Bu sayfada yayınlanan Şener Aktürk, ''Türk' ifadesinin sanki bir etnik kategoriyi ifade ediyormuşçasına, Arap, Arnavut, Boşnak, Kürt, Laz, Pomak, Zaza ve sair etnik kategorilerle birarada zikredilmesi'nin yanıltıcı olduğunu, 'bu yanlışta medyanın, entelektüellerin ve akademisyenlerin büyük sorumluluğu' bulunduğunu ileri sürüyor. O sorumlulardan biri olarak Aktürk'e bazı sorularım var.
Prof. Dr. Şener Aktürk, 31 Ocak 2013 tarihinde bu sayfada yayımlanan yazısında ''Türk' ifadesinin sanki bir etnik kategoriyi ifade ediyormuşçasına, Arap, Arnavut, Boşnak, Kürt, Laz, Pomak, Zaza ve sair etnik kategorilerle bir arada zikredilmesi'nin yanıltıcı olduğunu, 'bu yanlışta medyanın, entelektüellerin ve akademisyenlerin büyük sorumluluğu' bulunduğunu ileri sürüyor. 'Türk' ifadesinin etnik bir terim olduğunu savunan akademisyenlerden biri olarak sorumluluğu üstleniyor, yıllardır kamuoyunu yanıltmaya çalıştığımı itiraf ediyorum. Yalnız Sayın Aktürk'e bazı sorularım olacak. Beni aydınlatırsa çok sevinirim.
1. 'Osmanlı'da etnik anlamda millet yoktur. Arap, Arnavut, Boşnak, Türkmen ve Kürt, etnik farklılıklarına rağmen beraberce İslam milletini oluştururlar; ayrıca Arnavut, Kurt veya Türkmen milleti yoktur.' Doğru. Peki bir an için Osmanlı'daki millet sisteminin sorunlarını bir kenara bırakalım ve soralım: Osmanlı'daki millet sistemi neden daha 19. Yüzyılın ortasında çökmüştür? Neden Tanzimatçılar 1856'dan sonra 'Cemaat Nizamnameleri' çıkararak gayrimüslim cemaatlere yeni bir hukuki çerçeve sağlama çabasına girişmişlerdir? Resmi tarih anlatılarında bile Osmanlı'nın çöküşü milliyetçilik hareketlerine dayandırılmaz mi? Arnavutlar ve Araplar, Türkmenlerle (Türkmen'den ne kastediliyorsa) aynı milletin parçası olarak yasamak istemedikleri için olabilir mi?
2. 'Osmanlı'nın dört ana milleti arasından Rum, Ermeni ve Musevi milletleri tehcir, mübadele, katliam, korkutma, bezdirme, vs. yöntemlerle kovulmak suretiyle Osmanlı kimliği yok edilirken, kalan eski 'İslam milleti' bakiyesi unsurların hepsine birden 'Türk milleti' denilmiştir. Kürt, Arap, Zaza gibi birkaç unsur dışındakiler bu adlandırmayı çoğunlukla kabullenmişler ve 'Türk milleti' kimliği pek çok göçmen ve yerli etnik unsuru (Boşnak, Çerkez, Türkmen, Laz, Gürcü) kapsayan bir toplumsal realite halini almıştır.' Tehcir, mübadele, katliam, korkutma, bezdirme yöntemleriyle içindeki 'ayrık otlarını' temizleyen bir kimliğin neresi kapsayıcıdır?
'Kürt, Arap, Zaza ve birkaç unsur' geride kalan nüfusun ne kadarını oluşturmaktadır? Bu unsurların kabullenmediği bir terim nasıl üst kimlik olarak kullanılabilir? Bu kimlik 'toplumsal realite' halini almışsa, bu ülkede neden adı konmamış bir iç savaş yaşanmaktadır?
3. 'Türkiye'nin etnik ulusçu modeli takip ettiğini düşünenler, Türkiye'yi 'etnik ayrımcılık' yapmakla ve bir etnik grubu diğer etnik gruplara üstün tutmakla suçlar. Bu iddia, Türkiye'nin, Almanya, Japonya veya Estonya gibi tek bir etnik grubun (Türkmenlerin?) 'devleti' olduğu sonucuna çıkar. Bu iddia yanıltıcıdır çünkü Türkiye'nin resmi politikası etnik ayrımcılık değil asimilasyondur ve dolayısıyla ortaya çıkan sorunlar ve tepkiler asimilasyon politikasının sorunları ve tepkileridir.'
Burada işler iyice karışıyor. Etnik ayrımcılık ile ırkçılık aynı şey midir? Asimilasyon ne demektir? Fazla uzağa gitmeyelim. Devletin resmi organı Türk Dil Kurumu nasıl tanımlıyor asimilasyonu? 'Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme'. Türkiye'de baskın doku nedir, nasıl tanımlanır? Diyelim Kürtler hangi bütün içinde asimile edilecektir? Peki Türkiye'de bu baskın doku ve kültürü, adına Türk deyin, Türkmen deyin, diğerlerine üstün görülmemekte midir? Üstün değilse neden örneğin Turkmenler Kürt kültürüne asimile edilmiyorlar? Türkmenlerin ulus-devleti olduğu, Kürtlerin olmadığı için mi?
4. 'Etnik ulusçuluk', Resmi tarih yazımında ve bazı dış politika önceliklerinde resmi milliyetçiliğe yön vermiş (geriye ne kalıyor diye sormak da gerekir ama gecelim) 'Fakat bu iki alan dışında Türkiye'nin somut ve sistematik olarak Türkmenlere ayrıcalık sağladığını iddia etmek yanlış'mış. Galiba kamuoyunu yanıltma misyonum beni körleştirmiş. Bu ülkede 1928 (Vatandaş Türkçe Konuş kampanyaları), 1934 (Trakya Yahudilerine yönelik pogrom), 1938 (Dersim), 1942 (Varlık Vergisi), 1955 (6-7 Eylül), 1964 (İstanbullu Rumların sınırdışı edilmesi), sayısız Kürt isyanı yaşanmamış, ben hayal görmüşüm. Ya da Sayın Aktürk ve ben aynı tarihi okumamışız. Hatta aslında bu ülkede Dışişleri Bakanlığı'nda görevli, orduda komutan kademesine yükselmiş Ermeniler, kimliğini reddetmek zorunda kalmadan bakanlık, başbakanlık yapmış Kürtler de varmış, ben kaçırmışım.
5. 'Siyasi liderlerin çoğu değişik etnik kökenlerden geldikleri halde Türkçe öğrenerek asimile olmuş kişilerdir. Son seksen yılda iktidarda ve bürokraside Türkmen hâkimiyetinden bahsetmek mümkün değildir.' Peki ya Türkçe bilmeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları? 'Kaba Türkçeleriyle' konuşanlar? 'Kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etmek' istemeyenler? Asimilasyonun hangi kültür dokusu içinde erimeyi gerektirdiğini, bu kültürün adının ne olduğunu, nasıl tanımlandığını görmezden gelsek bile (ki nasıl gelebiliriz o da ayrı tartışma konusu), asimilasyon politikalarını nasıl bu kadar yüceltebiliriz?
6. Neyse yine de bir çözüm yolu var gibi. Aktürk'e göre 'etnik kökenini Orta Asya'ya dayandıranlar için doğru ifade olan 'Türkmen' sözcüğünü' kullanırsak sorun hallolurmuş. Türklüğü etnik Türkmen kimliğine indirgeyen entelektüel ve akademik söylemlerden kaçınırsak Türklük çoğulcu bir kimliğe dönüşürmüş. İyi de doksan yıllık tarihi, çekilen bunca acıyı ne yapacağız? Akademik camia söylem değiştirirse her şey bir anda unutulacak mı? Koca bir tarihsel – haydi biraz ukalalık yapalım, söylemsel – yükü bir kalemde yok sayan akademisyenlere kim inanır? Tarihi yok saydık diyelim, öznel değerleri ne yapacağız? Kimlik, kişinin kendini nasıl tanımladığıyla ilgili değil mi? Kendini Türk üst kimliğine göre tanımlamamakta 'direnen' Kürt vatandaşlarımıza ne yapacağız? Onları ikna odalarına mı sokacağız? Yoksa en yüce değer asimilasyona mı tabii tutacağız?
Sayın Aktürk, lütfen bana yardımcı olun; kamuoyunu yanıltmaya daha fazla devam etmek istemiyorum. Vicdanim buna el vermiyor!
* Bu konularda daha ayrıntılı bilgi için E. Fuat Keyman tarafından derlenen Türkiye'nin Yeniden İnşası: Modernleşme, Demokratikleşme, Kimlik (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013) başlıklı kitaptaki makaleme bakılabilir.






