|
Düşünce Günlüğü

Hoşça bak zâtına

04:00 . 9/01/2023 Pazartesi
Yeni Şafak
Arşiv.

Arşiv.

Mehtap Şahin- Yazar

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

Üzerine cilt cilt kitaplar yazılmalı bu kıymetli satırların. Kıyamete kadar söylense bitmez, izahına kelam yetmez. Şeyh Galip’in yüzyıllar öncesinden vurgulayıp tescil ettiği “insan” tanımına bugün ne kadar da ihtiyacımız var. Her fırsatta” insan bozuldu” insanı insan yapan değerler kayboldu, insan ama nasıl, cümleleriyle bir hayıflanma edebiyatında demir alıyoruz. Başkalarının insanlığından yana kaygılarımız ve korkularımız var. Oysa bizim kendi insanlığımız da az değil. Biz de sonunda insanlık üzerinden konuşacaksak pek de matah bir noktada değiliz. Baktığımızda insan üzerine filozoflar, teologlar, siyaset bilimciler konuşuyor ama bir türlü şu muhteşem mısralardaki insana ne şiirde ne de gerçek hayatta tanıklık edemiyoruz. Nerede bu insan? Biz nasıl bir insanız?

“Ey insan evladı!” diyordu Şeyh Galip ta 1700’lü yıllarda. Kendine saygıyla, hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü (göz bebeği) olan insansın. “Hoşça bak zâtına kim zübde-i alemsin sen” sözünü mistik anlamından soyarsanız, bu tam da Montaigne’in lakırdadığı şey olur ki Şeyh Galip’ten neredeyse 200 yıl önce yaşarken bile “her insanda bütün insan halleri vardır” diyor. Yani demem o ki hayat pozitif ve negatif olayların karışımından, cemali ve celali tecellilerin iç içe oluşumundan doğar. Öyle ki yaşayan bir kalbin grafiğine baktığımızda da iniş ve çıkışların çokluğu, kişinin hayatta olduğunu gösterdiği gibi gerçek hayatta da sevinçler ve hüzünler birbiri ardına veya iç içe gelirler. Hem düşünsenize tüm dilek ve isteklerimiz anında kabul olsaydı insanoğlu kendisini bundan böyle neyle meşgul eder, nasıl vakit geçirirdi? Her işin kendiliğinden olduğunu, ne bileyim etrafta nar gibi kızarmış kuzuların olduğunu, âşıkların hiçbir aksilik yaşamadan birbirlerine kavuştuklarını ve hiçbir güçlük olmadan ilişkilerini sürdürdüklerini tasavvur edelim. Hiç kıymeti harbiyesi olur muydu?

ÜMİDİNİ YİTİRME

Gel gör ki insanların çoğu sabit bir hayatı olsun ister. Korkuların, risklerin ve acıların bulunmadığı tabiri caizse dümdüz bir ömür. Kişi heyecanlı geçişleri yok ederek tehlikelerden sıyrılmak dileğinde olur hep. Oysa bu yolla yok ettiği şey en başta kendi varlığıdır, bilmez. Ruh sürekli aynı düzlemde kalırsa asıl o zaman yorulur. Halden hale geçemeyeceğimiz bir hayat yokluğa karışıp gitmek, ruhunu felç etmek demektir. Evliyaların veya peygamberlerin hayatlarında da aynı durumu gözlemleriz. Yusuf Peygamber için kim diyebilir ki doğduğu mahallede büyüdü, ailesiyle mutlu mesut bir çocukluk geçirdi, insanlara eğitim verdi, mis gibi bir evlilik yaptı ve sıkıntısız bir şekilde bu dünyadan göçüp gitti. Hayır. Aksine kuyuya atılan, köle olarak satılan, iftiraya uğrayan, hapse konulan o değil miydi? Ama sonunda Mısır’a sultan olan da oydu. Hz. Yusuf’un yaşadığı sahneler ne kadar da zıttır. Onca talihsizlikten sonra akıl almaz olay örgüleri ile birlikte köle olarak geldiği memlekete hükümdar oldu. Peki bu nasıl hasıl oldu dersiniz? O, en hüzünlü anlarında dahi ümitsiz olmadı. Başına gelen tüm olayları hususi bir tecellî olarak görüp kendi kâinatının başrol oyuncusu olduğunu fark ederek kalbinin ve algılarının kumandasını her seferinde fiillerini düzeltmeye ve şahsi alemini dosdoğru yönden ayırmamaya niyet etti. Dualarını, ona tüm güzel kapılarını açan güç kaynağı olarak kullandı ve direkt olarak Rabbine bağlandı. O “dua edin icabet edeyim” (Mümin, 60) diyen Rabbi ile ki bu size cevap vereyim sizinle konuşayım manasındadır, onunla konuştu. O, bizlere tüm bu hikayelerinde adeta Rabbiyle insanın arasında temasın, buluşmanın ve tanışmanın mümkün olduğunu anlattı. Yaratıcının bizi dikkate aldığını, muhatap kabul ettiğini, temasa layık gördüğünü ve O’nun için biricik olduğumuzu hepimize ispat etti. Hayır hayır ben tabii ki de hayal etmiyorum. Tüm bunlar gerçeğin ta kendisi dostlar. Size en güzel ispatlar: Bakara 34’te melekleri Adem’e secde ettiren, Kaf 16’da “Biz ona şah damarından daha yakınız” buyuran Allah nereye baktığımızı, ne söylediğimizi, hayallerimizi nasıl bilmez. Ki gözümüzü, dilimizi ve beynimizi de “O” yaratmıştır. O bizi birçok kez emsalsiz kılmışken, alemin özü demişken, parmak izlerimizi ve her zerremizi biricik yapmışken bizler nasıl kendimize özenli davranmaz da ihmal ederiz. Bu O’na en büyük saygısızlık olmaz mı?

KENDİNE ZAMAN TANI

Evet, ben bu serüvenimdeki esmamı bulup kâinattaki duruşumu sergilemek istiyorum. Benimle var mısınız? Biliyorum nasıl ki bir elbisenin dahi farklı tasarımları, biçimleri, renkleri ve modelleri varsa hepimizin ruhunun da kişiden kişiye değişen yönleri olacak. Rabbimiz de bize giydirdiği bedene bir şekil verdiğinde doğal olarak onu keser, biçer, dönüştürür, değiştirir. Haydi niyet edelim âlemimizi güzelleştirmeye, fiillerimizi düzeltmeye, kendimizde olan esmaları en güzel şekilde bulup bilincine varmaya. Bunun için kimimizin kendi kendine kalıp sessiz, iletişimsiz beklemesi gerekirken kimimizin de tekrar taze kan pompalaması gerekebilir. Nihayetinde yetişmek için kovaladığımız tüm bu şeyler bizi kendimize getirecek ve biricik benimizi bulduracaktır. Tam da bu yüzden kendine zaman tanımalısın dostum ve “zamanı” tanımalısın.

Dediğim gibi hepimizin nesneleri algılama ve anlamlandırma süreci çok özel. Renkler ve notalar hepimizin iç dünyasında farklı kapılar açacak eminim. Ben heyecanlıyım zira her anımda Allah var, Allah yar! Ve biliyorum ki; derinlik ve yüzeyi, karmaşa ile ahengi, maddeyle manayı dengede hissedeceğim yerde, yani merkezdeyim. Ben hikayesi olanları yürüyüşünden tanırım. Bu onurlu yürüyüşte hayatımın “başlat” tuşuna basana minnettarım. Fondaki şarkıya eşlik etmek isteyen dostlarım, siz de gelin ben varım…

#Şeyh Galip
#​Hoşça bak zâtına…
#Edebiyat
#Mehtap Şahin
21 gün önce
default-profile-img
Hoşça bak zâtına
Bakan Bozdağ: Amacımız Türk yargısını oluşturmaktır
Tüm tezgahı 5 TL yaptı: 'EYT'den emekli oldum' sevinci vatandaşa da yaradı
Kılıçdaroğlu ilk kez bu kadar net konuştu: Ben kazanırım
Sigortalılık süresi ve prim gün sayısını doldurana emeklilik yolu
Japonya'da iPhone 14 krizi: Yüzlerce yanlış alarm geliyor