Hibrit terör ve DEAŞ'ın yeniden canlandırılması

04:001/01/2026, Perşembe
G: 1/01/2026, Perşembe
Turgay Yerlikaya

Farklı kapasite ve araçların eşgüdümlü bir biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan hibrit terör, son dönemde hem devlet hem de devlet dışı aktörlerin terör eylemlerini anlamamıza yardımcı olan bir çerçeve. Bilinen ve alışılagelen metotların yanı sıra silahlı olmayan kapasiteyi de terör sürecine dahil eden bu form, çoklu taktikler sergilemekte ve her bir aracı aynı stratejik hedefin unsurları olarak bir araya getirebilmektedir. Teknolojinin yarattığı asimetrik etkiyi de etkili biçimde kullanan terör

Farklı kapasite ve araçların eşgüdümlü bir biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan hibrit terör, son dönemde hem devlet hem de devlet dışı aktörlerin terör eylemlerini anlamamıza yardımcı olan bir çerçeve. Bilinen ve alışılagelen metotların yanı sıra silahlı olmayan kapasiteyi de terör sürecine dahil eden bu form, çoklu taktikler sergilemekte ve her bir aracı aynı stratejik hedefin unsurları olarak bir araya getirebilmektedir.

Teknolojinin yarattığı asimetrik etkiyi de etkili biçimde kullanan terör örgütlerinin silahlı olmayan kapasiteleri ile ilgili eylem alanlarına bakıldığında hibrit terör formunun nasıl çalıştığı da görülmüş olur. Bu nedenle devlet dışı aktörlerle yürütülen terörle mücadele konseptinin dönüşümü, devletler açısından bu yeniliğe ayak uydurma ve bu doğrultuda kapasite geliştirmeyle doğrudan ilişkilidir.
Türkiye’nin son yıllarda PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleri ile mücadelesi bir yönüyle hibrit terörün farklı boyutlarıyla mücadelenin de tarihidir.
DEAŞ FAKTÖRÜ

Suriye ve Irak gibi ülkelerdeki çatışmalardan yararlanarak petrol kaynakları gibi önemli araçları ele geçiren DEAŞ kısa süre içerisinde etki gücünü artırmış ve Asya’dan Avrupa’ya kadar olan geniş coğrafyada varlık göstermiştir. Nitekim 2015’te Fransa’da altı noktada eş zamanlı terör eylemi gerçekleştirmiş ve 130 kişinin ölümüne neden olmuştur. 2016 yılında İspanya ve ABD’de benzer saldırılara imza atan örgüt, yüzlerce insanı katletmiştir. Takip eden yıllarda Birleşik Krallık ve İspanya gibi ülkelerde de geniş ölçekli eylemlere imza atan DEAŞ, Endonezya ve Sri Lanka gibi ülkelerde de eylem yapabilmiştir.

Silahlı kapasite dışında dijital ve konvansiyonel medya araçlarını da profesyonel biçimde kullanan DEAŞ’in bu alanlardaki eylemleri de dikkat çekici. Dijital sahada aktif olan örgüt, oyunlar üzerinden militan devşirme, sosyal ağlar üzerinden ise manipülasyon stratejileri uygulamaktadır. Hedef kitleye göre içerik üretildiği ve dergi başta olmak üzere dijital platformlar aracılığıyla yoğun bir enformasyon akışı sağladıkları da bilinen bir gerçek. Örneğin farklı dillerde içerikler üreten örgütün Konstantiniye isimli bir dergi ile Türkçe bilenlere doğrudan seslenmesi, DEAŞ’ın bu alanda nasıl bir strateji uyguladığını gözler önüne sermektedir. Siber alanda da yoğun biçimde kapasite geliştiren örgüt bu güne değin yüzlerce siber saldırı ile terör örgütünün lehine olabilecek eylemler yapmıştır.

GÜVENLİK BÜROKRASİSİ VE FARKINDALIK

Türkiye, terör örgütlerinin hibrit eylemlerine doğrudan muhatap olmaktadır. Özellikle terör saldırıları ve Suriye sahasındaki varlığı ile doğrudan tehdit konumunu belirgin hale getiren DEAŞ’in sosyal medya üzerinden propaganda yaptığı ve kendisine militan devşirdiği bilinen bir gerçek. Burada bir soru sormak gerekiyor; Türkiye’de, silahlı eylemler başta olmak üzere konvansiyonel olmayan yollarla da ciddi tahribatlara neden olan DEAŞ ile ilgili farkındalık ne düzeyde? Devletin ilgili birimleri bu konudaki mücadelede ne aşamada?

2021 yılında dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla hazırlanan “Hibrit Tehdit, Hibrit Terörizm-PKK, DEAŞ, FETÖ" başlıklı rapor, güvenlik bürokrasisinin hibrit terör konusundaki farkındalığını artırmak ve konu ile mücadele etmek için detaylı bir yol haritası sunuyor. Hibrit terörle mücadeleyi konu edinen raporun temel önerileri üç başlık altında toplanıyor. Birincisi, güvenlik bürokrasisinde konuya dair farkındalık oluşturmak. Bu bağlamda terörle mücadele eden personellere eğitim verilmesi ve konuya ilişkin bilincin oluşturulması amaçlanmaktadır. İkincisi ise ilgili bürokrasinin bu konuda bir kapasite geliştirmesi. Bu mevzuda da akademi başta olmak üzere birçok kurumla işbirlikleri geliştirilmesinin önemine atıf yapılıyor.

Terörle mücadelenin uluslararası boyutu da hiç kuşkusuz çok önemli. Hiçbir terör örgütü, küresel bağlantıları olmadan ayakta duramaz. Bu tür örgütlerle mücadelede uluslararası işbirliğine odaklanmak sacayağının diğer bir bileşeni olarak zikrediliyor.

Söz konusu raporda da ifade edildiği gibi, aslında hibrit terörle mücadelenin özellikle konvansiyonel olmayan boyutlarına odaklanmak ve örgütün bu alanları kullanmasının önüne geçmek gerekiyor. Radikalleşmeye ilişkin farkındalık oluşturmak ve Türkiye’de radikal eğilimlere neden olan alanları rehabilite etmek önemli bir zorunluluk. 2020 yılında Bakanlığın inanç grupları üzerine yaptığı detaylı saha çalışması hangi aktörlerin ne tür araçlarla radikalleşmeyi tetiklediğine dair epeyce ayrıntı sunuyor.

Rapordaki önerilerin yanı sıra dijital alanda radikalleşme yönünde içerik üreten ve bu konuda propaganda yapan aktörlere yönelik güvenlik önemleri artırılmalı ve bu içeriklerin geniş kitlelere ulaşması engellenmelidir. Manevi alanın güvenliği tesis edilmeli ve “normal” olana yönelik özendirmeler de artırılmalıdır. Dini alanı tehdit eden ve radikal eğilimleri artırarak kitleselleşme potansiyeli taşıyan aktörlerin daha fazla etkileşim üretmesini de kontrol altına almak gerekiyor.

2021 yılında yayınlanan bu rapor, konuya dair güvenlik bürokrasisinin ne denli bir farkındalık yarattığını da gösteriyor aslında. Nitekim bu farkındalık sayesinde DEAŞ 2017’den 2023 yılına kadar tek bir eylem bile yapamamıştır. Takip eden yıllar içerisinde de önleyici istihbarat bağlamında onlarca saldırı engellenmiş ve DEAŞ’in yurtdışı ayağıyla ilgili hem sınır dışı etme hem de ülkeye giriş yasağı koyma gibi birçok tedbir uygulanmıştır.

Tüm bu göstergeler ışığında şu soruları sormak gerekiyor. 2021 yılında bu konuda önemli bir farkındalık geliştiren İçişleri Bakanlığı’nın ortaya koyduğu rapor, ilgili bürokraside ne ölçüde karşılık buldu? Konunun paydaşı olan diğer aktörler bu alanı tahkim etmek için ne tür çalışmalar yaptı? Bu ve benzeri raporlarda işaret edilen hususlar ilgili paydaşlar tarafında nasıl bir karşılık buldu. O dönemde üretilen kapasite ve çalışmalar ilerleyen dönemde tevarüs edilip kurumsallaştı mı?


#terör
#DEAŞ
#Turgay Yerlikaya