulaştırabilir. Ortak hareket ille de işlerimizde bütünüyle ortak olmak değildir. Nerede yarışmamız, nerede ittifak etmemiz gerektiğini bilmektir.

İlk soru son derece bilginceydi: Acaba iktisatçılar bu kriz edebiyatıyla küçük girişimci ve yatırımcıları yanlış yönlendiriyor olmasınlar? Kısa vadede bu tür “kafaya almalar” elbette mümkündür. Fakat krizin yapısal işaretleri o kadar belirgin ki: Başta petrol olmak üzere, kritik hammaddelerin fiyatları artık arz-talep dengesinden koptu. Yedi yıl önce varili 15 dolar olan petrol bugün 150 dolara koşuyorsa, spekülatörler sonunda gıda maddelerinin fiyatları üzerinde de oynamaya başlıyorlarsa; bunu finansal sermayenin sistemik ihtiyaçlarıyla açıklamaktan başka çaremiz olabilir mi?

Bu finansal teröre, bireyin girişim ruhunu iptal etmeyen kolektif bir iradeyle karşı durulabilir ancak. Benden bir hafta önce, ekonomiden sorumlu bir bakanımız Denizli''deymiş. İş adamlarının yorumu ilginç: “Sanki Türk hükümetinin bir bakanı değil de, bir Amerikan finans kuruluşunun CEO''su gibi konuşuyordu!” Bunu özellikle Sayın Başbakan''a iletmemi istediler. “Sayın Bakan belki bazı noktalarda haklıydı. Türkiye gibi borçlu bir ülke faiz, kur ve benzeri konularda çok serbest hareket edemeyebilir. Fakat kendisine sorunlarını aktaran küçük sanayicilere ''Ne yapayım kardeşim, siz de bu işleri bırakın!'' tarzında konuşması ne siyasetle, ne de siyasî ahlakla bağdaşıyor.” Toyluk, yabancı dilli yüksek tahsille mi satın alınıyor?

Öteden beri tekrarladığım bir görüşü kendileriyle paylaştım: Türkiye, dış siyasette olduğu gibi, ekonomide de mevcut paradigmaları, varolan düşünce kalıplarını kırabildiği ölçüde başarılı olabilir. AK Parti hükümeti bu doğrultuda ciddi adımlar atmazsa, kendisine oy vermiş milyonlarca girişimciyi mağdur; kendisine oy vermemiş ve hiçbir zaman vermeyecek olan kompradorları da memnun etmeye devam edecektir. Bunun siyasî faturası ağır olabilir!

Komprador kelimesini gelişigüzel kullanmadım. “Yabancıların işbirlikçisi” demek. Türkiye''de büyük sermaye hâlâ küçüklerin gücünden yararlanarak küresel pazara açılmak; orada kendi benzerleriyle rekabet etmek yerine; yabancılarla işbirliği içinde kendi küçük işletmelerimizi piyasadan silmek peşinde. Bunu kavrayamayan veya kendine dert etmeyen insanlar, hem de dindar, muhafazakâr gibi etiketlerle siyaset yapmasınlar!

Sakallı Ekrem''in sorusu tam da bu boşluğu dövüyordu: “Türkiye''de Türk''ün ruh köküne, manevî sermayesine akıl erdirmiş; dolayısıyla bizi gelecekten ümitvar kılacak aydınlar var mı?” Necip Fazıl''ın mutantan üslubunu hatırlatan bu soru, cevabını içinde taşıyordu: Böyle bir soru sorulabiliyorsa, onu soranın varlığı en büyük ümidimizdi. Nitekim bu soruyu, Nuri Pakdil''in Batı Notları''nı hatırlatan başka sorular izledi. Denizli''de ne kadar Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera eri varmış meğer! Bunlar sağlam duruşlarını, üstatlarını satır satır tekrarlamaktan öteye taşıyabildikleri ölçüde, manevî sermayemize katkıda bulunacaklardır. Sadece maddî sermaye ile güçlenmiş hiçbir millet yoktur!