
İşler bir kere şirazesinden çıkmayagörsün.
Hele de şirazesinden çıkan, insanın düşünme kalıplarıysa, onun iki ucunu bir araya getirmek ne mümkün!
Bazı şeyleri belki durmadan yinelemek gerekiyor. Çünkü onların aktüalitesi değişmiyor. Aradan 100 yıl da geçse, 150 yıl da geçse, aktüalitesini yitirmiyor. Çünkü aktüalite dediğimiz gerçeklik, bu ülkede, geçmişte kaldığını söylediğimiz o 150 yılın yanlışı üzerine oturuyor.
Bir kere adalet yerine eşitlik kavramını ikame ettiniz mi ve o yanlışın üzerine bütün bir siyasal sistemi kurmaya kalkıştınız mı, o yanlış ondan kurtulmayı başarmadıkça yakanızı bırakmaz. O yanlış Tanzimat"tan bu yana sürüp geliyor.
1950"li yıllarda Demokrat Parti iktidarına karşı kurulan kumpas 1960 (27 Mayıs) hükümet darbesiyle sonuçlanınca, bu kumpasın aslında son bir yılın hazırlığı ile gerçekleşmediği iş işten geçtikten sonra anlaşıldı.
Nitekim aynı yılın (1960) Temmuz ayında Cumhuriyet Gazetesi"nde Cevat Fehmi Başkut ile Yaşar Kemal"in Milli Birlik Komitesi"nin (darbe çetesinin adını böyle koymuşlardı, kısaca MBK deniyordu) 38 üyesiyle yaptıkları mülakatlarda, darbenin önde gelen elemanlarından Albay Alpaslan Türkeş, darbeyi ne zaman düşünmeye başladığı sorulduğunda şu cevabı veriyordu: "Darbeyi, ezanı Türkçe okutmayı bırakıp Arapça okutmaya başladıkları gün düşünmeye başladım!" (Cumhuriyet, 17 Temmuz 1960).
1960 yılının 28 Nisanı ile 27 Mayıs darbe günü arasındaki süreç bardağı taşıran son damla mesabesindedir. 28 Nisan günü başlatılan öğrenci hareketlerinin bahanesi Meclis Araştırma Komisyonu kurulması idi. Bu komisyonun araştıracağı konulardan biri CHP"nin vaktiyle yaptığı ve örtbas edilen yolsuzlukları idi. O günün CHP"si elbette hakkında böyle bir araştırma yapılmasına yanaşmıyordu.
CHP, huysuzluk çıkarmak için her fırsattan yararlanıyor, her olayı abartıyor, yeri göğü birbirine katıyordu. En başat söylemi Demokrat Parti"nin diktaya yürüdüğü teması idi. Başbakan Adnan Menderes diktatör ilan ediliyordu. Gazeteler gönderilen resmî tekzipleri yayınlamıyordu. Bunun üzerini bir yasa çıkarıldı. Gazeteler bu kez bu yasanın gereğini istismar etmeye başladılar. Tekzibin aynı sayfada, aynı sütunda ve aynı punto ile yayınlanması öngörüldüğünden, yayınlanan tekzip metinleri gülünçleştirilerek yayınlanmaya başladı.
İsmet İnönü"nün Uşak gezisinde (acaba o da 1 Mayıs 1959 muydu?) kimin attığı belli olmayan nohut büyüklüğünde bir taşın başına isabet etmesi olayı "İnönü taşlandı" yaygarası ile duyuruldu.
Bunlar ve benzeri nice olaylarla ülke adım adım darbe ortamına sürüklendi.
Şimdi benzeri olaylar yinelenmek isteniyor. Taksim"de 1 Mayıs kutlaması bahanesi ile neler tertiplendiğini biz sade yurttaşların bilmesi söz konusu değil. Ancak sağduyumuz, burada ikirciklenmemiz gerektiğini fısıldıyor tecrübemize...
Kimileri, birkaç gün önce, 25 Nisan günü, İstiklal Caddesinden Taksim çıkışında, Fransız Konsolosluğu önünde Ermenilerin anma toplantısı münasebetiyle bir araya gelmesine müsaade edilmesini emsal göstermek istiyor. 1 Mayıs göstericilerinin bu Ermeniler kadar masum olduğuna inanılabilse zaten mesele yok. 1 Mayıs göstericileri o güveni sağlayamıyorsa, yüzleri maskeli, elleri molotoflu çetenin kefaletini kim üstlenecek?
Tedbir işler şirazesinden çıkmadan alınır. İş işten geçtikten sonra yapılana "bad-el harab-ül Basra" derler.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.