
Sırtımda bir çanta var.
İçinde çocuklarımın kışlıkları.
Bir kolumda üç yaşındaki oğlum
Boston’da doğdu.
Diğer elimde pasaportları kaldırıyorum.
Eşim ve iki çocuğum önden yürüyor.
Yaffa susamış,
Yazzan beyaz bayrağı kaldırıyor.
Mostafa yoruluyor,
anneannesinin yanına dönmek istiyor.
Bir asker sesleniyor:
Çantamdaki şeylerden tanıyor beni.
Adım yok artık.
Uzun zamandır yurtsuzum.
Saat kaç, bilmiyorum.
Silahlar üstüme çevrili.
Bir rüzgâr geçiyor.
Arkamızda bir tank.
Uzakta top sesleri.
Çocuğunu indir,
her şeyi yere bırak!
Ben şey değilim.
Kendimi yere bırakmam.
Diz çök!
Asker tam adımı söylüyor,
dedemin adını bile biliyor.
Dedemin adını severim.
Ama askerden nefret ederim.
Adını bilmesem de.
Kimlik numaranı söyle!
Soyun,
iç çamaşırına kadar.
Dön arkanı.
Kulaklarımda sadece
annemin masalları,
babamın okuduğu ayetler,
ve okula giderken
çalan saat sesi gizli.
Diz çök!
Kaç pasaportun var?
Diz çök!
Oğlumun Amerikan pasaportu,
benim Filistin pasaportum,
diğer çocuklarımınki…
Rafah Sınır Kapısı’na gidiyoruz.
Kes sesini!
Diz çök!
UNRWA!
Diz çök!
Evet, öğretmenim.
Diz çök!
Ama tahtaya yetişemem ki
çökmüşken dizlerime.
Ellerim kelepçeli, gözlerim bağlı.
Boynumdan itilerek yürütülüyorum.
Diz çök!
Sen teröristsin!
Diz çök!
Kanıt gösterin, diyorum.
Bir tokat yanağıma.
Sen getir kanıtı!
Diz çök!
Dışarıda yağmur yağıyor.
Dişlerim birbirine vuruyor.
Diz çök!
Öldürebilirler bizi.
Yanımdaki biri ağlıyor:
“Hamile karım ve bebeğimle olmak istiyorum.”
Asker bağırıyor:
Diz çök!
Zaten diz çökmüşüz.
Diz çök!
Bizi kamyona atıyorlar.
Araç ilerliyor…
ve duruyor.
Bizi indiriyorlar.
Diz çök!
Birkaç dakika sonra
biri karnıma tekme atıyor.
Acıyla savruluyorum.
Diz çök!
Sonra biri yüzüme vuruyor.
Başım düşüyor.
Burnumdan kan akıyor.
Diz çök!
Askerler aralarında sohbet ediyor.
Diz çök!
Bizi Gazze’den
çok uzaklara götürüyorlar
Necef Çölü’ne,
birileri öyle diyor.
Diz çök!
Birçoğumuz için
Gazze dışında geçen ilk gece.
Diz çök!
Tuvalette ne su var
ne kâğıt.
İşin bitti mi?
Diz çök!
Bir yudum su,
bir lokma ekmek.
Diz çök!
Sorgu. İki saat sonra
bir asker İngilizce söylüyor:
“Pardon, yanlışlık olmuş.
Gazze’ye dönüyorsunuz.”
Diz çök.
Bu şiir geçtiğimiz günlerde The New Yorker’da yayımlanan yorum yazılarıyla Pulitzer Ödülü’ne layık görülen 1992 doğumlu Filistinli şair ve yazar Mosab Abu Toha’ya ait. Yazarı bu ödül vesilesiyle tekrar hatırladım. Yukarıda alıntıladığım şiiriyle birlikte Ev Nedir? isimli şiirini de çok severim:
okula giderken altından geçtiğim ağaçların gölgesidir,
sökülmeden önce.
Dedemle ninemin siyah-beyaz düğün fotoğrafıdır,
duvarlar yıkılmadan önce.
Amcamın seccadesidir,
kış gecelerinde üstünde uyuyan karıncalarla birlikte,
yağmalanıp bir müzeye götürülmeden önce.
Annemin ekmek yaptığı, tavuk pişirdiği fırındır,
evimiz bombalanmadan önce.
Maç izlediğim, oyun oynadığım kahvedir
Dört yaşındaki çocuğum araya girer:
“Baba, iki harfli bir kelime
bunca şeyi nasıl taşıyabilir içinde?”
Bu vesileyle Al-Şati Mülteci Kampı’nda dünyaya gelen yazarın hayatında büyük zorluklar sonucu bu noktaya gelmiş olması diğer Filistinliler için de ümit verici bir başları hikayesi sunuyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.