Aralık ayında gösterimi yapılacak olan Uçurtmam Tellere Takıldı belgeseli Ahmet Kaya'nın Paris'te noktalanan yaşam serüvenini anlatıyor. Yönetmen Ümit Kıvanç “Uçurtmam Tellere Takıldı belgeseli iki soruya cevap veriyor. Birincisi Ahmet Kaya kimdir? İkincisi ise biz bu adama ne yaptık?” diyerek belgeselin içeriğini açıklıyor
Hayır, geçen 19 Ocak'da Hrant'ı andıktan sonra, Hrant'ın arkadaşları olarak bir yerde toplandık. Gülten Kaya da oradaydı. Bir ara bana 'Ahmet'in onuncu ölüm yıldönümü ve biz şimdiye kadar bir şey yapmadık. Bir belgesel çekelim mi?' dedi. Ben de seve seve kabul ettim.
E tabi. Bu belgesel ilk olarak Ahmet Kaya diye bir adamı anlatıyor. Aslında iki soruya cevap veriyor. Birincisi Ahmet Kaya nasıl bir adamdır, ikincisi biz bu adama ne yaptık? Zaten ben ilk andan itibaren böyle kurgulamıştım. Bir de ben insanların hakkında birilerinin konuşmasını sevmiyorum. Daha önce Kazım Koyuncu ile ilgili bir film yapmıştım. Onda da 3,5 saat sadece Kazım konuşuyor, şarkı söylüyordu. Böylesi bana daha etkileyici ve güzel geliyor.
Ben anlatıyorum ya işte. (Gülüyor) Yani adam kendini anlatıyor, ben de onu başkalarına aktarıyorum. Bir de bizde özellikle ölmüş insanların arkasından konuşan insanlar gerçek şeyler anlatmıyorlar. O insanı kendi kafalarında bir şeyin kahramanı yapıyorlar, yıldızlaştırıyorlar. Şimdi ben 'Ya Hrant da çok keçi herifti' derim. Kavga etmeden beraber iş yapılamazdı onunla. Ama gelip film için sorduklarında, insanlar böyle konuşamıyor. Bir de bu ülkede bir tane Ahmet Kaya diye bir şey yok ki. Bir sürü faşist var Ahmet Kaya dinleyen. Gidip ülkücülere de sorarak film yapabilirsiniz. Onlara 'Peki, siz ne dinliyorsunuz kardeşim?' dersiniz.
Valla ben tutarlılığı, bütünlüğü olan kendi sözleri ve davranışlarıyla çelişmeyen bir Ahmet Kaya anlatmaya çalıştım. Yani ben bir şey kurup da onu anlatmadım. Bunun için çabalamadım da zaten. Elime gelen malzemelere bakınca, bunlardan böyle bir adam çıkıyor. Ama bu Ahmet Kaya denince akla gelebilecek her şeyi kapsıyor demek değil tabi. Hayatta kimseyi tek bir şey gibi anlatamazsın. Bu Ahmet Kaya da daha da fazla böyle. Her şeyden önce çok enteresan bir karakteri var. Hayatında birkaç tane çok farklı durum ya da unsur var. Filmdeki Ahmet Kaya ile çelişmeyen, onun esas parçası olan bir portre.
Elbette söz konusu Ahmet Kaya olunca politikadan, siyasetten kaçınmak mümkün olmuyor ama dediğim gibi Ahmet Kaya kimdir sorusunu cevaplarken o politik kimliğe bakmadım. Bir adam hiçbir zaman siyasi simgelerle anlatılmaz. İnsanlara nasıl davrandığı, saçını ne yaptığı daha iyi anlatır insanı. Belgeseli mümkün olduğunca kısa tutma kaygımız vardı. Öyle olmasaydı daha eklenecek çok şey vardı. Buradaki bu nasıl bir adamdır diye fikir veriyor. Ben daha uzun da tutabilirdim.
Üç saat de yapabilirdim. Bir de ben bu belgesel için hiç görüntü çekmedim. Bir şeyler de çeksem o da filmi daha da güzelleştirirdi. Var olan arşivden ve Can Dündar'ın yapmış olduğu röportajdan görüntüler kullandım. Ben müzikal anlamda Ahmet Kaya hayranı değilim. Ama hayranı olsam, en az 30 parçasını baştan sona izlemek isterim belgeselde. Sıkılmam da bundan.
Hem arşivi, hem de Gam Müzik'teki Ömer Ovacık iyiydi. Yani Türkiye'de onun yaşında bu kadar sistemli düzenli çalışan duruma hakim insan sayısı çok azdır. Bizim yaptığımız işlerde temel problem budur. Malzeme bulunamaz, genellikle karmakarışıktır. Ömer bana o görüntüleri sistemli olarak verebildi. Ben de onları alıp, izleyip, aktardığım için işim çok kolaylaştı. Normalde benim yükümün bir kısmını Ömer baştan kaldırmış oldu. Tabi ki arşivde her şey yok. Bazı şeyleri ben bir takım tasarımlarla falan yapıp gidermeye çalıştım.
2,5 ay falan. Aslında böyle bir belgesel için çok kısa bir süre. Fakat ben belgeseli yetiştiremeyeceğim paniğiyle işe öyle bir giriştim ki. Bu belgesel işinde baştan çok doğru kararlar vermiş olursan, onun ödülünü çalışırken alıyorsun. Şimdi de biraz böyle oldu. Her zaman yapmıyorum bunu ama bu belgeselde baştan çok doğru kararlar vermişim.
Özellikle neyin dışarıda bırakılacağı konusunda. Neyi alıp, neyi anlatacağına karar vermek her zaman daha kolay.
Gülten ile sık sık konuştum. Ama o filmi bitmiş halde gördü. Tabii gördüğünde ya şunu koymasan falan dediği şeyler oldu. Beraberce karar verdik. Onların ne olduklarını sorma, söylemem doğru değil.
16 Kasım'da Paris'te anma gecesi olacak. Burada 16 Kasım bayrama geldiği için gösteremeyeceğiz. Türkiye'de anma gecesi 11 Aralık'ta olacak. Orada gösterilecek ilk olarak. Ertesi gün de internete koyacağız. İnternetten izlenebilecek. Zaten biz koymasak da birileri mutlaka yükleyecek.
Evet o gece bir dönüm noktası. Düşünsenize orada bir kadın 'Kürt diye bir şey yoktur' diye bağırıyor. Ama artık Türkiye'de Kürtçe televizyon kanalı var. Şu anda kimse Kürt diye bir şey yok diye bağıramaz. Bu çok absürt bir durum olur. Serdar Ortaç 'Pişmanım. O zaman çok gençtim, bilmiyordum. Memleketteki havada oydu. O sıra çok iyi ve gerekli bir şey yaptığımı sanıyordum' diyor. Öyle hakikaten. O gece oradakilerin çoğu zaten şuursuzdu. Yönetmen Tuncay Önder 'Atın bu adamı' diyor. Sen kimsin, sana ne oluyor ya? Sanki Cumhuriyet'in bekçisi.
Eşinin onuncu ölüm yıldönümünde, onun hayatını anlatan bir belgesel yapmayı uzun zamandır hayal ettiğini belirten Gülten Kaya, bu çalışmayı hiç tereddüt etmeden Ümit Kıvanç'a sunmuş. Kaya, Kıvanç'ın Türkiye'yi algılama biçimini çok doğru bulduğu için onu tercih ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Bu belgesel büyük sorumluluk gerektiriyordu. Geleceğe not düştüğü için güven ilişkisi de çok önemliydi. Bunun için Ümit Kıvanç isminde karar kıldık”. Belgeseli çekerkenki amaçlarını “Bizim asıl derdimiz 1957 yılından bu güne kadar ki hem bir Türkiye fonu vermek, hem de o fonun önünde duran bir muhalif sanatçı portresi ortaya çıkartmaktı. Bu aynı zamanda Türkiye'nin bir yakın geçmiş tarihi olarak da algılanabilir. Çünkü içinde darbeler de, göçler de, yok sayılan konular da var. Kürt meselesi, başörtüsü sorunu, inançlar bunlardan birkaçı” cümleleriyle açıklayan Kaya, geldiğimiz noktada eşinin haklı çıktını belirtiyor. Ahmet Kaya ile ilgili iyi bir arşive sahip olmadıklarını, bu yüzden Can Dündar ve Nebil Özgentürk'ten destek aldıklarını ifade eden Kaya “Biz onun 43 yaşında aramızdan ayrılacağını hiç hesaplamadık. Bunun için iyi bir arşivleme çalışması da yapmadık” diyor. Eşinin bu ülkede asla unutulmayacağına değinen Kaya “Çünkü biz doğru şarkılar yaptık. Ve o şarkılar doğru insanlara ulaştı. Sanatın ve sanatçının taşıyıcısı artık onlar olacak. Pir Sultan Abdullah'ın arkasında hiç kimse durmadı ama hayat onu taşıdı” şeklinde konuşuyor.
Hayatının 24 saatini eşine ayıran Kaya, artık acıyı kanıksadığını söylüyor. “Ben hep Ahmet Kaya'yla iç içe yaşıyorum” diyen Kaya, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O hep benim gündemimde. Onun için acı hep taze. Yani bir belgesel çekmek ve yaşanan acıları yeniden görmek bir çok şeyi tetikliyor elbette. Geri gidiyorsunuz ve çarpıcı karşılaştırmalar yapıyorsunuz. Kuşkusuz ki çok acı verici. Ama bunu yapma sorumluluğu acının üstüne çıkmak zorunda. Aklım bana bunu emrediyor”. Kaya eşi için ayrıca Türkiye'deki son konser görüntülerinden oluşan Ülkemde Son Turnem DVD'sini de hazırladı. Ahmet Kaya üzerinden yaşanan yaman çelişkileri insanlara göstermek istediğini söyleyen Kaya “İnsanlar artık büyük büyük medyalara fazla da güvenilmeyeceğini görecek. Masa başında yazılan haberlerin insanların hayatlarını nasıl kararttıklarını, nasıl finale taşıdığını görecekler. Vay Şerefsiz, Şarkıcı değil bölücü başlıkları atanların ne olduğunu anlayacaklar” diye de belirtiyor. O dönemde bu başlıkları atan insanlarla hiç karşılaşmadığını da belirten Kaya “Ertuğrul Özkök'le o manşetten sonra hiç karşılaşmadık. Zaten biz onunla aynı yerlere gitmiyoruz. Aynı yerden de bakmıyoruz. Ama görsem ne yaparım bilmiyorum. Herhalde yine de öfkemi kontrol etmeye çalışırım” diyor.
Benim için öncelikle inattı. Siz böyle bir adama bunu yaparsanız ben de filmini yaparım ve hiçbir zaman yok olmayacak bir belge olarak ortada bırakırım. Hrant'la ilgili de öyle. Hrant'ın kendisini anlatan bir belgesel yapmak yerine, devletin onun ölümünden sonra neler yaptığını anlatan bir şey yapmayı tercih ettim. Şimdi insanlara umutsuzluk mesajları vermeyeyim de benim hayatta pek umudum yok. Ama büyük bir inadım var. Tamam, her şey istediğiniz gibi olsun, dünyanın yarısı günde bir buçuk dolarla yaşasın, siz de onlar yokmuş gibi davranın, ciplere binin, en zenginler listeleri yayınlayıp bununla övünün, borsa diye bir şey icat edin parayla oynayın, Ermenileri öldürün. Benim bunu değiştirmeye gücüm yetmiyor. Ama ben yaptığım işlerle öyle çomaklar sokarım ki en azından vicdanınızı rahatsız ederim. Böyle bir inat işte siyasi sayılır mı bilmiyorum.
Hrant'la ilgili yaptığım bir film var. Ama daha detaylı bir çalışma yapmak isterim. Kazım Koyuncu, Hrant Dink ve Ahmet Kaya. Bu ülkede saydığım üç isimle ilgili bir iş yapmak çok anlamlı geliyor bana. Bundan ötürü çok mutluyum. Öldüğümde arkamdan bu işler konuşulacak.






