Egomuzu yenmek için birbirimize yardım ediyoruz

Kübra&Büşra
00:0022/01/2012, Pazar
G: 21/01/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Egomuzu yenmek için birbirimize yardım ediyoruz
Egomuzu yenmek için birbirimize yardım ediyoruz

Size bu hafta iki Türk müziği sanatçısı Dilek ve Derya Türkan'dan bahsedelim istiyoruz. Dilek Türkan, Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'ndan mezun olduktan sonra bir süre TRT'de televizyon programı yaptı. Ardından İncesaz grubuna girip orada solist olarak yer aldı. 2011 yılında Aşk Mevsimi albümünü çıkarttı. Aynı okuldan mezun olan Derya Türkan ise klasik kemençe icracısı ve İncesaz grubunda yer alıyor. Onlar Türk Müziğini dünyaya taşıyan ve bunu amaç edinmiş sanatçılarımızdan. Türkan çiftiyle, müziklerini ve evliliklerini konuştuk.

Çift olarak müzik dünyasında yer alıyorsunuz. Bu sizi profesyonel alanda zorlamıyor mu?

Dilek Türkan: Karı koca olarak müzik yapmak zor. Fakat evin dışına çıkıp, iş ortamına girdiğimizde, başka bir boyuta geçiyoruz. O zaman sadece iki müzisyen olarak davranmaya çalışıyoruz.

Kolay oluyor mu peki?

Dilek.T: Bunun için birlikte emek harcıyoruz ve sıkıntı yaşamıyoruz. Ben Derya'ya müzikal açıdan güveniyorum, o da bana güveniyor. Yeri geldiğinde tecrübelerinden de faydalanıyorum.

Derya Türkan: İşini severek yapan, kendini manevi duygularla besleyen hiç kimse problem yaşamaz. Sahneyle, normal yaşamım arasında hiç bir fark yok. Ben evimde eşime nasıl saygı gösteriyorsam, insanların önünde de öyle saygı gösteriyorum. Orada veya sizin yanınızda farklı olmamalı. Biz görsel bir mecradayız. Kalabalığın önünde şarkı söylüyoruz ve onlar da bizi dinliyor. Biz eğer yaptığımız sanatı kendimizden daha çok önemsiyorsak, zaten kişiler ortadan kalkıyor ve benlik kalmıyor. Böyle bir bakış açısında Dilek artık benim eşim olmaktan çıkıyor ve müzisyen bir kimliğe kavuşuyor.

Çevreniz bu ikilik durumunuzu nasıl algılıyor?

Derya T: Biz öyle davrandığımız için dışarısı da bizi öyle algılıyor. Bizi tanımayanlar, karı-koca olduğumuzu anlamıyor.

Akraba olduğunuzu mu düşünüyorlar?

Dilek T: Daha çok kardeşiz zannediyorlar. Çünkü dışarıdan öyle görünmüyoruz. Derya'nın da söylediği gibi biz birbirimizi müzisyen olarak görüyoruz. Belki daha duygusal yaklaşıyor olsak, dediğiniz olabilir.

Karşılıklı zaaf geliştirmeniz normal değil mi? Herhangi bir projede hiç birbirinizi kayırdığınız oldu mu?

Dilek T.: Derya yüzlerce konser yaptı. Dediğiniz gibi bir şey olsaydı hepsinde kolaylıkla yer alabilirdim. Fakat ben bunların sadece bir iki tanesinde yer aldım.

Neden, dedikodu çıkar diye mi?

Dilek. T: Çünkü bayan soliste ihtiyaç duyan bir proje değildi.

Derya Bey bir gün size, bu projeyi başka biriyle yapmak istiyorum derse, tepkiniz ne olur?

Dilek. T: Ben dururken bir başkasıyla neden yapıyorsun demem. Bu müziği nasıl algıladığınızla ilgili. O müziğe kim daha çok yakışırsa o kişi yer almalı bana göre.

Derya T: Eğer bir insan kendi yaptığının ya da yapamadıklarının farkındaysa zaten kararı kolayca verebiliyor. "Ben niye orada yokum" diye kendine sorduğunda, "Çünkü böyle bir şey icab etmiyor" diye cevap vermesi lazım. Eşimi gerekiyorsa projenin içine katarım fakat ben bunu söylemekte bile imtina ederim.

O neden?

Derya T: İnsanlar yüzünden. Onu yüzde yüz hakettiğine emin olduğum halde insanlar; "Görüyor musun eşini kayırıyor" derler diye.

Böyle durumlarda nasıl bir çözüm buluyorsunuz?

Dilek. T: Birlikte çalıştığımız işlerde teklifin proje sahiplerinden gelmesini beklerim.

Geliyor mu peki?

Derya T: Geliyor. Şu zamana kadar hep öyle oldu.

Dilek Hanım'ın İncesaz grubuna girişi nasıl oldu?

Derya T: Cengiz Onural "Dilek'i İncesaz'a alalım" dediğinde ben, "kendisine söyleyin" dedim.

Dilek Hanım İncesaz'dan ayrı bir albüm çıkardınız. İstediğiniz gibi sevildi mi?

Dilek T: Olması gereken ilgiyi görmüyorum. Şöyle bir ilgi var; bu tarz müziği seven bir kesim var. Onlar tatmin oldu ve hoşlarına gitti. Fakat ben o sayının dışına çıkmak istiyorum. Cumhuriyet dönemine ait bir müziği tozlu raflardan çıkarıp, yüzyıl sonra bugüne getiriyoruz.

Bu sizin misyonunuz mu?

Dilek T: Yoo, zevk meselesi. Ben bu zevki hep muhafaza etmeye çalıştım. Albümde opera, tango gibi her tarzdan 18 eser var ve bunlar konser kaydı. Türkiye'de bu yapılmıyor. Çünkü her şeyin eksiksiz olması gerekiyor. Günlerce prova yapılıyor. İki ay olmasına rağmen hala gereken ilgiyi görmemesi beni üzüyor.

Bu albüm sizi İncesaz'dan ayırdı mı?

Dilek T: Hayır. Çünkü bu albüm İncesaz'daki Mazi Kalbimde'yi okumadan önce planladığım bir albümdü. Albüm çıkacaktı zaten onun hazırlığını yapıyordum. O süreçte İncesaz'dan teklif geldi. Böylelikle albüm beş sene ertelenmiş oldu. İncesaz hala devam ediyor.


Başbakan bizi saygıyla dinliyor
Dinleyiciyle aranız nasıl?

Derya T: Bugün iyi müziği anlayan kalmadı. Alt kültür yok olmuş. Bugünün nesli Necip Fazıl dinliyor ama bakıyor, gözünden yaş gelmiyor.

Peki bu sadece dinleyenin eksiği mi?

Müzisyenlerin hiç mi kabahati yok?

Derya T: Elbette, müzisyenlerin de kabahati var. Müzisyenler de hiç bir şey yapmadılar, kendilerini hiç geliştirmediler. Bakıyorsun adamın evinde müzik yok. Kendisinden başka birini dinlemiyor. Bunlar hep ego yüzünden. İnsanlar kendi yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyorlar. Hep o verilen hediyeyi kirletiyorlar. Bazı müzisyenlerin de değeri anlaşılmıyor. Bu bile bile yapılıyor.

Bunda neden bir kasıt arıyorsunuz?

Derya.T: Bir Türk müzisyeni yurtdışında büyük başarılar elde ediyor, dünyanın en prestijli salonlarında kendi ülkesinin müziğinin konserini veriyor, oradaki insanların gösterdikleri değer inanılmaz. Fakat kendi ülkeme gelince durum değişiyor. Kimse aynı saygıyı ve değeri göstermiyor. Amerika algılıyor fakat bir Türk, sekiz yüz senelik bir kültürü algılayamıyor. Burada bir art niyet yok mu?

Size göre bu bilinçli tavrın arkasında ne olabilir?

Derya. T: Batıya yöneliş ve eğitimsizlik var. Ciddi eğitim verilmiyor ve aileler bunun farkında değil. Bir Roman kendi müzik kültürüne sahip çıkıyor. Bu bir Milliyetçilik ya da gelenekselcilik değildir. Normali, olması gereken bu. Fakat bakıyorsunuz bugün kimse Dede Efendi'den haberdar değil.

Dilek T: Buradaki en önemli kriter profesyonellik ve saygı.

Derya T: Biliyor musunuz bizim Avrupa'dan alacak bir şeyimiz yok. Fakat saatinde iş yapmayı onlardan öğrenmemiz gerekiyor. 22 senedir yurt dışında konserler veriyorum. Üç ay sonra vereceğim konser için beni havaalanında karşılayacak olan adamın ismi ve saat kaçta geleceği belli.

Sizin için orayla, burası arasında ne fark var?

Derya T: Çok fark var. Bugün hala konserlerde cep telefonu açık unutuluyor. İnsanlar kendi aralarında konuşuyor veya konserin yarasında kalkıp gidiyor. Normalde ara verilene kadar dışarıya çıkamazsınız. Bu müzisyenden önce kültüre ve müziğe saygıdır. Konserimde müziği sonuna kadar saygıyla dinleyen bir tek başbakanı gördüm. Diğer devlet büyükleri maalesef buna uymuyorlar. Ben en büyük kıyası Yunanistan ile yapıyorum. Dilek'le birlikte yıllardır konser veriyoruz. Geçen yıl, iki kemençe, iki vokal olarak bir buçuk saat konser verdik. Çocuklar bile yerde oturup seslerini çıkarmadan bizleri dinlediler. Hocam İhsan Özgen, Türk sanatçılardan oluşan bir grup kurdu. Konseri beş bin kişi izledi. İstanbul'da onları elli kişi dinledi. Tamburi Cemil, Dede Efendi, kaside ve ilahi okudu. Bunları Yunanlı insanlar dinliyor. Bizim insanımız dinlemiyor.

Medya ile aranız nasıl?

Derya T: Medya bize karşı çok ilgisiz. Berlin Flarmoni tarihinde ilk Türk müziği konserini vermek bize nasip oldu. Türkiye'nin hiç bir gazetesinde çıkmadı. İsim vermeyeceğim, başka batı müziği sanatçılarının devletin parasıyla yaptırdıkları çalışmalar, gazetelerin manşetlerinde yer alıyor. Bu bir art niyet değil midir? Bugün bir Türk Müziği projesinde oldukları için, konserleri iptal olan Batı Müziği sanatçılarına ne diyeceksiniz? Türk Müziği düşmanlığı var.

Sizce neden?

Derya T: Çünkü gerici olarak görüyorlar. Batı Müziği yaparsan Atatürkçü ve ilericisin. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Ben Atatürk'ü severim bu bana ait bir şey, kimsenin bilmesine gerek yok. Fakat hepimiz bir katagori içinde hapsediliyoruz. Neyzen Tevfik'i biz hangi katagoriye koyabiliriz? Bakın bu memleketin parasıyla, dışarıda okutulan insanlar bir gün geldiler ve Cemal Reşitrey ve AKM gibi özel salonlar için, "buradan içeriye Türk Müziği giremez" dediler. Türkiye bu dönemlerden geçti. Bugün Büyükşehir Belediyesi'nin bağlı olan Cemal Reşit Rey'de bir çok batı müziği konserleri yapılıyor. Hiçbir zaman "Buraya batı müziği giremez" denmedi.

Peki dünyadan nasıl görünüyorsunuz?

Derya T: Yaptığımız albümler, dünyanın en prestijli müzik dergilerinde beş yıldız alıyor. Dünyanın en seçkin Amerika ve İngiliz müzik dergilerinde yer aldık. Fakat Avrupa Birliği Konserlerinde bir tane bilet satılmayan sanatçılar, burada ortalığı yıktı geçirdi diye anlatılıyor. Türkiye'nin entelektüeli bu kültüre küfür ediyor. Bu ülkede ne kadar çok küfür ederseniz o kadar entelektüel oluyorsunuz.


Kızımızın müzisyen olmasını istemiyoruz
Tanışma hikayeniz?

Dilek T: Çok uçuk tanışmalar ve teklifler yok hayatımızda. Bizi müzik birleştirdi.

Derya Bey'in hangi özelliğinden etkilendiniz?

Dilek T: İlk müziğinden etkilendim. Kişiliğini daha sonra keşfettim. İki taraf da müzisyen olunca, ortak lisanı yakalıyor ve hislerinizi daha rahat paylaşabiliyorsunuz. Evliliğimizin temelinde bu var. Biz tanıştıktan üç ay sonra evlendik.

Nasıl bu kadar çabuk karar verdiniz, korkmadınız mı?

Dilek T: Bir insanı tanımak için yaptığı iş çok büyük bir referans veriyor. Hele bir de müzisyense, yaptığı işle kişiliğini keşfedebilirsiniz. Enstrumanist bir ensturman çaldığında aslında kendini çalıyordur.

Siz Dilek Hanım'ın nesini sevdiniz?

Derya T: Ben Dilek'te merhamet ve annelik duygusu gördüm. Dilek'in müzisyenliğini beğendiğim halde en çok bu özelliklerini sevmiştim. Ondan sonra sanatını keşfettim. Bir insanda merhamet varsa zaten kötü bir şey yapamaz.

Ego çatışması yaşamıyor musunuz?

Derya T: Bir insan egosunu öldürebilir mi?

Öldüremez...

Derya T: Evet, ancak kontrol altında tutabilir. O da beslenmelerle olur. Sanattan anlamak eğitim ister. Kendini kendinden daha aşağıdaki insanlarla değil, kendinden daha yukarıdakilerle kıyaslayacaksın. Bunu da egoyu öldürmek için değil, kontrol altına almak için yapacaksın. Allah bize bir hediye vermiş. Bunun içinde para, şöhret var. Sevildiğimiz için sözümüz dinleniyor. O hediyeyi ne kadar korumak istiyorsanız o kadar savaş vermek zorundasınız. Biz bu konuda birbirimize yardımcı oluyoruz.

Dilek T: Biz kendi egomuzla meşgul olduğumuz için, birbirimizin egosuyla uğraşmıyoruz. Ona fırsat kalmıyor. Kendimizi her dakika terbiye etmeye çalışıyoruz.

Düzenli yaşama zorunluluğu, çocuk, tüm bunlar sanat hayatınızı olumsuz etkiliyor mu?

Dilek T: Ben bu kalıba inanmıyorum. Derya 10 yıl öncesine göre daha fazla proje yapıyor. Sizin söylediğiniz teze göre bu imkansız. Çünkü evli ve çocuğu var. Benim yaşadığım en verimli süreç ise çocuğum olduktan sonraki dönem.

Derya T: İnsanlar yalnız olduklarında her istediklerini yapabileceklerini düşünüyorlar. Fakat olmuyor sıkılıyorlar çünkü onun da bir süresi var. Türk insanının sanatçı algısı şu; istediğini yapar, bohemdir ve yerlerde sürünür. Böyle bir şey yok. Ben sanatçıyım, istediğimi yaparım, bana uyacaksınız diye bir şey yok. Aksine sanatçının yapması ve öğrenmesi gereken çok şey var.

Kızınızın da sizin gibi müzisyen olmasını istiyor musunuz?

Dilek T: Ben özgür olmasını ve istediği meslekte başarılı olmasını istiyorum. Müzisyen olmasını tercih etmiyorum. Fakat sanatın her hangi bir dalıyla uğraşmasını istiyorum.

Neden? Bir aileye iki müzisyen yeter diye mi?

Dilek T: Anne ve babalarıyla aynı mesleği yapan çocuklar bir takım sıkıntılar yaşıyorlar. Çocuğun yürüdüğü yolda bir takım zorluklar olacak. Aynı mesleği yapan anne babalar o yanlışları öyle iyi biliyor ki, sürekli uyarma ihtiyacı hissediyorlar. Halbuki bazen yanlış yaparak doğruyu bulursunuz. Bu defa o fırsatı çocuğa tanımamış oluyorsunuz. Bu çocuğun gelişimine de zarar veriyor.

Kızınız yetenekli mi peki?

Derya T: Kızımız bir takım yetenek belirtileri gösteriyor. Müzik dinlemeye daha annesinin karnındayken başladı. Doğduktan sonra Kani Karaca'dan, Niyazi Sayım'a, Tamburi Cemil'den, Çaykovski'ye kadar hepsini dinledi. Ayrıca Hint, Japon ve Afgan müziklerini de dinledi. Erkan Oğur'un konserine geliyor. İş bununla bitmiyor, bir de eğitim kısmı var. Peki bu çocuğa çocuğun dünyasına göre müzik eğitimini kim verecek? Türkiye'de böyle bir sistem yok. Çocuklar ancak sekiz yıllık eğitimden sonra enstrumanla tanışıyor.

Müzisyen yerine ne olmasını istiyorsunuz?

Derya T: Ben iyi bir dinleyici olmasını istiyorum. Kötü bir müzisyen olacağına iyi bir dinleyici olmasını isterim. Bizim çalışmalarımızın gölgesinde kalırsa onun için kötü olur. Bugün insanlar iyinin hakkını vermiyor. O çocuk bileğinin hakkıyla başarılı olsa da "annesi ve babası yüzünden oldu" derler diye de endişelerim var.