Akdeniz’de azalan Boğaz’da yaşıyor

Merve Akbaş
04:0017/02/2019, Pazar
G: 16/02/2019, Cumartesi
Yeni Şafak
İstanbul Boğazı
İstanbul Boğazı

İki Deniz Bir Şehir: Su Altından İstanbul belgeseli, kadim kentin su altı ekosistemini gözler önüne seriyor. Dünyanın en nadide deniz ekosistemine sahip olduğumuzu söyleyen belgeselin yönetmeni Sait Özgür Gedikoğlu ve uygulayıcı yapımcısı Recep Şen, Akdeniz’de türleri azalan canlıların akrabalarının Boğaz’da hala yaşadığını söylüyor.

İstanbul denizlerinin altında nasıl bir ekosistem var? Bu soruya ilk cevabımız, “İstanbul’un denizinde ne kadar canlı yaşıyor ki?” şeklinde olabilir. Ancak tam aksi bir durumla karşı karşıyayız. İstanbul Boğazı ve Marmara, sandığımızdan aslında çok büyük bir ekosisteme sahip. İBB Kültür Daire Başkanlığı Turizm Müdürlüğü’nün hazırladığı “İki Deniz Bir Şehir: Su Altından İstanbul” belgeseliyle bu gerçek gün yüzüne çıkıyor. Belgesel aynı zamanda Türkiye için bir ilk olma özelliği taşıyor. Belgeselin yönetmenliğini yapan Sait Özgür Gedikoğlu ve uygulayıcı yapımcısı Recep Şen ile İki Deniz Bir Şehir’i konuştuk. İkili, ekip arkadaşlarıyla beraber İstanbul’un farklı noktalarında dalışlar gerçekleştirip, görüntüler almış. Karşılaştıkları manzara ise tahminlerinin ötesinde olmuş. İstanbul’un su altında karada olduğu gibi kozmopolit bir yapı olduğunu söylüyorlar.

İstanbul’un denizinde nasıl bir ekosistem var?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
İki farklı ekosistem birleşiyor İstanbul’da. Okyanusların belli bölgeleri dışında pek rastlanan bir durum değil bu. Bize en yakın ekosisteme Cebelitarık Boğaz’ı sahip. Orada da Atlantik ve Akdeniz birleşiyor. Yine de burası kadar yoğun bir canlılığa sahip değil.
RECEP ŞEN:
İki farklı deniz iki farklı besin getiriyor. Marmara bu nedenle çok zengin. Besin zinciri çok iyi, akıntılar sürekli besin taşıyor. Bu nedenle bizim sularımızda yeni türler bulmak çok mümkün.
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Belgesel çekimleri sırasında galiba biz de bir-iki tane yeni türle karşılaşmış olabiliriz. Bilimsel danışmanımız Cem Dalyan fark etti bunu. Ancak bunun araştırmaları devam ediyor. Henüz doğruluğundan emin değiliz.

HER TÜR CANLI BESLENEBİLİYOR

Bu suları özel kılan ne peki?
RECEP ŞEN:
İki katmandan oluşuyor olması. En üstte Karadeniz, en altta da Akdeniz suları var. Bunu en çok fotoğraf çekerken anlıyoruz. Farklı derinliklerde renk değişiyor. En altta masmavi berrak bir su var. İstanbul’un derinlerde muhteşem bir yaşam var. Besin ve akıntı nedeniyle tüm hayvanlar alarm halinde. Bu nedenle de hayvanlar sürekli besleniyorlar ve aksiyon halindeler.
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
İstanbul’da omurgasızlar çok fazla. Deniz tavşanları, anemonlar, deniz kestanesi... Örneğin deniz kestanesi, yıldızı Akdeniz’de de var ama orada tek renk. Burada ise rengarenk.
Besin yoğunluğu mu buna neden oluyor?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Aynen öyle. Besin ve tür yoğunluğu var burada. Her tür canlı beslenebiliyor.

KOZMOPOLİT BİR YAPISI VAR

İstanbul’un insanı gibi birbirinden farklı ama kendine has bir ekosistemi var yani...
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Aynen. İstanbul’un özeti bu. İbn-i Haldun ‘coğrafya kaderdir’ der. Bu İstanbul için karada da geçerli, denizde de. Kozmopolit bir yapısı var.
Peki ya kirlilik?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Kısmen kirlilik var, yok değil. Ama canlılık yönünden inanılmaz zengin. Plenktonlar zaten inanılmaz bir yoğunlukta.

DALIŞ TURİZİMİNDE BİZ DE VARIZ

Peki bu projeye nasıl başladınız?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Biz zaten bir süredir birlikte çalışıyorduk. Benim kafamda bir proje vardı. Recep’in de varmış. Birlikte çalışmalara başladık. Sonra ne olduğunu anlamadan kendimizi Boğaz’da dalış yaparken bulduk.
RECEP ŞEN:
Özgür Tarabya’da büyümüş. Onun aklındaki projenin adı Önümdeki Deniz’di. Hatta bazı çekimler de yapmış. Ama tek başına bu işler biraz zor. Biz de bu nedenle voltranı oluşturmak istedik. Bu proje sadece bir belgeselden ibaret değil. Sürdürülebilir olmasını önemsiyoruz. Öncelikle tabi ki belgesel farklı etkinliklerde ve üniversitelerinde gösterilecek. Çekimlerin sonuçlarından yola çıkarak bilimsel bir kitap hazılayacağız. Çocuklara yönelik bir yayın da olacak. Ama en önemlisi İstanbul’daki dalış noktaları belirlemek. Bu noktaların belirlenip, işaretlenmesi ve dalış için uygun hale getirilmesini çok önemsiyoruz. Dünyada çok yaygın olan dalış turizminde biz de olmalıyız.
Bu mümkün mü?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Tabi ki, olması gereken bu zaten. Malezya’da Lembeh Boğazı denilen bir yer var. Kötü bir suyu olduğunu södüşünürsünüz ilk anda. Ama çok canlı bir yapısı da var. Dünyanın her yerinden insanlar o boğaza makro fotoğrafçılık yapmaya gider. Küçücük canlıların fotoğraflarını çekmek için gidiyorlar. İstanbul’un Lembeh’ten eksiği yok, fazlası var. Kentimiz böyle bir turizm destinasyonu için çok güzel bir nokta. Bunun ön plana çıkarmayı amaçlıyoruz.
Belgesel için kaç noktadan dalış yapıldı?
RECEP ŞEN:
Uçtan uca, İstanbul’u çevreleyen 33 noktada, 52 günde 100’den fazla dalışta elde edilen 4K görüntüler, belgeselin temelini oluşturdu. Proje kapsamında Beylikdüzü’nden Ortaköy’e, Çengelköy’den Şile’ye görüntülemeler yapıldı. Çekimlerde 130’a yakın türü gözlemledik ve kayıt altına aldık.
Sizi en çok şaşırtan görüntü neydi peki?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Zostera marina türü bir deniz yosununu Beykoz’da, Filburnu Dalyanında gördük. Bu şaşırtıcıydı, insanların görmeden inanması zor. Çeşme gibi bir deniz vardı. Her türlü balık da vardı dolayısıyla. Akdeniz kökenli mırmır, tekir, ispari gibi balıklarından bahsediyoruz. Zozteraların sayesinde oraya gelmişler. Bu yosun aslında çok hassastır. Akdeniz’de bu türün yakın akrabaları bitiyor. Antalya çevresinde tarım ilaçlarının yoğun bir şekilde kullanılması azalmalarına neden oldu. Oysa bunlar ekosistem için çok önemli canlılar. İstanbul’da hep varlardı, var olmaya devam da ediyorlar.

BESİN DOLU BİR DENİZ

Beyaz çalı mercanları da var galiba...
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Evet, normalde bu canlılar, 50 metreden daha derinde yaşarlar. Ancak burada 20 metrede karşılaşabiliyorsunuz. Bunun nedeni, yukarıda kalan Karadeniz suyunun besin dolu olması. Farklı bir katman oluşturup, ışığın geçirgenliğini de azaltması.

Adalar rezerv alan ilan edilmeli

Bölgelere göre değişiyor mu canlıların yaşam alanları? Sarayburnu’nda hangi tür canlılar var, Ortaköy’de neler yaşıyor mesela?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
İstanbul’un ekosistemi bir bütün. Lokal olarak özellikle Maltepe ve Caddebostan arasında denizatı popülasyonunu var. Sığda bunlar, derinde de değil. Deniz atları dünya ölçeğinde ve Akdeniz’de nesli tükenme tehdidi altında. Ancak İstanbul’un hemen her noktasındaki tüm dalışlarda onlarla karşılaşmak mümkün. Turizm Müdürümüz Halil İbrahim Bey’le dalışa gittiğimizde de bunu görmüştük. Hatta bizi görüp, merakla çevreye gelen tekneler oldu. En başta deniz atlarına gözlemlediğimizi söyleyince inanamadılar. Halil İbrahim Bey tek tek gösterince de şaşırdılar.
En harektli alan neresi peki?
RECEP ŞEN:
Beykoz dalyanı ve Adalar çok hareketli. Burgazada’daki Madam Martha Koyu o bölgenin en özel noktasıyıdı.
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Adalar’ın deniz rezerv alanı ilan edilmesi gerekiyor. Her tür balık var. Bilmeyenin tropik sanacağı rengarenk deniz canlıları yaşıyor denizimizde.

Sarayburnu’nda sinarit avlamak

Siz hem dalış yapıyorsunuz hem de su altında çekim yapıyorsunuz. Nasıl birleşti bu iki ilginiz?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Ben 14 yaşımdan bu yana dalıyorum. Antalyalıyım, Tarabya’da büyüdüm. İletişim fakültesinden mezun oldum, yüksek lisansımı da sualtı çekimleri üzerine yaptım.
RECEP ŞEN:
Gölcüklüyüm ben de. Profesyonel olarak 10 yıldan bu yana dalıyorum. Öncesinde amatör olarak yapıyordum. Fotoğraflar da çekiyordum. Özgürle tanışınca işin içine profesyonel su altı çekimleri, görüntülemeler de girdi.
Çocukluğunuzdan bugüne denizin altının değişimi oldu mu?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
Olumlu değişimler de var, olumsuz olanlar da. Çocukluğumda bir teknemiz vardı. Ama inanır mısınız biz Tarabya Koyu’nun yanına yaklaşamazdık. Kahverengi bir su olurdu ve köpürürdü. Hatta teknelere zarar verirdi bu durum. Şimdi Tarabya koyunda masmavi bir su var. Biz çocukken yazın hiçbir yerde balık bulamazsak Bebek’e gider, orada izmarit avlardık. Ama şimdi izmarit yok. Çünkü kaçak midye avcılığı muhtemelen bu türü bitirdi. Eski üstatların anlattığına göre Boğaz’da inanılmaz bir ekosistem varmış. En eski balıkçılarımızdan biri İrfan Yürür bana katman katman balık olduğunu anlatmıştı. Sarayburnu’nda sinarit avlıyorlarmış. Bu balığı şu an anavatanı olan Akdeniz’de bile zor buluyoruz. Düşünün ne kadar büyük bir canlılık olduğunu. Yine de İstanbul hala çok canlı ve güzel.

Lüfer İstanbul demek

İstanbul’a has bir
balık var mı peki?
S. ÖZGÜR GEDİKOĞLU:
İstanbul’a has bir balık yok ama İstanbul’u temsil eden balık bence lüferdir. Lüfer her yerde var ama hiçbir yerde bu hayvanın santim santim hesabı yapılıp, isimlendirilmemiş. Defneyaprağı, çinekop, kaba çinekop, sarıkanat, kaba sarıkanat, lüfer, kaba lüfer. En büyük hali sırtıkara ama maalesef o kadar büyümesine izin vermediğimiz için onun neslini kaybettik sayabiliriz. Lüfer İstanbul demek.

Ön yargıyı kırmak istedik

İBB Kültür Daire Başkanlığı Turizm Müdürlüğü’nün hazırladığı belgesel Türkiye için bir ilk olma özellği de taşıyor. İBB Turizm Müdürü Halil İbrahim Şan ise şunları söylüyor: “Yıllardır İstanbul’un denizlerinin hiç bir canlının yaşamasına imkan tanımayacak kadar pis olduğu söylendi. Fakat bu doğru değildi. İşte Biz İBB Turizm Müdürlüğü olarak bu ön yargıyı kırmak, işin doğrusunu göstermek için önemli bir çalışmaya imza attık. İstanbulumuzun şimdiye kadar pek bilinmeyen deniz altı yaşamına dair “2 Deniz 1 Şehir” isimli bir belgesel hazırladık. İstanbul gerçekten de muhteşem bir şehir. Tarihi ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra dünyada ender görülen oşinografik özelliklere de sahip bir metropol aynı zamanda. Cumhurbaşkanımızın başlattığı 94 ruhundan ilham alıyor ve çalışmalarımızı bu misyona göre şekillendiriyoruz. İstanbul’un turizmde çok daha ileri basamaklarda olması gerektiğini inanıyoruz. Bu amacı gerçekleştirmek için de var gücümüzle çalışıyoruz. Hedeflerimiz arasında İstanbul’u dalış sporları merkezi yapmak da var.”

#Boğaz
#Balık
#Akdeniz