Gizli gündem: Kızıl Elma

Yusuf Genç
00:0026/01/2014, Pazar
G: 25/01/2014, Cumartesi
Yeni Şafak
Gizli gündem: Kızıl Elma
Gizli gündem: Kızıl Elma

Osman Sınav'ın yönettiği yeni dizi Kızıl Elma'da bir Türk istihbarat mensubunun hikâyesi anlatılıyor. Dizinin senaristi Süleyman Çobanoğlu'na göre 'Milli bir kavram olan Kızıl Elma'nın yeniden kullanıma sunulması gerekiyor.'

Kızıl Elma, Türk televizyon tarihinin doğrudan temalı ilk Türk ajan dizisi. Daha önce Kurtlar Vadisi gibi yakın örnekleri olsa da doğrudan MİT'in anlatıldığı ilk dizi. Henüz iki bölümü yayınlanan Kızıl Elma'nın senaristi şair Süleyman Çobanoğlu, 'Kızıl Elma'nın yaklaştıkça uzaklaşan bir şey' olduğunu söylüyor.

İlk kez Türk ajan dizisi, Türk istihbaratını anlatan bir dizi yapılıyor ve senaryosunu siz yazıyorsunuz. Dizi, Türkiye'nin bugünkü sosyal ve siyasal tavrından bağımsız bir fikir olarak mı ortaya çıktı, nasıl oldu?

Bu, zaman gözetilerek yapılmış takvimli bir iş değil. Kızıl Elma'nın ilk çıkış noktası herhalde benim ilk James Bond seyrettiğim zamandır. Aynı şekilde mesela o Amerika'nın bitmez tükenmez Vietnam temalı filmleri de Sakarya Fırat'ı tetikleyen bir unsurdur. Bir kere Kraliçe'nin adamının yapıyor olup da bizimkilerin yapamıyor olması benim kanıma dokunan bir şey. Anlatabiliyor muyum. Amerikalı CIA mensuplarının, İngiliz MI5 mensuplarının, Fransız DGSE mensuplarının hatta Çinli, Koreli insanların casus filmi var ama Türkiye'de böyle bir şey yok. Bu garip bir durum… Türkiye'de dikkat edin Sakarya Fırat yapılana kadar asker dizisi, Kızıl Elma yapılana kadar da ajan dizisi hiç olmadı.

Peki, neden daha önce bir ajan dizisi yapılmadı bizde?

Bunun sebebi şu, galiba hepimiz doğduğumuzda 'yapabileceğimiz işler ve yapamayacağımız işler' diye net komplekslerle doğuyoruz. Televizyona baktığımızda Jonh Rambo'nun tek başına Afganistan'ı işgal etmesi zihnimize sığıyor ama Osman Kanat'a alışana kadar belli bir zaman geçiyor. Jonh'ın yaptığını Murad yapamaz diye bir ön kabulümüz var. Ben biraz bilinçli olarak bunun üstüne gidiyorum. Söyleşiden önce seninle konuşurken Ömer Seyfettin'den söz etmiştik. O'nun takındığı tutumu takınmaya çalışıyorum. Olumlu örnekler, olumlu rol modeller ve ufuk açıcı, cesaret verici figürler. Televizyon dünyasında bunu yapmaya çalışıyorum. Yani düşünün ki dizi satmadığınız ülke kalmamış, bütün Ortadoğu'da, Balkanlar'da Türk dizileri izleniyor ama biz dönüp dolaşıp bir konağın içine insanları tıkıştırıp dedikodu yaptırıyoruz. Bunun dışına çıkmak gerekiyor artık.

TÜRKİYE YENİDEN UMUT OLMALI
Birçokları için ürkütücü bir şey, Kızıl Elma denildiğinde Roma geliyor akla. Türkiye'nin aklından geçen ama kimseye söyleyemediği, şey bu mu?

'Türkiye'nin aklından geçen ama kimseye söylemediği şey'in petrol olmadığı kesin. Bunu söyleyebiliriz. Yani Amerikan emperyalizminin öncelediği şey değil. Şüphesiz dünyayı fethetmek, dünyayı kana bulamak, insanları tahakküm altına almak meselesi de değil. Bunu iddia eden insan, Türkiye'nin bütün tarihsel tecrübesini inkâr ediyor demektir. Ama şunu gözden kaçırmamak gerekir, Türkiye dediğimiz ruhun, özellikle Avrasya'da, Ortadoğu'da ve giderek bütün dünyada bir umut olmaya, insanların ve insanlığın arkasında duran bir güç olmaya herkesten çok yakın olduğunu düşünüyorum.

Bunu hangi dinamikleri itibariyle söylüyorsunuz?

Şüphesiz tarihsel çizgi itibariyle söylüyorum. Yani mazlumun arkasında durmak düşüncesi Türkiye'nin bugün icat ettiği bir şey değil. Bu Türkiye'nin yüzyıllar boyunca yaptığı bir şey. Ben bir şair olarak sana kestirmeden şunu söyleyeyim, Mali'ye asker gönderdiğinde Fransa'ya, 'senin Afrika'nın ortasında ne işin var' diyecek bir kutbun olması lazım bu dünyada? Ben Türkiye'yi buna nazmet görürüm. Çin'e, Doğu Türkistan'da yaptığı akıl almaz zulüm karşısında 'artık biraz dur diyecek' bir gücün olması lazım. Bunun için ben Türkiye'nin acilen büyümesi gerektiğini düşünüyorum.

İSLAMLIĞIN ÖZÜNÜ FARK ETMEK GEREKİYOR
Tam bu noktada yapılan eleştiriler üzerinden gidelim. Kızıl Elma'nın fragmanları üzerinden 'devletçi' bir yerde duruyor denildi. Bunu Kemalist devrimlerin 'devletçiliğinden' ayıran şey nedir?

Şudur, bu Türkiye cumhuriyetiyle sınırlı bir mesele değil. Bir MİT ajanının yeminini Yeniçeri gülbankı gibi yaptık. Ben öyle yazdım bunu. Ben Türkiye'nin tarihini yüz yılla başlatıyor değilim. O tartışmaya bile gelmez. Ama bugün bütün olumlu ve olumsuz taraflarıyla Türkiye Cumhuriyeti'ni de çok aziz ve önemli bir tecrübe olarak görüyorum. Bizim Milli Mücadele'mizi hariç tutarak soruyorum; bütün İslam âleminin son yüzyılda yaptığı en önemli atılım nedir? 1974 Kıbrıs Harekâtı'dır. Nasıl peki? Eğer İslamlığın özünü biliyorsak bu bize doğal gelir. Şairiz ya şiirle söyleyeyim: 'Aldın hezar bütgedeyi mescid eyledin / Nakus yerlerde okuttun ezanları.' Bu şiiri hatırlamak lazım. İslamlığın özü, çan çalan yerde ezanı okutmaktır. Puthaneyi mescid yapmaktır. Geleneğin söylediği budur, bunu ben uyduruyor değilim. İşin aslını gözden kaçırınca bitmez tükenmez siyasi mülahazalara falan dalıyoruz. İşin esası Müslüman basireti ile ilgilidir. Bu memleket, yağ kuyruklarında, petrol krizinde debelenirken kömür şileplerini bozdu, çıkarma gemisi yaptı ve gitti oradaki Müslümanları, oradaki Türkleri kurtardı. Bu bir atılım değilse nedir. Ben tarihi böyle okuyan bir adamım.

Fransa'ya 'Senin Orta Afrika'da ne işin var' demek, çokça teknik meseleleri çözmüş olmayı gerektirmiyor mu? İş dönüp dolaşıp buraya geliyor…

Geliyor ama paradoksal bir şekilde teknik bu işin en kolay tarafı. Bakın bu son krizler falan olmadan Türkiye uçak gemisini falan tartışıyordu ufak ufak. Bunlar öyle çok da uzak hedefler değil. Asıl önemli olan şu, bir problem var özellikle kültür ortamında, insanlar bunun önemini kavramaktan uzaklar. Körfez Savaşı'ndan Irak'ı bombalayan Amerika'ydı ama Körfez Savaşı'nı anlamlandıran bir Fransız filozofuydu, Jean Beadrilluard. Dedi ki 'ben bu savaşı pornografik buluyorum'. Şimdi attığımız adımları anlamlandıracak, felsefi, sanatsal ve kültürel anlamda bizim için düşünüp, yorum yapacak büyük insanlara ihtiyacımız var. Amerika uçak gemilerini kaybetse büyük darbe yer, evet ama batmaz. Ama Amerika, Harvard'ı, Yale'i, Coloumbia'yı kaybederse Amerika diye bir şeyden söz edemeyiz. Mesele budur. Eğer düşünce anlamında, sanat anlamında bir patlama yapamazsak istediğimiz kadar havaalanı yapalım, istediğimiz kadar fabrika yapalım, ordumuzu modernleştirelim falan bir şey olmayacak. İngiltere'nin işgal faaliyetlerini Oxford'dan ya da Cambridge'ten bağımsız düşünebilir misiniz? İngiltere'nin Hindistan'ı işgal etmesinin iki önemli faktörü vardır; birisi çay şirketi diğeri de Rudyard Kipling'tir.

Meryem, Bacıyan-ı Rum'dan bir figür
Meryem Hanım karakteri üzerine duralım. Normalde devlet, 'baba'dır. Ama Kızıl Elma'da devlet 'ana' var. Bu ikisi arasında bir fark var mı? Siz tercih mi ettiniz?

Kemal Tahir'e selam verelim istedik. Meryem karakteri özellikle tercih ettiğimiz bir karakter, çok doğru bir okuma. 'Devlet Baba' değil bir 'Devlet Ana' durumu var orada. Mesela Arapların peder merkezciliği herkesin bildiği bir husustur. İslam'ın sirayet ettiği bütün kültürlerde de bu biraz yerleşmiştir ama Türk geleneğinde hatun çok güçlü bir imge, çok güçlü bir figürdür. Bunun referansları için Dede Korkut okumak yeterlidir aslında. Kadın erkek arasındaki bugün yaşadığımız kısır kapışma durumu sonradan oluşturulmuş bir şey. Ömer Lütfi Barkan'ın meşhur Kolonizatör Türk Dervişleri'nde üç sınıftan bahsedilir. Gaziyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum. Gaziyan var, Abdalan da iyi kötü var diyoruz da 'Bacıyan' nerede bununla ilgili ikinci bir metin yok. Meryem karakteri işte o Bacıyan-ı Rum'dan biri olarak tasarlandı.

Dizinin mottosunda da tanıdık olduğumuz bir klişeye tersinden yaklaşıyorsunuz. Genelde insanlara ülkeleri için ölmeleri salık verilirken siz, 'ülken için yaşa, aşkın için öl' diyorsunuz…

Tabi, burada da alışılagelmişin dışında bir şey söylüyoruz, bu da bilinçli yapılmış bir tercih. Bütün üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de yakın zamana kadar 'ülken için öl' düşüncesi alttan alta işlenirdi. Bu şüphesiz aziz bir şeydir, Çanakkale'de savaşan askere bunu söylemek zorunda kaldı bu millet ya da Dumlupınar'da savaşan askerine bunu söylemek zorunda kaldı. Ama artık ülkemiz için yaşamanın bir yolunu bulmamız lazım. Yaşamayı ülken için yapman lazım. Eğer öleceksen git aşkın için öl. Ama bu ülke için yaşamayı bir dene.

Aslında bir ülküdür

Kızıl Elma ülküsüyle ilgili Süleyman Çobanoğlu şunları söylüyor: 'Türkiye'de birçok şey gibi kirletilen bir kavram. Tıpkı Ergenekon kavramı gibi… Bugün Amerika'da eline mısırını alıp sinemaya giden ortalama herhangi bir insana sorsanız, Holy Grail'ın ne olduğunu bilir. Bunun Batı mitleri için ne anlama geldiğini bilir. İbrani-Hristiyan kültürüne mensup olan biri excalibur kavramını bilir. Çünkü filmi vardır, çizgi filmi vardır, romanı vardır, şiiri vardır. Holy Grail'ın en son Da Vinci şifresinde işlenmiş ve 300 milyon kişi tarafından izlenmişti. Matrix üçlemesini sen Hristiyanlığın temel kaynaklarından bağımsız düşünebilir misin? Ama Türkiye'de dini ya da milli hiçbir arkaik kavram yeniden kullanıma sunulmuyor. Kızıl Elma da bunlardan birisidir. Tarihten gelen bir tarafı var bunun, padişah yeniçerileri ziyaret ettiği zaman 'Çocuklar kızıl elma'da görüşürüz' diyerek vedalaşıyor. 'St Pierre katedralinde atımı yemleyeceğim' diyor. Kızıl Elma, bir dönem Bursa oluyor, bir dönem İstanbul oluyor, bir dönem Budin oluyor. Bir dönem Roma oluyor, Rimpapa'nın ta kendisi oluyor. Kızıl Elma yaklaştıkça uzaklaşan bir ülkü aslında. '