Kullarından padişaha manzara resimleri

Emeti Saruhan
00:0024/06/2012, Pazar
G: 23/06/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Kullarından padişaha manzara resimleri
Kullarından padişaha manzara resimleri

Sanatın gelişmesine destek olan Osmanlı Sarayı'na ressamlar tarafından sunulan resimler, başına "Kulları" ifadesi konularak imzalanıyordu. Bu imzayı taşıyan resimler saray merkezli gelişen resim zevkini görmemiz, kültür tarihini okumamız açısından kaynak oluşturuyor.

Osmanlı sarayı ilim ve sanata her zaman değer verdi ve destekleyerek gelişmesine katkıda bulundu. Alimlerin önünde diz çökerek sohbetlerinde bulunan padişahların yanı sıra, şairlerin bir mısrasına keselerce altın döken, ressamlara portresini yaptıran padişahlar sayesinde ilime ve sanata talep artıyordu. Saray kültür ve sanatın üretim merkezi olarak da önemli bir rol üstleniyordu. Abdülaziz gibi bizzat kendileri de sanatla ilgilenen Osmanlı padişahları sanatın gelişmesi için yurtdışına öğrenci gönderiyor, sanatçılara sipariş veriyor, sarayda ya da okullarda görevlendiriyorlardı. Resim sanatının Osmanlı sarayına girişi Fatih Sultan Mehmed'in Venedikli ressamlar Matteo di Pasti, Costanzio da Ferrara, Gentile Bellini'yi davet ederek portresini yaptırmasıyla oldu ancak resmin geniş anlamda Türk Sanatına girmesi ise ancak 19.yüzyılda gerçekleşebildi. TBMM Mili Saraylar, düzenlediği "İhtişam ve Tevazu; Padişahın Ressam Kulları" sergisiyle, isimlerine "Kulları" sözcüğünü ekleyerek imzaladıkları eserlerini saraya sunan Türk ressamları ile ilgili bilinmeyenlerin aydınlatıyor ve bugüne kadar değinilmemiş bir konuya ilk kez dikkat çekiyor.

MANZARA ÇİZEN ASKER RESSAMLAR

Osmanlı'da Batılı anlamda Türk resminin gelişmesi ve ressamların yetişmesinde ders programlarında resim derslerinin yer aldığı Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn ve Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne'nin önemli rolü oluyor. Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn'da genç topçu subaylarının yetişmesi için perspektif ve gölge dersi veriliyor. Bu yeni askerî okullarda resim derslerinin verilmesi asker ressamların doğmasına neden oluyor. Çoğu asker kökenli olan Türk ressamlar ile birlikte azınlık ressamların, levanten ressamların ve yabancı ressamların çabaları, 19. yüzyılda saray çevresinin desteğinde gelişen İstanbul merkezli bir sanat ortamına kaynaklık ediyor. O dönem, henüz suret tasviri uygun görülmediğinden daha çok manzara resimleri yapılıyor. Ancak Batılı anlamdaki bu resimler Batıdan daha farklı şekilde çalışılarak kendi tarzını oluşturuyor. 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul'un sanat ortamında az sayıda da olsa sergiler açılmaya başlanıyor ve Pera başta olmak üzere İstanbul'da pek çok sanatçı atölyesi kuruluyor. 19. yüzyılda eğitim için Avrupa'ya giden Türk öğrencileri, eğitimlerinde modelden figür ve nesne çalışmaları yapmayı öğrenerek ve doğadan gözleme dayalı manzara çalışmaları yaparak dönüyorlar. Ancak sanat eğitimi açısından en önemli adım; 1883 yılında tamamıyla akademik bir sanat eğitimine odaklanmış olan Sanâyi-i Nefîse Mektebi'nin açılmasıyla gerçekleşiyor. 19. yüzyılın son on yılı içinde mezunlarını veren okul, çağdaş Türk resminin en önemli kaynağı oluyor.

Sergide daha çok Sultan Abdülaziz ve İkinci Abdülhamid döneminde yetişmiş ikinci ve üçüncü nesil ressamların eserleri bulunuyor. Türk resminin ilk temsilcileri Osman Nuri ve Şeker Ahmed Paşalarla, Süleyman Seyyid, Osman Hamdi, Ahmed Emin beyler gibi önemli isimlerle onların yetiştirdiği sanatçılara ait 40 tablo, Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde 8 Temmuz'a kadar görülebiliyor.

Milli Saraylar Tablo Koleksiyonu'nda yapıtları bulunan Türk ressamlarının pek çoğu Mekteb-i Bahriye, Mekteb-i Harbiye ve Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn'dan mezun asker ressamlar. Bunlardan bazıları Sanâyi-i Nefîse Mektebi'nde eğitim görmüşler, bazıları da Avrupa'da resim eğitimi almışlar. Ünlü Türk ressamları Osman Nuri Paşa, Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Rıza, Süleyman Seyyid Bey, Hüseyin Zekâi Paşa, Diyarbakırlı Tahsin, Mehmed Ali (Laga) isimlerinin yanına, saraya sunulduğunu gösteren kulları sözcüğünü ekleyerek eserlerini imzalayan ressamlardan.