Hayat Bir bilgenin ardından

Bir bilgenin ardından...

6 Aralık’ta vefat eden ilim ve fikir dünyamızın önemli isimlerinden filozof Teoman Duralı’yı yakından tanıyan üç isim Yeni Şafak Kitap’a anlattı.

Abone Ol Google News
Halil Solak Yeni Şafak
Bir bilgenin ardından...
Teoman Duralı

O an anladım özel bir insanla karşı karşıya olduğumu / Beytullah Çakır - TRT 2 / Editör

Teoman Duralı’yı anlatmaya hangi söz yeter, inanın bilmiyorum. Kimi insanları anlatabilmek gerçekten çok zor, onları yaşamak lazım. Teoman Hoca da böylesi insanlardandı. Bu söylediklerim, onu tanımayanlar için abartılı gelebilir fakat onu tanımış, muhabbetine nail olmuş, rahle-i tedrisinden geçmiş herhangi birine sorduğunuzda da benzer şeyleri işiteceğinize emin olabilirsiniz. Onunla 2018 yılının Eylül ayında tanışmak nasip oldu. Henüz kurulmakta olan TRT 2’de editör olarak işe başlamıştım. Talihe bakın ki, Felsefe Söyleşileri programı emanet edilmişti bana. Ve programda sabit konuk olarak düşünülen kişi ise Teoman Duralı’ydı. Allah’ım ne sevap işledim, kimin duasını aldım ki acaba, beni böylesi bir lütfa mazhar ettin diyordum kendi kendime. Hâlâ da demeye devam ediyorum. Hoca ile telefonda konuşmuş ve program hakkında bir planlama yapmak için sözleşmiştik. Heyecan içinde kendisini bekliyordum. Heyhat vakit gelip çatmıştı ve Hoca anlaştığımız saati biraz geçirerek buluşma noktasına gelmişti. Orada ve o an anladım aslında sadece büyük bir fikir adamıyla değil, aynı zamanda ne kadar özel bir insanla karşı karşıya olduğumu. Zira gecikmiş olmasından dolayı defalarca özür dilemiş, onu bekleyen herkesten helallik istemişti bütün samimiyetiyle. Sahi onun seviyesinde olan kaç kişi gösterebilirdi ki bu fazileti? İşte buydu Teoman Duralı… Vefa, sadakat, nezaket duygularıyla yoğrulmuş bir ruh ve belki hepsinden önemlisi her daim ödev bilinciyle düşünen ve düşündüğü inandığı gibi yaşamaya gayret eden bir çelebiydi. Öyle ki çekimler için kanal binasına geldiğinde yanında getirdiği ve içinde kıyafetlerinin bulunduğu çantayı taşımak isteyene; “Yahu elim, ayağım tutuyor, üstelik bu benim ödevim senin değil” diyecek kadar hassastı bu konuda.

Yazar-yayıncı ilişkimizde de, benim talebeliğim devam etti / Asım Erverdi - Dergâh Yayınları Genel Müdürü

Teoman Duralı benim İstanbul Üniversitesi’ndeki Felsefe kürsüsündeki hocalarımdan biriydi. Birçok talebesi gibi ilk dersinden itibaren kendisinden çok etkilendim. Konusuna ve sınıfa hakimiyeti hayranlık uyandırıcıydı. Talebelerden gelen her soruya belli bir seviyenin altına düşmeden cevap verir, hem talebeyi hem soruyu bir üst kademeye taşırdı. Mezuniyetimden sonra yayıncılık alanında daha aktif bir vazife alınca hocamla da beraberliğimi, bu sefer yazar-yayıncı ilişkisi şeklinde devam ettirmeyi istedim. Hem hocamdan faydalanmak hem de Türkçedeki felsefe yayınına katkı sağlamak istiyordum. Bu çerçevede kendisinin kitaplarını yayınlamakla birlikte, yeni eserler sahibi olmasına da elimden geldiğince yardımcı oldum. Bir müddet sonra kendisinin kuruculuğunda Kutadgubilig Felsefe-Bilim hakemli dergisini de yayın hayatına soktuk. Yazar-yayıncı ilişkimizde de benim talebeliğim devam etti. Yayınevini ziyaret ettiğinde veya Kutadgubilig dergisi için yaptığımız düzenli toplantılarda hocamdan azami istifade etmeye çalıştım. Talebesi iken kendisinden öğrendiğim bazı özelliklerine yazar-yayıncı ilişkimizde de şahit oldum. Bunlar kabaca şöyle özetlenebilir: İnsanların önünü açma ve onlara kendi mecralarını bulmada yardımcı olma, büyük soruların peşine titizlikle düşmek.

Hem sözleriyle hem de haliyle irşat etti / Gökdemir İhsan - Yazar

TVNET’te uzunca bir süre devam edecek olan “N’aber” adlı programın ilk konuğu Teoman Duralı idi. Kameranın ve ışığın kurulması sırasında piposundan kısa nefesler alıp akademinin ahvalinden, felsefe-bilimin hak ettiği yerde olmadığından bahsetmişti. Türk akademisinin bir yaraya merhem olamayacağını erkenden fark ederek orta ikiden ayrılmış bir anarşist olsam da, karşımda duran zatın alelade bir profesör olmadığını apaçık görebilmiştim. Karşısındakini nezaketiyle sarmalayan samimiyeti ve ondan ayrılmayan vakarı odayı dolduruvermişti. O günden itibaren hocanın tevazuuyla “dostluk”, fakirin “bendelik” tabir ettiği ilişki başlamış oldu. Hoca hem sözleriyle hem de haliyle irşat etti. Öyle tatlı tahkiye ederdi ki onu dinlerken hikâyeciliğimden utanırdım. Hocanın resmî talebesi olamasam da ondan çok şey tahsil ettim: Felsefenin aşkla nasıl yapılacağını, modern zamanlarda Müslüman Türk bir bilim adamı olmanın ne olduğunu, Türk beyefendiliği töresinin nasıl yaşatılacağını hoca hayatıyla öğretti. Biz hocanın feyzinden feyizyâb olduk fakat ona layıkıyla hizmet edemedik, bu dünyadaki misafirliğinde onu layıkıyla ağırlayamadık. Rabbi onu cennetinde lütfuyla ağırlasın; menzili mübarek, derecâtı âli olsun. Hû.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.