Sevgilinin biricikleştirilmesi

00:0027/06/1999, Pazar
G: 9/09/2019, Pazartesi
Rasim Özdenören

Sevenin, sevdiğine: "Bir tanem" veya "Benim biricik sevgilim" diye hitabetmesi veya onu başkalarından ayırmaya yarayan kelimeleri seçmeye özen göstermesi, sevenin içinde oluşmakta bulunan süreci ortaya çıkartması bakımından anlamlı görünüyor. Niçin acaba özellikle bu hitap biçimleri tercih ediliyor? Sevgili acaba niçin biricikleştirilmeye çalışılıyor? Sevgilinin biricikleştirilmesi, her şeyden önce, seven tarafından, onun emsallerinden tefrik edilmesini, onun benzerlerinden soyutlanmasını gerektiriyor.

Sevenin, sevdiğine: "Bir tanem" veya "Benim biricik sevgilim" diye hitabetmesi veya onu başkalarından ayırmaya yarayan kelimeleri seçmeye özen göstermesi, sevenin içinde oluşmakta bulunan süreci ortaya çıkartması bakımından anlamlı görünüyor. Niçin acaba özellikle bu hitap biçimleri tercih ediliyor? Sevgili acaba niçin biricikleştirilmeye çalışılıyor? Sevgilinin biricikleştirilmesi, her şeyden önce, seven tarafından, onun emsallerinden tefrik edilmesini, onun benzerlerinden soyutlanmasını gerektiriyor. Bu demektir ki, aslında sevilenin benzerleri bulunmaktadır. Seven de bu durumu pekâlâ bilmektedir. Ama gene de onun (sevilenin) başkalarından tefrik edilmesi gerekmektedir, çünkü o, aslında, başkalarından tefrik edilebilen taraflarıyla sevilmeyi hak etmektedir. Dış görünüşleri itibariyle insanları birbirinden tefrik etmeye yarayabilecek belirgin farklılıkları bulup ortaya çıkartmak kolay bir iş de değildir. Herkes kendi bireyliği içinde elbette biriciktir. Ancak herkesi biricik kılan hususlar gene de birbirine benzemeye devam eder. Bu bakımdan, insan betimlemelerinin ne denli kısır olduğu -ama bunun farkına varılmaması- bence şaşılacak bir olaydır. Sonuçta selvi boy, kiraz dudak, elma yanak.. benzetmesi, döne dolaşa ortak mazmunlara dönüşmüştür. Böylece, zahiren herkesin herkesi gövdesel bağlamda sevmesi mümkün görünmektedir. Buna rağmen ancak bazı insanlar diğer bazılarını sevebilmektedir.

Ve seven kimse, sevdiğini ille de başkalarından tefrik etme ihtiyacını duyumsamaktadır. Herkesin iki gözü, iki kulağı, ağzı, burnu vardır, ama sevgilinin ağzı, burnu bir başkadır. Niçin? Çünkü seven, sevgiliyi, kendince farklı saydığı bu özellikten dolayı ona kilitlemiş bulunmaktadır. Aslında sevgilinin gözünün rengi, beninin biçimi vb. herkesinkiyle benzerlik içindedir. Seven, nesnel olarak baktığında bu benzerliği başkalarında pekâlâ kabul eder, ancak kendi sevgilisi söz konusu olduğunda durum değişir: sevgilinin beni, kaşı.. başkalarından farklıdır! Demek ki, burada, ancak sevenin içinde gerçekleştirilen ve ancak ona göre anlam taşıyan bir "biricikleştirme" olayıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Böylece sevgilinin, seven indinde biricik olması gerektiği gerçeği ile bir kez daha karşılaşıyoruz.

Seven, sevgiliyi sürekli tenzih etme ihtiyacı içinde bulunuyor. O, belki de, başkalarına açıklamakta güçlük çektiği: "Niçin onu seviyorsun?" sorusunu açıklayabilme sadedinde, ancak onun benzersiz olduğu argümanını ileri sürerek işin içinden sıyrılmak istiyordur ve belki kendisinin de ihtiyaç duyduğu açıklamayı böylece cevaplandırmaya teşebbüs etmektedir. Ancak konunun nesnel tartışma düzlemine çekilmesine tahammülü olmadığı bellidir. Çünkü sevene, nesnel olarak o özelliklerin başkalarında da bulunduğu, dahası başkalarındaki bu aynı özelliklerin daha göz alıcı olduğu ileri sürülse ve ispat edilse bile, seveni ikna etmenin mümkün olmadığı açıktır: o, ne yapılırsa yapılsın, ancak sevdiğini sevmeye ve onu tenzih etmeye ve onu yüceltmeye devam eder. Sevgilinin biricikliği mutlak biriciklik değildir. Elbette.

Bunu seven de bilir. Ama gene de seven, sevgiliyi elinden gelen son kerteye değin biricik olarak görmek ister. Seven de bilir ki, mutlak biricik olan tanımı gereği, yalnızca Tanrı''dır. Bu demektir ki, benzersizliğinde de benzersiz ve biricikliğinde de biricik olan: mutlak biricik olan tek varlık Tanrı''dır. Böylece sevenin, sevgiliyi biricikleştirirken, çoğu kez yapılan "ilah" veya "ilahe" gibi yakıştırmalar anlam kazanıyor. Böylece cinsel sevgi ile ilâhi sevgi arasında veya cinsel sevgiden ilâhi sevgiye yönelmiş bir geçişliliğin bulunduğunu ileri sürmek imkân dahiline giriyor.

Öznel biriciklikten (bu aynı zamanda görece biriciklik demek olur), mutlak biricikliğe geçişte kimi zaman tensel sevginin bir durak (moment) sayılması anlam kazanıyor: Leyla ile Mecnun öyküsünün böylece yeni bir okuma biçimi de ortaya çıkmış oluyor.